قَالَ كَذٰلِكَ اَتَتْكَ اٰيَاتُنَا فَـنَس۪يتَهَاۚ وَكَذٰلِكَ الْيَوْمَ تُنْسٰى
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tâ-Hâ Sûresi, 126. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: karşılık, taha 126, taha suresi, ceza, adalet, unutulma, taha suresi 126. ayet, ayet, gün
-
“Allah buyurur: ‘İşte böyle! Sana âyetlerimiz geldiğinde onları unutmuştun, bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun!’”
Bu beyan şu anlama gelir; Kur andan yüz çeviren kişi! Nasıl ki âyetlerimiz sana geldiğinde onlara unutulmuş muamelesi yaptın, ilgilenmedin, bakmadın ve istemedinse sen de öylece cehennemde Rabb’inin rahmetine eremeyip unutulmuş olacaksın. Seninle ilgilenilmeyecek ve durumuna bakılmayacak. Ya da Cenâb-ı Hak şöyle diyecek; Senin kurtuluşun için gelen âyetlerimizi nasıl ihmal ettinse aynı şeklide sen de ihmal edileceksin, cehennemde bırakılacaksın ve senin için kurtuluş olmayacak.
Yorumu Yorumla
-
Kâle (قَالَ)
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde k-v-l kökünün "ağız ve dilin hareketiyle ortaya çıkan anlamlı sesler dizisi, kelam" olduğunu belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, mazi (geçmiş zaman) formunda gelen bu fiilin, mahşer meydanındaki o itiraz dolu feryada (Lime haşertenî a'mâ?) verilen mutlak, nihai ve sarsılmaz ilahi cevabı (Hükmü) başlattığını gramatik olarak sabitler.
Kezâlike (كَذَٰلِكَ)
İbn Fâris, işaret edatı olan "zâ" ve benzetme harfi olan "kâf"ın birleşimiyle "İşte böyle, tam da bu şekilde" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta bu kelimenin ilahi adaletteki "misliyle karşılık verme" (mukabele-i bilmisil) ilkesini perçinlediğini ifade eder. Kulun dünyadaki eylemi ile ahiretteki sonucun (cezanın) birbirine ontolojik olarak tıpatıp uygun olduğunu, hiçbir haksızlık bulunmadığını gramatik bir mühürle vurgular.
Etetke (أَتَتْكَ)
İbn Fâris, e-t-y kökünün "gelmek, ulaşmak, apaçık ortaya çıkmak ve getirilmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Mazi dişil fiil ("etet" / geldi) ve ikinci tekil şahıs meful zamirinin ("ke" / sana) birleşiminden oluşur.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin barındırdığı teolojik kesinliğe odaklanır. Ayetlerin (hakikatin) insana gizli saklı, ulaşılamaz veya anlaşılmaz bir şekilde değil; bizzat ayağına kadar "geldiğini" (etetke), muhatabın zihnine ve kalbine doğrudan temas ettiğini sosyolojik bir perspektifle analiz eder. Sorumluluğun bütünüyle muhataba geçtiğini belirtir.
Âyâtunâ (آيَاتُنَا)
İbn Fâris, e-y-y kökünün "açık işaret, nişan, delil, mucize ve ibret" anlamlarına geldiğini belirtir. Birinci çoğul şahıs zamiriyle ("nâ" / Bizim) tamlama halindedir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik semantiğinde "âyet" kavramının işlevini irdeler. Ayetlerin sadece kitabi metinler olmadığını; varlığın her zerresinde tecelli eden, insanı Yaratıcıya götüren "kozmik ve metafizik işaret fişekleri" olduğunu ifade eder. Bu işaretlerin "Bizim ayetlerimiz" (Âyâtunâ) şeklinde ilahi azamete nispet edilmesinin, onlara sırt dönmenin doğrudan doğruya Mutlak Varlık'a sırt dönmek anlamına geldiğini felsefi bir dille analiz eder.
Fe nesîtehâ (فَنَسِيتَهَا)
İbn Fâris, n-s-y kökünün "bir şeyi hatırdan çıkarmak, önemsememek, terk etmek ve bilerek ihmal etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Başındaki "fe" (takip) edatı, ayetlerin gelmesiyle insanın onları yok sayması arasındaki o anlık ve kasti tercihi bağlar.
Râgıb el-İsfahânî, "nisyan"ın burada basit bir hafıza kaybı olmadığını; ayetlerin (hakikatin) değerini düşürmek, onları hayattan dışlamak ve bütünüyle "terk etmek" (ihmal) manasında kullanıldığını detaylandırır.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin barındırdığı edebi ironiyi tahlil eder. Dünyadayken Allah'ın ayetlerini "unutan" (nesîtehâ) yani onları görmezden gelen kişinin; mahşerde "Neden körüm?" diye sormasındaki o devasa tutarsızlığı inceler. Görmeyi reddedenin (unutanın), görmekten mahrum bırakılmasındaki o sarsıcı metinsel estetiği okur.
Ve kezâlike (وَكَذَٰلِكَ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, atıf harfi (vav) ile tekrarlanan bu işaret yapısının; sebep (dünyadaki unutuş) ile sonuç (ahiretteki unutuluş) arasındaki o kusursuz simetriyi ve kaçınılmazlık yasasını gramatik olarak ikinci kez mühürlediğini aktarır.
El-yevme (الْيَوْمَ)
İbn Fâris, y-v-m kökünün "zaman dilimi, içinde bulunulan an ve mutlak gün" anlamına geldiğini belirtir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu zaman zarfının ahiret bağlamındaki ezici "şimdiki zaman" vurgusuna dikkat çeker. Dünyadaki o uzun, unutkanlığa müsait ve dağınık zamanın bittiğini; artık telafisi olmayan, her şeyin çıplak ve anlık olduğu o "Büyük Gün"e (El-yevm) girildiğini kozmolojik bir dille analiz eder.
Tunsâ (تُنْسَىٰ)
İbn Fâris, n-s-y kökünün meçhul (edilgen) muzari formudur ("Unutulursun").
Gabriel Said Reynolds, Kur'an teolojisindeki bu dehşet verici "ilahi unutuş" metaforunu çözümler. Allah'ın hiçbir şeyi gerçekten unutmayacağını (noksanlıktan münezzeh olduğunu) hatırlatarak; buradaki "tunsâ" (unutulursun) ifadesinin, günahkarın ilahi rahmetten, şefaatten ve inayetten bütünüyle "mahrum bırakılması, kendi karanlığına terk edilmesi ve yok sayılması" olduğunu analiz eder.
Dücane Cündioğlu, kelimenin felsefi ve varoluşsal trajedisini tahlil eder. İnsanın dünyadayken kibriyle "Ben varım, Tanrı'nın ayetleri yok" diyerek hakikati unutmasının; ahirette Tanrı'nın "Ayetlerim var, sen yoksun/hükmün yok" diyerek kulu bütünüyle varlık alanının dışına (karanlığa) itmesiyle sonuçlandığını belirtir. "Unutulmanın", bir varlık için (özellikle ebediyet meydanında) en büyük ontolojik yıkım ve en acı verici hiçleşme olduğunu estetik bir dille vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla