Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tâ-Hâ Sûresi, 122. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tâ-Hâ Sûresi, 122. Ayet

    ثُمَّ اجْتَبٰيهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدٰى​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Śumme-ctebâhu rabbuhu fetâbe ‘aleyhi vehedâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Sonra Rabb’i onu seçkin kıldı, tövbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti.”

      Sonra Rabb’i onu seçkin kıldı, tövbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti. “İctebâhu” (اجتباه) fiilinin birkaç anlama gelmesi muhtemeldir. Birincisi: Rabb’i onu tövbe için seçti ve ona yöneltti. Ya da Rabb’i onu risâlet için seçti ve ona yöneltti. Bir başka ihtimal Rabb’i onu din için seçti ve tevhide yöneltti. Tevhide yöneltme, bize göre caizdir. Çünkü tevhit ve imanın her vakit ve her an için yenilenme ve ortaya çıkma özelliği vardır. Zira kişiye küfrü her an terketmesi ve bırakması emredilmiştir. Mükellefe küfrü her an terketmesi ve benimsememesi emredilmiş olduğuna göre iman etmesi ve tevhit üzere olması da emrediliyor demektir. Durum zikrettiğimiz gibi olduğuna göre bu bize imanın ve tevhidin her vakit yenilenme ve oluşma özelliği olduğunu gösterir. Aksi takdirde Sonra Rabb’i onu seçkin kıldı meâlindeki cümlenin zâhiri, bundan önce seçkin değildi de Rabb’i onu daha sonra seçkin kıldı demek olur. Fakat bizce uygun olanı belirttiğimiz üzere onun peygamberlik, tevhit, itaat, hayırlı fiiller vb. şeyler için seçilmiş olduğudur. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Summe (ثُمَّ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arapçada atıf (bağlaç) harfi olan bu edatın, "fe" harfinden farklı olarak eylemler arasında doğrudan bir bitişiklik değil, belirli bir "zaman boşluğu, süreç ve terâhî (gecikme)" bildirdiğini aktarır. Adem'in yasak meyveyi yiyip isyan etmesiyle (düşüşüyle) ilahi lütfun ona ulaşması arasında anlık bir geçiş olmadığını; arada insanın kendi hatasıyla yüzleştiği, pişmanlık duyduğu ve yeryüzüne inişin o sarsıcı hüznünü yaşadığı "acı verici bir bekleme ve arınma sürecinin" varlığını gramatik olarak sabitler.

        İctebâhu (اجْتَبَاهُ)

        İbn Fâris, c-b-y kökünün asli anlamının "suyu bir havuzda toplamak, bir şeyi özel olarak seçmek, çekip almak ve kendine tahsis etmek" olduğunu belirtir. İftial babında ve mazi (geçmiş zaman) formundadır.

        Râgıb el-İsfahânî, "ictibâ" kavramının, Allah'ın bir kulunu, onun şahsi çabasından veya ibadetlerinden bağımsız olarak, doğrudan kendi özel rahmetiyle "çekip alması, seçkin kılması ve dostluğuna (velayetine) kabul etmesi" olduğunu ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın varlık ve insan felsefesinde bu kelimenin sarsıcı diyalektiğini irdeler. Adem'in günah işleyip ontolojik bir çöküş (gavâ) yaşamasının hemen ardından mutlak ve ebedi bir lanete çarptırılmak yerine "seçilmiş" (ictebâ) olmasının; Kur'an'ın günah tasavvurundaki o devrimci mantığı yansıttığını belirtir. İnsanın, melekler gibi fıtri ve dümdüz bir itaatle değil; ancak düştükten, yara aldıktan ve o düşüşün acısıyla olgunlaştıktan sonra daha üst bir şuurla (peygamberlikle) seçilebildiğini felsefi bir dille analiz eder.

        Rabbuhû (رَبُّهُ)

        İbn Fâris, r-b-b kökünün "sahip, efendi, koruyan, besleyen ve terbiye eden" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, bir önceki ayette isyan edilen makamın "Rabb" olduğunu, bu ayette ise düşen insanı seçip toparlayan makamın yine "Rabb" (Rabbuhû / Onun Rabbi) olarak zikredilmesinin bağlamına odaklanır. İlahi terbiyenin, kulun en büyük hatasında (isyanında) bile onu terk etmeyip; düşüşü bir olgunlaşma (terbiye) aracına çeviren ve kulu yeniden inşa eden o kesintisiz pedagojik şefkat vurgusuna çeviri ekseninde dikkat çeker.

        Fe tâbe (فَتَابَ)

        İbn Fâris, t-v-b kökünün "dönmek, geri gelmek, vazgeçmek ve yönelmek" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "tövbe" eyleminin Allah'a nispet edildiğinde; kulun işlediği günahtan dolayı ondan yüz çeviren ilahi rahmetin ve affın, kulun kalbindeki pişmanlığı görerek yeniden "kula doğru dönmesi / ona yönelmesi" olduğunu detaylandırır.

        Gabriel Said Reynolds, Kur'an teolojisindeki tövbe mekanizmasının Hristiyan dogmasıyla (asli günah / original sin) olan o devasa kopuşunu bu kelime üzerinden tahlil eder. Adem'in günahının kuşaktan kuşağa aktarılan trajik, onarılamaz ve insanlığı zehirleyen bir lanet olmadığını; Allah'ın bizzat "tâbe" (yönelip affetti) fiiliyle o suçu aynı nesilde, ilk fâilin bizzat kendi üzerinde sıfırladığını ve iptal ettiğini teolojik bir perspektifle analiz eder.

        Aleyhi (عَلَيْهِ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "üzerine" anlamına gelen "alâ" edatı ve üçüncü tekil şahıs zamirinin ("hi" / onun) birleşiminden oluştuğunu aktarır. Tövbe fiilinin bu edatla kullanıldığında (tâbe aleyhi), Allah'ın rahmetinin kulun üzerine adeta gökten inen bir yağmur gibi kapsayıcı ve şefkatli bir "örtü" olarak indiğini; günahın izini bütünüyle temizlediğini gramatik olarak sabitler.

        Ve hedâ (وَهَدَى)

        İbn Fâris, h-d-y kökünün "yol göstermek, öne geçip rehberlik etmek, hedefe ulaştırmak ve doğru istikamet" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hidayet" kavramının, kişiyi arzulanan hedefe lütufla, şefkatle ve apaçık bir işaretle yönlendirmek olduğunu ifade eder.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bir önceki ayette Adem'in trajedisini bitiren "gavâ" (yolunu kaybetti / saptı) fiiliyle, bu ayetin sonundaki "hedâ" (yolunu buldu / doğru yola iletildi) kelimesi arasındaki o kusursuz edebi tezatı (tıbâk sanatını) çözümler. Adem'in kıssasının karanlık bir sapışla veya umutsuz bir sürgünle bitirilmediğini; aksine ilahi metnin o düşüşü anında toparlayıp, kusursuz bir aydınlık ve varoluşsal bir rehabilitasyonla (hidayetle) mühürlediğini sarsıcı bir estetik tahlille okur.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyo-teolojik finaline odaklanır. Adem'in cennetten yeryüzüne indirilmesinin mitolojik bir "cezalandırma/lanet" olmaktan çıkarılıp, hidayet (hedâ) kavramıyla yepyeni bir "yeryüzü misyonuna ve peygamberliğine" dönüştürüldüğünü belirtir. İnsanın dünya serüveninin karanlıkta, yalnız ve el yordamıyla değil; bizzat ilahi bir kılavuzlukla (hidayet donanımıyla) başlatıldığını sosyolojik bir perspektifle analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X