اِنَّ لَكَ اَلَّا تَجُوعَ ف۪يهَا وَلَا تَعْرٰىۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tâ-Hâ Sûresi, 118. Ayet
Daralt
X
-
118. “Burada sana acıkmak da çıplak kalmak da yok.”
119. “Yine burada susuzluk çekmezsin ve sıcaktan bunalmazsın.”
120. “Derken, şeytan şöyle diyerek onun kafasını karıştırdı: ‘Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacının ve son bulmayacak bir hükümranlığın yolunu göstereyim mi?’”
121. “Nihayet ikisi de o ağaçtan yediler. Bunun üzerine mahrem yerleri kendilerine göründü, üstlerini cennet yaprağıyla örtmeye çalıştılar. Böylece Âdem Rabb’ine karşı gelmiş ve yolunu şaşırmıştı.”
Burada sana acıkmak da çıplak kalmak da yok. Yine burada susuzluk çekmezsin ve sıcaktan bunalmazsın ya da güneşe mâruz kalmazsın. Derken, şeytan şöyle diyerek onun kafasını karıştırdı: Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacının ve son bulmayacak ebedi bir hükümranlığın yolunu göstereyim mi? Nihayet ikisi de o ağaçtan yediler. Bunun üzerine mahrem yerleri kendilerine göründü, üstlerini cennet yaprağıyla örtmeye çalıştılar. Biz bu konuyu daha önce ele almıştık. Böylece Âdem Rabb’ine karşı gelmiş ve yolunu şaşırmıştı. Rabb’ine karşı gelen herkes doğru yoldan sapmış demektir, “îsyan” ve “ğavâye” doğru yoldan sapma (غواية) aynı anlama gelir.
Ebû Avsece şu açıklamayı yapmıştır: “Yine burada sıcaktan bunalmazsın”, yani güneşe mâruz kalmazsın. “ez-Zameu” (الظمأ) susuzluk çekmek, “ed-duhâ” (الضحى) sıcaklık demektir. Ebû Ubeyde böyle söylemiştir. Ebû Avsece devamla “tafıkâ” (طفقا) fiili ile “alikâ” (علقا) fiillerinin aynı anlama geldiğini söylemiştir. Bunun için de kelimenin “alika- yaleku- alekan fehüve âlikun ve tâfıkun” (طافق و عالق فهو علقا يَعْلَقُ عَلِق) şeklinde sözlükteki kullanımına yer vermiştir. Ebû Avsece daha sonra diğer kelimeyi ele alarak şöyle demiştir: “el-Hasf” (الخصف) kelimesi hakkında şöyle denilir: Ayakkabı ve mesti diktim demek için “hasaftü’l-huffe” (الخفّ خصفت) tabiri kullanılır. Dikilen ayakkabıya “en-na‘le” (النعل) denilir. Kelimenin çoğulu “en-neâil” (النعائل) şeklindedir. “Maîşeten danken” (ضنكا معيشة) sıkıntılı bir hayat demektir. Ebû Ubeyde gerek ev ve gerekse başka her türlü darlık, “dank” (ضنك) kelimesi ile ifade edilir demiştir.
Yorumu Yorumla
-
İnne (إِنَّ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, cümlenin başına gelerek "tahkik ve tekit" (pekiştirme ve mutlak kesinlik) bildiren bu edatın; ilahi vaadin ve Adem'e sunulan o cennet konforunun sarsılmazlığını, şüphe götürmezliğini gramatik bir mühürle sabitlediğini aktarır.
Leke (لَكَ)
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde aidiyet ve tahsis bildiren "lâm" edatının ikinci tekil şahıs zamiriyle ("ke" / sana, senin için) birleştiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta bu tahsisin, cennetteki o ontolojik güvenliğin ve eksiksizliğin doğrudan doğruya Adem'in şahsına (ve onun temsil ettiği fıtri başlangıca) özel bir ilahi ikram olarak sunulduğunu kaydeder.
Ellâ (أَلَّا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, masdar harfi olan "en" ile cinsini nefyeden olumsuzluk edatı olan "lâ"nın idgamıyla (birleşmesiyle) oluştuğunu aktarır. Kendisinden sonra gelen eylemi (acıkmayı) isme dönüştürerek, onu bütünüyle imkansız kılan ve ebediyen garanti altına alınan mutlak bir "yokluk/olmama" durumunu gramatik olarak sabitler.
Tecûa (تَجُوعَ)
İbn Fâris, c-v-a kökünün "midenin boşalması, yiyeceğe şiddetle ihtiyaç duymak ve açlık" anlamlarına geldiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın varlık ve insan felsefesinde "açlık" (cû') kavramının salt biyolojik ve mekanik bir eksiklik olmadığını irdeler. İnsanın yeryüzündeki en temel varoluşsal kaygısının, bitmek bilmeyen rızık arayışının ve rekabetinin merkezinde bu zafiyetin yattığını belirtir. Cennette açlığın olmamasının (ellâ tecûa), insanın dünyevi hayatta kalma telaşından, geçim korkusundan ve bedensel tükenmişlikten (şekavetten) bütünüyle azade kılındığı o mutlak "ontolojik tokluk ve sükunet" halini temsil ettiğini felsefi bir dille analiz eder.
Fîhâ (فِيهَا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, zarfiyet edatı (fî) ve üçüncü tekil şahıs dişil zamirinin ("hâ" / onun içinde) birleşiminden oluştuğunu; bu korunaklı, açlıktan ve kaygıdan uzak o fıtri durumun, ancak ve ancak "cennetin / ilahi huzurun o sınırları içinde" kalınması şartıyla geçerli olduğunu gramatik olarak belirlediğini aktarır.
Ve lâ (وَلَا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, atıf harfi (vav) ve olumsuzluk edatının (lâ) tekrarıyla, ilahi garantinin tek bir biyolojik ihtiyaçla (açlıkla) sınırlı kalmadığını; insanın bir diğer temel varoluşsal zaafını da kapsayacak şekilde genişleyerek koruma kalkanını pekiştirdiğini aktarır.
Ta'râ (تَعْرَىٰ)
İbn Fâris, a-r-y kökünün "bedeni örten bir şeyin bulunmaması, elbisesizlik, dış etkilere açık olmak ve çıplaklık" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ury" (çıplaklık) kavramının sadece fiziksel bir kumaş eksikliği olmadığını; insanın ayıplarının, kusurlarının, zayıflıklarının ve savunmasızlığının dışarıya vurması (ifşa olması) anlamına da geldiğini detaylandırır.
Dücane Cündioğlu, kelimenin barındırdığı felsefi, estetik ve psikolojik derinliği çözümler. Cennette insanın çıplaklık ve örtünme kaygısı gütmemesinin; onun henüz kendi bedeniyle, arzularıyla ve sınırlarıyla bir çatışmaya girmediği, utanma, günahkarlık ve kendine yabancılaşma (suçluluk) duygusunun henüz icat edilmediği o mutlak "masumiyet ve fıtri bütünlük" halini yansıttığını belirtir. Çıplak kalmamanın (lâ ta'râ), bedenin ve ruhun ilahi şefkatle çepeçevre sarıldığı, hiçbir eksiğin hissedilmediği kusursuz bir ontolojik güvenlik ve estetik örtülme durumu olduğunu sarsıcı bir tahlille okur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla