Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tâ-Hâ Sûresi, 107. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tâ-Hâ Sûresi, 107. Ayet

    لَا تَرٰى ف۪يهَا عِوَجاً وَلَٓا اَمْتاً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lâ terâ fîhâ ‘ivecen velâ emtâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      106. “Yerlerini dümdüz, bomboş bırakacak.”

      107. “Orada artık ne bir kıvrım ne de bir tümsek görürsün.”

      Yerlerini dümdüz, bomboş bırakacak. Bazıları “kaan safsafan” (صفصفا قاعا) tabirine “dümdüz” anlamı vermişlerdir. “el-Kâ‘u” ve "es-safsafu” kelimeleri aynı anlama gelir. Bazıları da bu tabiri “içinde bitki ve ekin olmayan düz arazi”, diye açıklamışlardır.

      Orada artık ne bir kıvrım ne de bir tümsek görürsün. Bazıları “ivecen” (عوجا) kelimesine vadi, “emten” (أمتا) kelimesine de tümsek anlamı vererek bu beyanı şöyle açıklamıştır; Orada artık ne bir vadi ne de bir tümsek görürsün.

      Bazıları da şöyle demiştir; “el-îvec” yükseklik, “el-emtü” düz olmak demektir. Bazıları da “el-emtü” kelimesine tümsek mânası vermişlerdir. Bu beyana şu anlam da verilmiştir: Orada artık ne bir yükseklik ne de alçaklık görürsün. “el-Kâ‘u” (القاع) “es-safsafu” (الصفصف) “lâ terâ fîhâ ivecen ve lâ emten” (أمتا وال عوجا فيها ترى ال) cümlesinin tefsiridir, “lâ terâ fîhâ ivecen ve lâ emten” (أمتا وال عوجا فيها ترى ال) cümlesi de “kaan safsafen” kelimelerinin tefsiridir.

      Ebû Avsece şu açıklamayı yapar: “Yetehâfetûne beynehüm” (بينهم يتخافتون) tabiri “ahfâ savtehû” (صوته أخفى) sesini kıstı [tabirinden] türemedir. “Emselühüm tarikaten” (طريقة أمثلهم) yani “yolu en faziletli olanı” demektir. Ebû Avsece “Safsafen” (صفصفا) kelimesinin, üzerinde hiçbir şey olmayan, toprağı sert düz arazi anlamına geldiğini söyler. “es-Safsaf” düz demektir. Çoğulu “safâsıf” (صفاصف) şeklindedir. “el-Kîân” (القيعان) sözcüğü “el-kâ‘u” (القاع) kelimesinin çoğuludur. “İvec” ve “avec” kelimeleri aynı anlama gelir. “Ve lâ emten” (أمتا وال) tabirinde geçen “el-emtü” eğrilik, yani tümsek demektir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Lâ terâ (لَا تَرَىٰ)

        İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde r-e-y kökünün "gözle görmek, idrak etmek, basiretle kavramak ve şahit olmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Başındaki "lâ" edatı, eylemin imkansızlığını bildiren bir olumsuzluk harfidir.

        Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "rü'yet" eyleminin sadece belirli bir gözlemciye has olmadığını; "terâ" (sen görürsün/görebilirsin) şeklindeki ikinci tekil şahıs (muhatap) kalıbının, o gün o mahşer yerine bakan "istisnasız herkese ve bütün mahlukata" yönelik kapsayıcı, genel ve mutlak bir görme eylemini ifade ettiğini detaylandırır.

        Fîhâ (فِيهَا)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, zarfiyet bildiren "fî" edatının üçüncü tekil şahıs dişil zamirle ("hâ") birleşerek, bakışların ve arayışın doğrudan o dağları parçalanıp savrulmuş olan "yeryüzünün o yeni, çıplak ve engin düzlüğüne" kilitlendiğini gramatik olarak sabitler.

        Ivecen (عِوَجًا)

        İbn Fâris, a-v-c kökünün "doğruluğun, istikametin ve düzlüğün zıttı; eğrilik, bükülme, çukur, kıvrım ve sapma" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Arapçadaki semantik ve fonetik inceliğine dikkat çeker. "Avec" (üstün okunuşuyla) gözle görülen fiziksel eğrilik (ağaç, duvar, zemin bükülmesi) iken; "Ivec" (esreli okunuşuyla) inançta, ahlakta ve adaletteki gözle görülmeyen soyut eğrilik/sapmadır. Kur'an'ın bu yeryüzü (mahşer) tasvirinde kasten esreli "ıvec" kelimesini kullanmasının; o zemindeki düzlüğün sadece coğrafi bir pürüzsüzlük değil, "yargılamada, şeffaflıkta ve adalette en ufak bir haksızlığın, kayırmanın veya eğriliğin bulunmayacağı" mutlak bir ahlaki alan olduğunu analiz eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyolojik ve hukuki boyutuna odaklanır. Dünyadayken güçlülerin, seçkinlerin ve zalimlerin yasaları kendi lehlerine bükerek, eşitsizlikler yaratarak kurdukları o "ıvec"li (kıvrımlı, çarpık ve adaletsiz) sosyopolitik sistemin; hesap gününde bütünüyle düzlenerek, arkasına saklanılacak veya torpil yapılacak hiçbir "eğriliğin/karanlık noktanın" kalmayacağı o eşitleyici sosyolojik dehşeti vurgular.

        Ve lâ (وَلَا)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, atıf (vav) ve cinsini bütünüyle nefyeden olumsuzluk edatı (lâ) tekrarı ile; o düzlükte gözden kaçabilecek en ufak bir istisnanın, zerre kadar bir pürüzün dahi bulunmadığını pekiştiren kesin bir gramatik mühür olduğunu aktarır.

        Emtâ (أَمْتًا)

        İbn Fâris, e-m-t kökünün "küçük tepe, tümsek, bir arazideki ufak yükselti ve çıkıntı" anlamına geldiğini belirtir. Ivec (çukur) kelimesinin tam zıttı olarak, yukarıya doğru beliren her türlü çıkıntıyı ifade ettiğini kaydeder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik (Kıyamet ve ahiret) semantiğinde bu iki kelimenin (ıvec ve emt) zıtlığındaki ontolojik derinliğe dikkat çeker. "Ivec"in aşağıya doğru bir çöküntüyü/kıvrımı, "Emt"in ise yukarıya doğru bir kibri/yükseltiyi temsil ettiğini; ilahi kudretin bu ikisini birden yok ederek ufukta "ne saklanılacak karanlık bir çukur ne de arkasına sığınılacak kibirli bir tepe" bıraktığını belirtir. Madde dünyasının bütün o aldatıcı farklılıklarının varoluşsal bir sıfırlanmayla yok edilerek mutlak tevhidi görünür kıldığını felsefi bir dille analiz eder.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin felsefi estetiğini çözümler. İnsanın yeryüzündeki hiyerarşik düzeninin ve sınıfsal ayrımlarının (alt sınıflar ve üst sınıflar) "ıvec" ve "emt" sembolizmiyle yerle bir edildiğini belirtir. Dünyadayken Firavunlar gibi kendi tahtlarında/tümseklerinde (emt) oturanlarla, çukurlarda (ıvec) sürünenlerin; ilahi mahkemenin o devasa, mutlak ve kusursuz "yataylığında" (safsaf) bütünüyle hizaya çekilip eşitlendiği o sarsıcı adalet estetiğini tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X