Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tâ-Hâ Sûresi, 104. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tâ-Hâ Sûresi, 104. Ayet

    نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ اِذْ يَقُولُ اَمْثَلُهُمْ طَر۪يقَةً اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا يَوْماً۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Nahnu a’lemu bimâ yekûlûne iż yekûlu emśeluhum tarîkaten in lebiśtum illâ yevmâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “İçlerinden en akıl başında olanı, ‘Hayır, ancak bir gün kaldınız’ der. Halbuki söyledikleri şeyi en iyi biz biliriz.”

      İçlerinden en aklı başında olanı. Âyetin metninde geçen “emselühum” (أمثلهم) kelimesi “İçlerinden en aklı başında olanı” demektir. Bazıları da bu kelimeye, en faziletli olanı anlamı vermişlerdir. Hayır, ancak bir gün kaldınız” der. Halbuki söyledikleri şeyi en iyi biz biliriz. Âhiret işlerini ve korkunçluklarını daha iyi bilen ve gören dünyayı daha çok hafife alır ve daha çok hakir görür. İbn Mesûd mushafmda bu âyet “nahnu a‘lemu bimâ yekûlûne iz âle aleyhim iz yekûlu emselühum tarîkaten” (طريقة أمثلهم يقول إذ عليهم آل إذ يقولون بما أعلم نحن) şeklindedir. Ebû Muâz “île aleyhim” (عليهم آل) tabirini şöyle açıklar: Onun bilgisi kendilerine karışık geldi, açık olmadı ve o bilgiyi kaçırdılar. Bu fiil “âleti’l-farîzatü te'ûlü avlen” (عوال تعول الفريضة آلت) şeklinde kullanılır. Mânası şudur; Miras taksiminde hissedarların hisseleri bölmede esas alman ortak paydayı aştı ve mirası bölen, meseleyi karıştırdı ve kafa karışıklığına düştü. Bu kökten türeme “île sabrî” (صبري آل) deyimi vardır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Nahnu (نَحْنُ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilinde birinci çoğul şahıs (biz) zamiri olan bu kelimenin, Allah için kullanıldığında sayısal bir çokluğu değil; mutlak bir azameti, yüceliği ve ilahi otoritenin sarsılmaz kudretini (azamet zamiri) ifade ettiğini gramatik olarak aktarır.

        A'lemu (أَعْلَمُ)

        İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde a-l-m kökünün "bir şeyin izini sürmek, hakikatini kavramak, cehaletin zıttı ve kesin olarak bilmek" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta kelimenin ism-i tafdîl (en üstünlük derecesi) kalıbında gelerek "en iyi bilen, mutlak bilgi sahibi" manasını taşıdığını kaydeder. İnsanın bilgisi zanlara, tahminlere ve sınırlı algılara dayanırken; ilahi bilginin mevcudatı bütün boyutlarıyla, anlık ve aracısız olarak kuşattığını detaylandırır.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin barındırdığı edebi tezat ve psikolojik kuşatmayı irdeler. Bir önceki ayette günahkârların kendi aralarında "fısıldaşarak" (yetehâfetûn) konuştuklarını, seslerini gizleyerek ilahi otoriteden saklanabileceklerini zannettiklerini hatırlatır. Allah'ın ise cümleye doğrudan "Onların fısıldaştığı o şeyi dahi en iyi Biz biliriz" (Nahnu a'lemu) şeklinde devasa bir epistemolojik müdahaleyle girmesinin; o mahşer dehşetinde insana ait hiçbir sırrın, mırıltının veya içsel yanılgının ilahi ilimden kaçamayacağını gösteren kusursuz bir metinsel estetik olduğunu tahlil eder.

        Bimâ (بِمَا)

        İbn Fâris, harf-i cer olan "bâ" edatı ile ism-i mevsul olan "mâ" (şey) edatının birleşiminden oluştuğunu; "onların söyledikleri o şeye/konuya dair" manasını vererek ilahi bilginin doğrudan o fısıltı nesnesine kilitlendiğini ifade eder.

        Yekûlûne (يَقُولُونَ)

        İbn Fâris, k-v-l kökünün "ağız ve dilin hareketiyle ortaya çıkan anlamlı sesler, söz ve kelam" olduğunu belirtir. Muzari (geniş/şimdiki zaman) ve çoğul formundadır. Eylemin o an mahşer meydanında, o dehşet anında aktif olarak gerçekleşmekte olduğunu (fısıldaşmanın devam ettiğini) gösterir.

        İz (إِذْ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, mazi (geçmiş) veya yaşanmakta olan kesin bir anı bildiren zaman zarfı olduğunu; ilahi kameranın (anlatıcının), kalabalıktaki o genel uğultunun içinden aniden tek ve çok spesifik bir fısıltı anına (odak noktasına) "tam o esnada" diyerek yaklaştığını gramatik olarak sabitler.

        Yekûlu (يَقُولُ)

        İbn Fâris, k-v-l kökünden gelen "söylüyor, diyor" anlamındaki muzari fiildir. Çoğul fısıldaşmanın içinden sıyrılarak tekil bir fâilin söylemine geçişi ifade eder.

        Emseluhum (أَمْثَلُهُمْ)

        İbn Fâris, m-s-l kökünün "bir şeye benzemek, denk olmak, örnek (rol model) teşkil etmek ve iki aşırı ucun tam ortasındaki en düzgün/dengeli hal" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "emsel" kavramının bir topluluk içindeki akıl, itidal, mantık ve görüş keskinliği bakımından "en üstün, en tutarlı ve en makul düşünen" kişiyi tanımladığını kaydeder. Sonuna eklenen üçüncü çoğul şahıs zamiriyle ("hum" / onların), o günahkâr yığının içindeki "en akıllı/dengeli olanın" öne çıkarıldığını ifade eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyolojik ve rasyonel ironisine odaklanır. Günahkârlar kitlesi içinde bile bir entelektüel hiyerarşi olduğunu belirtir. Diğerleri dünyada ne kadar kaldıklarına dair "on gün" gibi afaki rakamlar atarken; bu kitlenin "en akıllısı, en makulü ve dünya hayatında muhtemelen en çok saygı göreni" (emsel) olan kişinin hesaplama yapmak üzere sözü devraldığını sosyolojik bir perspektifle analiz eder.

        Tarîkaten (طَرِيقَةً)

        İbn Fâris, t-r-k kökünün "ayak basılarak açılan yol, iz bırakmak, gidişat, yöntem ve hayat tarzı" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin burada gramatik olarak "temyiz" (açıklayıcı nesne/zarf) işlevi gördüğünü aktarır. O kişinin ne bakımdan üstün (emsel) olduğunu açıklayarak; "görüş, yol, yöntem, akıl yürütme ve hayatı algılama biçimi (tarîkat) bakımından" en önde giden kişi olduğunu sabitler.

        Dücane Cündioğlu, "Emseluhum tarîkaten" (Gidişat/yöntem bakımından en makul olanı) tamlamasının barındırdığı sarsıcı felsefi estetiği çözümler. Dünyadayken aklına, felsefesine, kurduğu sistemlere ve mantığına (tarikatına) en çok güvenen o rasyonel "lider/entelektüel" tiplerinin; ahiretin o devasa kozmik gerçekliğiyle karşılaştıklarında, kendi o çok güvendikleri "makul akıllarının" bile nasıl büyük bir yanılsama içinde parçalandığını tahlil eder. Hakikati inkar eden aklın, en üstün olanının bile mahşerde sadece çaresiz bir mırıltıdan ibaret kaldığını vurgular.

        İn (إِنْ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kendisinden sonra "illâ" istisna edatı geldiği için bu edatın şart değil, "nefy" (mutlak olumsuzluk) işlevi gördüğünü aktarır. Cümleyi "Siz kesinlikle kalmadınız..." şeklinde çok iddialı ve kendinden emin bir reddiyeyle başlattığını belirtir.

        Lebistum (لَبِثْتُمْ)

        İbn Fâris, l-b-s kökünün "bir yerde ikamet etmek, belirli bir zaman dilimini doldurmak, durmak ve kalmak" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "lübs" eyleminin insanın yeryüzünde geçirdiği o uzun ömrü veya kabir hayatındaki bekleme süresini ifade ettiğini kaydeder. "Siz kaldınız" (lebistum) diyerek, o "en akıllı" kişinin kendi kitlesinin zaman yanılgısını düzeltmeye yönelik bir düzeltme refleksi sergilediğini detaylandırır.

        İllâ (إِلَّا)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, istisna harfidir. Başındaki olumsuzluk edatıyla yarattığı kasr (daraltma) ile, koca bir hayat serüvenini, medeniyetleri, hırsları ve kibrin yaşandığı o devasa süreci az sonraki tek bir kelimeye acımasızca hapseden gramatik bir mengene işlevi gördüğünü sabitler.

        Yevmen (يَوْمًا)

        İbn Fâris, y-v-m kökünün "güneşin doğuşundan batışına kadar olan vakit, yirmi dört saatlik döngü veya tek bir gün" anlamına geldiğini belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın zaman (eskatoloji) semantiğinde buradaki rasyonel çöküşü irdeler. Bir önceki ayette sıradan günahkârlar (avam) dünya hayatını "on gün" zannederken; o topluluğun en akıllısı, en analitik düşüneni ve gerçeği en iyi okuyabildiğini iddia edeni (emsel); ebediyet gerçeği ve ilahi azap karşısında zamanın rölativitesini (göreliğini) çok daha sert bir şekilde yaşayarak o koca ömrü "Sadece tek bir gün" (yevmen) olarak hesaplar. Bu durumun, insanın mutlak sonsuzlukla (ahiretle) yüzleştiğinde, dünyadaki "yıllar süren" varoluşunun sadece bir "göz kırpması", geçici bir öğle uykusu veya bir günlük kısa bir illüzyon seviyesine inmesindeki o sarsıcı ontolojik ve psikolojik küçülmeyi felsefi bir dille analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X