وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هٰرُونُ مِنْ قَبْلُ يَا قَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِه۪ۚ وَاِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمٰنُ فَاتَّبِعُون۪ي وَاَط۪يعُٓوا اَمْر۪ي
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tâ-Hâ Sûresi, 90. Ayet
Daralt
X
-
“Gerçek şu ki daha önce Hârun onlara, ‘Ey kavmim! Siz bununla sınanmaktasınız; kuşkusuz sizin Rabb’iniz O Rahmân’dır. O halde bana uyun ve emrime itaat edin’ demişti.”
Gerçek şu ki daha önce Hârun onlara, ‘Ey kavmim! Siz bununla sınanmaktasınız. Allah Teâlâ -en doğrusunu kendisi bilir ya- bu cümlelerle peygamberine (a.s.) kendisini yalancılıkla suçlayanların ve peygamberliğini inkâr edenlerin bunu peygamberliğin ne demek olduğunu bilmedikleri için yalanlamadıklarını, -fakat Hârunun (a.s.) kavmi buzağıya taptığı zaman onlara söylediği sözü hatırlatmasında ve haber vermesinde ifade edildiği üzere- inatlarından ve körü körüne karşı koymalarından kaynaklandığını belirtiyor. Hârun (a.s.) kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Siz bununla sınanmaktasınız; kuşkusuz sizin Rabb’iniz O Rahmândır”. Burada Allah Teâlâ sanki Hz. Peygamber’in, kavminin iman edeceği konusundaki ümidini inatları sebebiyle boşa çıkarıyor. Söz konusu ifade Cenâb-ı Hakk’m şu beyanında belirttiği husustur; “Şimdi (ey müminler!) onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa onlardan bir zümre Allah’ın kelâmını işitirler”.
Siz bununla sınanmaktasınız. Bu beyan iki türlü anlaşılabilir. Birinci ihtimale göre “fütintüm” (فتنتم) fiilinin kendinizi sesi, böğürmesi ve başka özellikleriyle buzağıya kaptırdınız anlamına gelir. îkinci ihtimale göre buzağı yüzünden yolunuzu şaşırdınız anlamına gelir. Kuşkusuz sizin Rabb’iniz O Rahmân’dır. O halde bana uyun Yani sizi davet ettiğim hususta çağrıma uyun. Ve emrime, yani size emrettiğim hususa itaat edin demişti.
Yorumu Yorumla
-
Ve lekad (وَلَقَدْ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, atıf harfi (vav), kasem bildiren "lâm" ve tahkik (kesinlik) bildiren "kad" edatlarının üst üste bindiği bu yapının; geçmişte yaşanmış bir eylemi mutlaklaştırarak vurguladığını aktarır. İsrailoğullarının "Biz sadece Samiri'ye uyduk" mazeretini çürütmek ve Harun'un uyarısının "çok önceden ve hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesinlikle" yapıldığını gramatik bir mühürle sabitlediğini belirtir.
Kâle (قَالَ)
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde k-v-l kökünün "ağız ve dilin hareketiyle ortaya çıkan anlamlı sesler dizisi, kelam" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "kavl" fiilini içsel bir iradenin, inancın ve kararlılığın dışa vurumu olarak tanımlar. Harun'un o kaotik putperestlik isyanı karşısında sessiz ve pasif kalmadığını, inisiyatif alarak açıkça ve yüksek sesle (kelam ile) kitleleri uyardığını ifade eder.
Lehum (لَهُمْ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, aidiyet ve yönelim bildiren "lâm" harfinin üçüncü çoğul şahıs zamiriyle ("hum" / onlara) birleştiğini aktarır. Harun'un hitabının kapalı bir zümreye değil, doğrudan doğruya o altın buzağı etrafında toplanan ve yoldan çıkan kitlenin bütününe kilitlendiğini gramatik olarak sabitler.
Hârûnu (هَارُونُ)
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde bu ismin etimolojisini inceler ve İbranice "Aharon" kökeninden geldiğini, kadim Yakın Doğu ve Tevrat metinlerinde elçilik/rahiplik misyonuyla anıldığını filolojik verilerle sunar.
Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın edebi teolojisinde Harun portresini Kitab-ı Mukaddes (Tevrat) anlatılarıyla karşılaştırır. Tevrat'ta altın buzağıyı bizzat Harun'un kendi elleriyle yaptığı iddia edilirken; Kur'an'ın burada eylemin failini (şirke karşı kitleyi sertçe uyaran kişiyi) açıktan ve ismen "Harun" (Hârûnu) olarak zikretmesinin; Tevrat'taki o ağır peygamber kurgusunu yerle bir edip, Harun'un masumiyetini ve tevhid mücadelesini teolojik olarak temize çıkaran mutlak bir metinsel devrim (tashih) olduğunu analiz eder.
Min kablu (مِنْ قَبْلُ)
İbn Fâris, k-b-l kökünün "zaman veya mekan olarak bir şeyden daha önce olma, ön taraf ve başlangıca yakınlık" anlamlarına geldiğini belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, zarfiyet bildiren bu yapının, uyarının zamanlamasını netleştirdiğini; Harun'un bu ikazı Musa'nın dağdan inip hesap sormasından çok daha "önce", bizzat fitnenin patlak verdiği o ilk anda yaptığını aktarır.
Yâ kavmi (يَا قَوْمِ)
İbn Fâris, k-v-m kökünün "ayakta durmak, kıyam etmek ve bir arada bulunmak" anlamlarına geldiğini, liderin etrafında toplanan topluluklara bu ismin verildiğini belirtir.
Dücane Cündioğlu, aidiyet zamiriyle (benim kavmim) kurulan bu nida (seslenme) edatının barındırdığı sosyolojik ve felsefi şefkati çözümler. Bir elçinin (Harun'un), akıl tutulması yaşayıp şirke sapan bir kitleye karşı onları anında ötekileştirip düşmanlaştırmak yerine; "Ey benim halkım" diyerek aradaki varoluşsal aidiyet bağını son ana kadar koparmama çabasını ve peygamberi merhametin estetiğini analiz eder.
İnnemâ (إِنَّمَا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, "inne" ve "mâ" edatlarının birleşimiyle oluşan bu yapının Arap belagatinde "hasr ve kasr" (sınırlandırma ve tahsis) işlevi gördüğünü aktarır. O altından yapılmış heykelin ilahi bir vasfı olmadığını, durumun "sadece ve ancak" basit bir imtihandan ibaret olduğunu vurgulayan gramatik bir duvar olduğunu belirtir.
Futintum (فُتِنْتُمْ)
İbn Fâris, f-t-n kökünün Arap dilindeki asli anlamının "altın veya gümüşü, içindeki cüruftan ayırmak için ateşe atıp eritmek" olduğunu belirtir. İnsanın inancının zorluklarla test edilmesine bu kökten ötürü "fitne" dendiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, fiilin meçhul (edilgen) mazi formunda geldiğini ("Siz sınandınız/imtihan edildiniz") ve eylemin insanların içyüzünü ortaya çıkaran bir test olduğunu ifade eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyolojik ve etimolojik derinliğine odaklanır. Altın süs eşyalarının (zînetin) kelimenin kökündeki gibi tam manasıyla "ateşte eritilip" puta dönüştürülmesinin; aslında İsrailoğullarının kendi kalplerindeki gizli şirk tortusunu ortaya çıkaran gerçek bir "fitne" (yanma/sınanma potası) olduğunu kaydeder. Harun'un kitleye "Siz sadece imtihan ediliyorsunuz" diyerek o sahte ilahlık büyüsünü rasyonel bir dille parçaladığını sosyolojik bir perspektifle vurgular.
Bihî (بِهِ)
İbn Fâris, harf-i cer olan "bâ" (sebebiyye/vasıta) edatının üçüncü tekil şahıs zamiriyle ("hî" / onunla) birleşerek, imtihanın doğrudan o nesne (altın buzağı) vasıtasıyla gerçekleştiğini ifade eder.
Ve inne (وَإِنَّ)
Râgıb el-İsfahânî, atıf (vav) ve pekiştirme (inne) edatlarının, cümlenin akışını sahte ilahtan (buzağıdan) mutlak ve hakiki olan yegane makama doğru kesin bir tahkik (şüphesizlik) vurgusuyla çevirdiğini kaydeder.
Rabbekumu (رَبَّكُمُ)
İbn Fâris, r-b-b kökünün "sahip olan, terbiye eden, rızıklandıran ve varlığı koruyan" anlamlarına geldiğini belirtir.
Er-Rahmânu (الرَّحْمَٰنُ)
İbn Fâris, r-h-m kökünün "acımak, şefkat göstermek, korumak ve rahim" anlamlarına geldiğini belirtir. "Fa'lân" vezninde, merhametin sonsuzluğu ve taşkınlığını ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki ve teolojik semantiğinde "Rahmân" isminin buradaki ontolojik kullanımını inceler. Harun'un, kitlelere korkutucu ve intikamcı bir ceza tanrısı sunmak yerine, "Sizin asıl Rabbiniz Rahmân'dır" diyerek; onların o altın buzağıda aradıkları o "koruyucu, somut ve sığınılacak liman" hissini, doğrudan Allah'ın varoluşsal şefkatine (Rahmâniyetine) yönlendirmeye çalıştığını detaylandırır. Putun dilsizliğine karşı, merhametin asıl kaynağını hatırlatan muazzam bir teolojik ikna yöntemi olduğunu analiz eder.
Fettebiûnî (فَاتَّبِعُونِي)
İbn Fâris, t-b-a kökünün "bir şeyin ardına düşmek, izini sürmek, arkasından gitmek ve birine tabi olmak" anlamlarına geldiğini belirtir. İftial babında emir kipidir.
Râgıb el-İsfahânî, "ittibâ" eyleminin, önde giden bir rehberin (elçinin) izinden şuurlu, rasyonel ve kasıtlı bir şekilde gitmek olduğunu kaydeder.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin başındaki "fe" (öyleyse/bundan dolayı) edatının mantıksal sonucuna odaklanır. "Madem ki Rabbiniz Rahmandır ve bu buzağı bir sınavdır, o halde benim izimden gelin" şeklindeki akıl yürütmenin, peygamberi davetin kaba kuvvetten uzak rasyonel üslubunu yansıttığını belirtir. Cansız ve şuursuz bir putun arkasından sürüklenmek yerine, hakikatin canlı elçisinin "izinden gitmenin" (ittibâ) insan fıtratına yaraşır yegane onurlu eylem olduğunu estetik bir tahlille okur.
Ve etîû (وَأَطِيعُوا)
İbn Fâris, t-v-a kökünün "isteyerek, gönüllü olarak boyun eğmek ve itaat etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Zorlama ve baskı anlamına gelen "kerh" kelimesinin mutlak zıttıdır.
Râgıb el-İsfahânî, itaatin sadece bedensel bir eylem (boyun eğme) olmadığını; aynı zamanda içsel bir rıza, sevgi ve idrak ile liderin emrini kabullenmek olduğunu ifade eder.
Emrî (أَمْرِي)
İbn Fâris, e-m-r kökünün "iş, buyruk, durum, ferman ve üzerinde ittifak edilen mesele" anlamlarına geldiğini belirtir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, birinci tekil şahıs zamiri ("î" / benim) ile biten bu kelimenin siyasi ve teolojik yetki bağlamına dikkat çeker. Musa'nın yokluğunda siyasi, hukuki ve dini otoritenin bütünüyle Harun'a devredildiğini; Harun'un "benim emrime/otoriteme itaat edin" (etîû emrî) diyerek kitleler üzerindeki meşru liderliğini ve yasa koruyucu vasfını cesaretle ortaya koyduğunu analiz eder. Toplumun bu meşru "emri" çiğneyerek anarşiye (şirke) saplanmasının faturasının Harun'a değil, kendi iradelerine ait olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla