اَفَلَا يَرَوْنَ اَلَّا يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلاًۙ وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاً۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tâ-Hâ Sûresi, 89. Ayet
Daralt
X
-
“Peki görmüyorlar mıydı ki o (heykel) kendilerine bir sözle karşılık veremiyordu, onlara zarar veremediği gibi fayda da sağlayamıyordu!”
Peki görmüyorlar mıydı ki o (heykel) kendilerine bir sözle karşılık veremiyordu, onlara zarar veremediği gibi fayda da sağlayamıyordu! Yani bir sözle karşılık verebilen, fayda ve zarar vermeye kadir olan bir varlığa -yani insana- ibadet etmeye izin verilmediğine göre bunlardan herhangi birini yapmaya malik olmayan bir (heykele) ibadete nasıl izin verilir! Bu gerçeği görmüyorlar. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
E fe lâ (أَفَلَا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, istifham (soru edatı olan hemze), atıf (fe) ve nefy (olumsuzluk edatı olan lâ) harflerinin birleşiminden oluşan bu gramatik yapının; "Hala görmüyorlar mı / düşünmüyorlar mı?" şeklinde çok şiddetli bir kınama (istifham-ı takrîrî ve tevbîhî) ve derin bir hayret ifade ettiğini aktarır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu edat diziliminin, kitlelerin körlüğüne karşı duyulan ilahi ve rasyonel şaşkınlığı yansıttığını belirtir. Kendi elleriyle erittikleri cansız bir metale tapan İsrailoğullarının bu akıl tutulmasına karşı; aklın en temel işlevini (gözlem yeteneğini) devreye sokmaya yönelik şiddetli ve sosyolojik bir ikaz olduğunu vurgular.
Yeravne (يَرَوْنَ)
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde r-e-y kökünün "gözle görmek, idrak etmek, bilmek, düşünerek bir görüşe varmak ve kalple hissetmek" anlamlarını içerdiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "rü'yet" eyleminin sadece nesneye bakan fiziksel bir gözlem olmadığını; aklın, mantığın ve basiretin devreye girerek eşyanın hakikatini kavraması olduğunu kaydeder. Cansız bir buzağının ilah olamayacağını anlamak için derin bir felsefeye değil, sadece yalın ve fıtri bir "idrak etme" (görme) eylemine ihtiyaç olduğunu detaylandırır.
Dücane Cündioğlu, "Görmüyorlar mı?" (yeravne) fiilindeki rasyonel estetiğe odaklanır. Şirkin temelinde felsefi bir derinlik değil, "bilişsel bir körlük ve zihinsel tembellik" yattığını; Allah'ın buzağıya tapanları teolojik bir metinle değil, doğrudan yalın bir "gözlem ve mantık" testine (ses vermeyen bir metale tapılır mı?) tabi tutarak onların ontolojik yanılgılarını ifşa ettiğini analiz eder.
Ellâ (أَلَّا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, "en" (masdar harfi) ve "lâ" (nefy/olumsuzluk edatı) harflerinin idgamıyla (birleşmesiyle) oluştuğunu aktarır. Cümleyi nesnelleştirerek "şöyle olmadığını, yapamadığını" şeklinde kesin bir durum ve acziyet tespiti bildirdiğini gramatik olarak sabitler.
Yerciu (يَرْجِعُ)
İbn Fâris, r-c-a kökünün "geri dönmek, eski haline gelmek, bir sözü veya eylemi iade etmek, cevap vermek" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "rücu" eyleminin burada "karşılık vermek, yöneltilen yakarışa aynı nitelikte veya mantıkta bir cevap iade etmek" manası taşıdığını kaydeder. İletişimin en temel şartı olan bilinçli karşılıklılığı ifade eder.
İleyhim (إِلَيْهِمْ)
İbn Fâris, yönelim bildiren "ilâ" edatının üçüncü çoğul şahıs zamiriyle ("him" / onlara) birleşerek, cevabın doğrudan tapınan kişilere (İsrailoğullarına) yöneltilme zorunluluğunu anlattığını ifade eder.
Kavlen (قَوْلًا)
İbn Fâris, k-v-l kökünün "ağız ve dilin hareketiyle ortaya çıkan anlamlı sesler dizisi, söz ve kelam" olduğunu belirtir. Nekra (belirsiz) formda kullanılmıştır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik iletişim modelinde "kelam" (söz) kavramının, gerçek bir ilahın en temel vasfı olduğunu irdeler. Bir varlığın mutlak otorite olabilmesi için, kendisine yönelen dualara ve sorulara mutlak surette anlamlı bir "söz/cevap" (kavl) iade edebilmesi gerektiğini; hiçbir kelam üretemeyen, rüzgarın kof sesiyle sadece böğüren bir altının ilahlık kategorisinden anında düştüğünü felsefi bir dille analiz eder.
Ve lâ (وَلَا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, atıf (ve) ve nefy (lâ) harflerinin birleşimiyle, putun acizliğinin sadece iletişim (söz) boyutunda kalmadığını; ikinci bir ontolojik acizlik evresine (eylem boyutuna) geçildiğini bildiren pekiştirici bir bağlaç olduğunu aktarır.
Yemliku (يَمْلِكُ)
İbn Fâris, m-l-k kökünün "bir şeye sahip olmak, hükmetmek, iradeyi elde tutmak, güç yetirmek ve kontrol altına almak" anlamlarına geldiğini belirtir. Muzari (geniş/şimdiki zaman) formundadır.
Râgıb el-İsfahânî, "mülk/malikiyet" kavramının, bir varlığın başka bir varlık üzerinde bağımsız bir şekilde eylem üretme, kader belirleme ve iradeyi bütünüyle kendi elinde bulundurması olduğunu kaydeder. Cansız putun (cesedin) bu iradeden bütünüyle mahrum olduğunu ifade eder.
Lehum (لَهُمْ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, aidiyet ve yönelim bildiren "lâm" harfinin "hum" (onlara / onlar için) zamiriyle birleşiminin; putun bizzat o tapan kişilerin şahıslarına veya hayatlarına müdahale edememe durumunu gramatik olarak sabitlediğini aktarır.
Darran (ضَرًّا)
İbn Fâris, d-r-r kökünün "kötü durum, eksiklik, bedensel veya maddi kayıp, menfaatin zıttı ve zarar vermek" anlamlarına geldiğini belirtir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin "nef'an" (fayda) kelimesinden önce getirilmesinin psikolojik derinliğine dikkat çeker. Putperest zihniyetin bir nesneye taparken öncelikli güdüsünün ondan bir lütuf (fayda) beklemekten ziyade; o nesnenin görünmez ve doğaüstü gücünden (zarar vermesinden, lanetlemesinden, çarpmasından) duyulan ilkel bir "korku" olduğunu belirtir. Kur'an'ın öncelikle "O size hiçbir zarar veremez" (darran) diyerek kitlelerin zihnindeki o hastalıklı tabuları ve batıl korkuları yıktığını estetik bir tahlille çözümler.
Ve lâ (وَلَا)
İbn Fâris, acizliği üçüncü kez tekrarlayarak ve pekiştirerek (hiçbir şekilde) manasını veren atıf ve olumsuzluk edatlarıdır.
Nef'an (نَفْعًا)
İbn Fâris, n-f-a kökünün "zararın zıttı, iyilik, fayda sağlamak, yarar ve işe yaramak" anlamlarına geldiğini belirtir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin teolojik ve rasyonel finaline odaklanır. İlahlık iddiasının temelinde yatan en asgari iki rasyonel şartın (inananlara fayda veya zarar dokundurabilmek) o altın buzağıda bütünüyle "sıfır" olduğunu; Kur'an'ın bu ifadelerle putperestliği metafizik bir kördüğüm olmaktan çıkarıp, insanın kendi sağduyusu, gözlemi ve "fayda/zarar" terazisinde yargılayıp iptal ettiğini analiz eder. İlahı ilah yapan şeyin, ontolojik ve eylemsel iradesi (mâlikiyeti) olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla