Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tâ-Hâ Sûresi, 83. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tâ-Hâ Sûresi, 83. Ayet

    وَمَٓا اَعْجَلَكَ عَنْ قَوْمِكَ يَا مُوسٰى​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemâ a’celeke ‘an kavmike yâ mûsâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “(Allah buyurdu ki:) “Seni halkından aceleyle ayrılmaya sevkeden neydi ey Mûsâ!”

      (Allah buyurdu ki:) “Seni halkından aceleyle ayrılmaya sevkeden neydi ey Mûsâ!” Bazıları şöyle demiştir: Hz. Mûsâ Tevrat’ı almak için kavminden kaçarak yola çıkmıştı. O kadar acele etmişti ki kavmini geride ve arka tarafında bırakmıştı. İşte o sırada Rabb’i ona şöyle hitap etti: “Seni halkından aceleyle ayrılmaya sevkeden neydi ey Mûsâ!”. Bazıları da Mûsâ kavminden kaçarak yola çıkmadı, fakat tek başına yola koyuldu ve kavminden ayrıldı. Ardından kavminin başına Sâmirî’nin tanrı diye taptığı buzağı fitnesi geldi.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve mâ (وَمَا)

        İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde "mâ" edatının Arap dilinde cansızlar veya durumlar için kullanılan bir ism-i istifham (soru edatı) olduğunu ve "ne, hangi şey, hangi sebep" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, cümlenin başındaki atıf harfi (vav) ile birleşen bu soru edatının, doğrudan bir bilgi talep etmekten ziyade; Arap belagatinde "taaccüb" (şaşkınlık) ve ince bir sitem (itâb) işlevi gördüğünü aktarır. İlahi makamın, Musa'nın o telaşlı haline yönelik "Seni bu kadar acele ettiren şey nedir?" şeklindeki sorusunun, aslında bir sorgulama değil, sevgi dolu bir ilahi uyarının mukaddimesi olduğunu gramatik olarak sabitler.

        A'celeke (أَعْجَلَكَ)

        İbn Fâris, a-c-l kökünün "bir şeyin vaktinden önce istenmesi, hız, ivme ve teenninin (sükunetle beklemenin) zıttı" anlamlarına geldiğini belirtir. İf'al babından gelen "a'cele" eyleminin, "birini acele ettirmek, hızlandırmak ve arkasından itmek" manasını taşıdığını kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "acele" kavramının insanın fıtratında bulunan ve aklın yavaşlığına galip gelen o içsel hız dürtüsü olduğunu ifade eder. Kelimenin sonuna eklenen ikinci tekil şahıs zamiriyle ("ke" / seni), Musa'yı hızlandıran şeyin dışsal bir düşman tehlikesi değil; Rabbine bir an önce kavuşmak, vahyi almak ve o ilahi yakınlığa erişmek için duyduğu o şiddetli ruhsal "şevk ve arzu" olduğunu detaylandırır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın zaman ve varlık felsefesi üzerinden bu fiili çözümler. Musa'nın sahip olduğu o "aşkın (peygamberi) zaman" algısıyla, arkasında bıraktığı kavminin sahip olduğu "dünyevi/ağır zaman" algısı arasındaki o devasa senkronizasyon kopukluğuna işaret eder. Vahyin kaynağına (Tûr dağına) bir an önce ulaşmak isteyen elçinin o varoluşsal "hızı"nın (a'cele), avam tabakasının o yavaş ve tökezleyen tekamül hızıyla nasıl trajik bir biçimde çatıştığını (ve bu aceleciliğin az sonra Samiri'nin buzağısına zemin hazırlayacağını) analiz eder.

        An (عَنْ)

        İbn Fâris, a-n kökünün uzaklaşma, geçip gitme ve bir şeyi bütünüyle arkada bırakma (mücâveze) bildiren harf-i cer olduğunu belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, bu edatın "acele etme" eylemiyle birleşmesinin uzamsal bir ayrılığı kesinleştirdiğini aktarır. Musa'nın sadece hızlı yürümediğini; fiziksel, mekansal ve bedensel olarak kavminden "kopup çok ilerilere gittiğini, araya büyük ve tehlikeli bir mesafe koyduğunu" gramatik olarak vurgular.

        Kavmike (قَوْمِكَ)

        İbn Fâris, k-v-m kökünün "ayakta durmak, kıyam etmek ve bir arada bulunmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Bir liderin veya misyonun etrafında toplanan insan yığınlarına bu kökten ötürü "kavm" denildiğini kaydeder.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin sonuna eklenen aidiyet zamirinin ("ke" / senin) barındırdığı ontolojik sorumluluğu estetik bir dille çözümler. Allah'ın "o kavimden" demek yerine "senin kavminden" demesinin; elçinin (liderin) sadece ilahi hedefe (zirveye) tek başına varmakla yükümlü olmadığını, "kendisine emanet edilen o ağır ve zayıf kitleyi de" geride bırakmadan, omuzlayarak o zirveye taşıması gerektiğine dair muazzam bir felsefi hatırlatma olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyolojik ve politik kriz boyutuna odaklanır. Yüzlerce yıllık bir Mısır köleliğinden henüz yeni çıkmış, itikadi (inanç) yapıları oturmamış, zihinsel olarak putperestliğe hala yatkın olan ve travmalar taşıyan bir "kavmin" (sosyolojik yığının); başlarında o sarsılmaz ve karizmatik önderleri olmadan çölde tek başlarına bırakılmalarının yaratacağı o muazzam otorite ve güvenlik boşluğuna sosyolojik bir perspektifle dikkat çeker.

        Yâ (يَا)

        İbn Fâris, Arap dilinde muhatabın dikkatini çekmek, hitabı belirginleştirmek ve ona yönelmek için kullanılan temel nida (seslenme) edatı olduğunu ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, nida harfinin bu cümlede en başa değil de sonlara doğru getirilmesinin; vurguyu soru cümlesinin kendisine (aceleciliğe) kaydırdığını ve muhatabın (Musa'nın) zihnini o ilahi sorgulamaya şefkatle kilitlediğini kaydeder.

        Mûsâ (مُوسَىٰ)

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde ismin etimolojik kökenlerini tartışırken, kelimenin Eski Mısırca "ms" (çocuk) veya İbranice "Moşeh" (sudan çıkarılan) formlarına dayandığını filolojik kanıtlarıyla sunar.

        Angelika Neuwirth, Kur'an'ın edebi kurgusunda ismin kullanımındaki o litürjik (dini) estetiğe dikkat çeker. Dağın zirvesindeki o tenha, sessiz ve kutsal yalnızlıkta (Sina'da), mutlak otoritenin elçisine resmi bir peygamberlik unvanıyla ("Ey Elçi" veya "Ey Nebi") değil; doğrudan, aracısız ve bizzat o çıplak ismiyle ("Ey Musa") hitap etmesinin; aralarındaki o son derece samimi, hesapsız ve özel teolojik dostluğu (münacâtı) yansıtan kusursuz bir edebi tablo olduğunu analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X