وَاَلْقِ مَا ف۪ي يَم۪ينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُواۜ اِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍۜ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ اَتٰى
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tâ-Hâ Sûresi, 69. Ayet
Daralt
X
-
“Sağ elindekini at da onların yaptıklarını yalayıp yutsun; onların yaptığı sihirbaz hilesinden ibaret. Sihirbaz ise amacı ne olursa olsun başarıya ulaşamaz,”
Sağ elindekini at da onların yaptıklarını yalayıp yutsun. Bu beyan, sihirbazların ellerinde bulunan şeyin ellerinde iken sihir olmadığını onu yere attıktan sonra sihire dönüştüğünü, aynı şekilde Mûsâ’nın (a.s.) asâsmm da o elinde iken değil, onu yere attıktan sonra delil ve mûcizeye dönüştüğünü göstermektedir. Çünkü Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurmuştur: “Sağ elindekini at da onların yaptıklarını yalayıp yutsun”. Yani onların yaptıklarını yiyip mideye indirsin. Onların yaptığı sihirbaz hilesinden ibaret. Sihirbaz ise amacı ne olursa olsun başarıya ulaşamaz. “Haysü etâ” (أتى حيث) İbn Mesûd mushafına göre “eyne etâ” (أتى أين) şeklindedir. Bazıları ise âyeti “haysü kâne” (كان حيث) şeklinde okumuşlar, yani “nerede olursa olsun. “Haysü” (حيث) ve “havsü” (حوث) iki ayrı lehçedir. Bu da Kisâî’nin sözüdür.
İbn Kuteybe “Mûsâ birden içinde bir korku duydu” meâlindeki beyanı içinde bir korku sakladı, bir başkası ise kalbine korku düştü diye açıklamıştır. “Haysü etâ” (أتى حيث) “haysü kâne” (كان حيث) kelimeleri “nerede olursa olsun” demektir. Ebû Avsece “yuhayyelu ileyhi” (إليه يخيل) fiilinin zannediyor anlamına geldiğini söyleyerek şöyle devam etmiştir: Arapça’da “yuhayyelu ileyye” (إلي يخيل) denilir. Mânası, anlayışım ve bilgim bana bu şeyin şöyle şöyle olduğunu gösteriyor demektir. “Fe evcese” (فأوجس) “hissetti” anlamında, “telkaf” (تلقف) ve “telkam” (تلقم) aynı anlamda olup kapıp alsın, mideye indirsin demektir.
Yorumu Yorumla
-
Ve elki (وَأَلْقِ)
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde l-k-y kökünün "bir şeyi elden çıkararak yere doğru bırakmak, fırlatmak ve ortaya atmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Emir kipi (elki) olarak "at, fırlat" manası taşır.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta if'al babından gelen "ilkâ" eyleminin sıradan bir düşürme veya elden kayma olmadığını; bilinçli, kasıtlı, iddialı ve güçlü bir "meydana sürme" eylemi olduğunu kaydeder.
Dücane Cündioğlu, kelimenin düello bağlamındaki felsefi estetiğini irdeler. Düellonun başında sihirbazların kurguladığı o gösterişli "ilkâ" (atış) eylemine karşı; ilahi iradenin Musa'ya verdiği bu emrin, batılın bütün oyunlarını tek bir hamleyle bitirecek olan "hakikatin meydana fırlatılması" eylemi olduğunu çözümler.
Mâ (مَا)
İbn Fâris, ism-i mevsul (bağlaç) olan bu edatın "şey, o şey ki" anlamlarında kullanılarak, atılacak olan nesneyi genel bir çerçevede isimlendirdiğini belirtir.
Fî (فِي)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, zarfiyet ve içindelik bildiren bu harf-i cerin, nesnenin doğrudan bedene ve ele temas ettiğini, fırlatılmaya bütünüyle hazır halde tutulduğunu gramatik olarak sabitlediğini aktarır.
Yemînike (يَمِينِكَ)
İbn Fâris, y-m-n kökünün Arap dilinde "sağ taraf, sağ el, güç, bereket ve yemin (ant)" anlamlarına geldiğini belirtir. Etimolojik olarak insanın en çok güç aldığı, işlerini yürüttüğü ve eyleme döktüğü merkeze (sağ ele) bu kökten isim verildiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "yemîn" kelimesinin burada fiziki sağ eli ifade etmekle birlikte, mecazi olarak "kudret ve eylem gücü" manasını da taşıdığını ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik haritasında bu kullanımın barındırdığı derinliğe dikkat çeker. İlahi emrin "Asânı at" (elki asâke) şeklinde değil de "Sağ elindekini at" şeklinde formüle edilmesinin ontolojik bir vurgu taşıdığını belirtir. Mucizeyi gerçekleştirecek olan gücün o ahşap sopanın kendi maddi tabiatından (asâdan) değil, bizzat Allah'ın elçisinin sağ eliyle (yedullah/ilahi kudret) desteklenen o ilahi müdahaleden kaynaklandığını sarsıcı bir teolojik tasvirle analiz eder.
Telkaf (تَلْقَفْ)
İbn Fâris, l-k-f kökünün "bir şeyi hızla kapmak, havada yakalamak, anında içe çekmek ve yutmak" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "lakf" eyleminin, yutulan nesnenin hiçbir iz, kırıntı veya kalıntı bırakmadan, çiğnenmeden, pürüzsüz ve korkutucu bir hızla ortadan kaldırılması olduğunu kaydeder. Yılanın kendi avını tek hamlede içine çekmesini ifade eder.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın kinetik (hareketli) ve edebi tasvir gücünü bu fiil üzerinden okur. Fiilin muzari (şimdiki zaman/cezm ile meczum) formunda gelmesinin, "At!" emrinin hemen ardından araya tek bir saniye, tek bir tereddüt anı bile girmeden o devasa yutma eyleminin yıldırım hızıyla gerçekleştiğini yansıttığını analiz eder. Sahnedeki o binlerce sahte yılanın, asâ tarafından "anında yutulmasının" yarattığı psikolojik şoku detaylandırır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyolojik ve psikolojik yıkım boyutuna odaklanır. Musa'nın asâsının sergilediği bu "yutma" (lakf) eyleminin sadece sihirbazların iplerini yok etmek olmadığını; Mısır devletinin günlerce uğraşarak kurduğu o devasa korku imparatorluğunu, resmi ideolojiyi ve Firavun'un tanrılık iddiasını saniyeler içinde "hiçliğe indirgeyip yutmasını" simgelediğini kaydeder.
Mâ (مَا)
İbn Fâris, cümlenin akışında nesne konumunda olan ism-i mevsul (şey) edatıdır. Sihirbazların ürettiği illüzyonların bütününe işaret eder.
Sanaû (صَنَعُوا)
İbn Fâris, s-n-a kökünün "bir şeyi ustalıkla, özenerek, belirli bir teknik, zeka ve sanatkârane bir kurgu ile yapmak" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "sun'" kavramının sıradan bir eylem (fiil veya amel) olmadığını; alet, tecrübe ve el çabukluğu kullanılarak üretilen maharetli bir zanaat olduğunu ifade eder.
Gabriel Said Reynolds, Mısır'ın büyücülük kültürü bağlamında kelimeyi inceler. Sihirbazların eyleminin "halk" (yoktan var etme/yaratma) değil, "sun'" (teknik üretim ve kurgu) olarak etiketlenmesinin teolojik bir deşifre olduğunu belirtir. Tapınaklarda hazırlanan o korkutucu yılanların (iplerin), aslında sadece el yapımı, mekanik ve teknolojik birer zanaat (sun') ürününden ibaret olduğunun, metin tarafından ifşa edildiğini analiz eder.
İnnemâ (إِنَّمَا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, "inne" (pekiştirme) ve "mâ" (zaide) edatlarının birleşimiyle oluşan bu yapının Arap belagatinde "hasr ve kasr" (sınırlandırma/tahsis) işlevi gördüğünü aktarır. "Onların yaptığı sadece ve ancak şundan ibarettir" diyerek, o devasa gösterinin arkasında hiçbir metafizik veya kutsal güç bulunmadığını, meselenin tamamen basit bir illüzyon sınırına hapsedildiğini gramatik bir kesinlikle vurgular.
Sanaû (صَنَعُوا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, aynı fiilin cümlede tekrar edilmesinin (Onların "yaptıkları", sadece bir büyücünün "yaptığı" hiledir) muhatabın zihnindeki sihre dair bütün gizemi ve abartıyı silip atarak, eylemin beşeri bir "imalat" (sun') olduğunu vurgulayan kusursuz bir edebi tekit (pekiştirme) olduğunu aktarır.
Keydu (كَيْدُ)
İbn Fâris, k-y-d kökünün "gizli bir hile, komplo, başkasına zarar vermek için ince ince tasarlanan tuzak ve algı oyunu" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "keyd" kelimesinin burada teknik bir göz boyamayı, illüzyonu ve insanları manipüle etmek için kurgulanan sahtekarlığı temsil ettiğini kaydeder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki ve ontolojik sözlüğünde bu kavramı irdeler. Mutlak hakikatin (âyetin) karşısında, batılın ve şirkin sahip olabileceği nihai ve yegane silahın "kaba kuvvet" bile değil, ancak "hile, tuzak ve illüzyon" (keyd) olduğunu belirtir. Kur'an'ın bu kavramla, Firavun'un devlet aygıtının ve sihirbazlık kurumunun varoluşsal kofluğunu (içi boşluğunu) deşifre ettiğini detaylandırır.
Sâhirin (سَاحِرٍ)
İbn Fâris, s-h-r kökünün "hakikati saptırmak, gizli bir nedene dayandırarak göz boyamak ve aldatmak" olduğunu belirtir.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında kelimenin etimolojisini Sami dilleri havzası üzerinden tartışır. İbranice ve Süryanice'deki "sahar" kelimesinin, Antik Yakın Doğu'daki ruhban sınıfının icra ettiği devlet destekli büyücülük pratiklerini anlattığını filolojik kanıtlarıyla sunar.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin gramatik yapısındaki ince aşağılamaya (tahkir) dikkat çeker. Kelimenin nekra (belirsiz) formda "herhangi bir sihirbaz/sıradan bir büyücü" şeklinde kullanılmasının; onların arenadaki o şatafatlı, kibirli ve "Mısır'ın en usta bilginleri" imajını yerle bir ettiğini, onları en basit, kimliksiz ve sıradan illüzyonistler seviyesine indiren muazzam bir teolojik küçümseme olduğunu analiz eder.
Ve lâ yuflihu (وَلَا يُفْلِحُ)
İbn Fâris, f-l-h kökünün "toprağı yarmak, engelleri yarıp geçerek başarıya, refaha ve kurtuluşa ulaşmak" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "felah" kavramının dünyevi ve uhrevi mutlak başarı, nihai zafer olduğunu; başındaki "lâ" (olumsuzluk) edatıyla, bu zaferin büyücülere ebediyen yasaklandığını kaydeder.
Dücane Cündioğlu, daha önce (20:64 ayetinde) sihirbazların düelloya çıkarken kurdukları "Bugün üstün gelen kurtulacaktır (efleha)" mottosuna dikkat çeker. İlahi makamdan inen bu "Sihirbaz asla kurtuluşa eremez (lâ yuflihu)" beyanının; sihirbazların o pragmatist felsefesine verilmiş mutlak ve ontolojik bir cevap olduğunu belirtir. Hakikati örtenin, yalan üretenin (sihirbazın) hiçbir zaman, hiçbir sistemde nihai zafere (felaha) erişemeyeceğinin evrensel bir ahlak yasası olarak dikte edildiğini felsefi bir dille çözümler.
Es-Sâhiru (السَّاحِرُ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, ismin başındaki "elif-lâm" (harf-i tarif) takısının "cins" veya "istiğrak" (bütün kapsayıcılık) bildirdiğini aktarır. Yani kurtuluşa eremeyecek olanların sadece o arenadaki Mısırlı büyücüler olmadığını; evrensel manada, hangi çağda yaşarsa yaşasın "sihirbazlık, hilekarlık, hakikati gizleyip illüzyon üretme" (es-sâhir) sıfatını taşıyan bütün aktörleri kapsayan sarsılmaz bir yasa kurulduğunu belirtir.
Haysu (حَيْثُ)
İbn Fâris, mekan bildiren bir zarf ("nerede, her nerede, bulunduğu yer") olduğunu ifade eder.
Etâ (أَتَىٰ)
İbn Fâris, e-t-y kökünün "gelmek, varmak, bir eylemi ortaya koymak ve girişmek" anlamlarına geldiğini belirtir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, çeviri bağlamında kelimenin genişliğine işaret eder. "Haysu etâ" (Nereye varırsa varsın / Nereden gelirse gelsin) ifadesinin sadece coğrafi bir mekan kısıtlaması olmadığını; sihirbazın veya hilekarın başvurduğu tekniklerin, geldiği makamların, elde ettiği devlet desteğinin veya uyguladığı yöntemlerin boyutunu da kapsayan evrensel bir çaresizlik ilanı olduğunu, meallerin bu varoluşsal tükenmişliği hissettirmesi gerektiğini savunur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla