قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَلْقٰى
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tâ-Hâ Sûresi, 65. Ayet
Daralt
X
-
65. “Dediler ki: ‘Ey Mûsâ! Ya sen at yahut ilk atan biz olalım.”
66. “O ‘Hayır, siz atın’ dedi. Bir de baktı ki, onların ipleri ve sopaları yaptıkları sihirden ötürü kendisine doğru akıp geliyor gibi görünüyor!”
Dediler ki: “Ey Mûsâ! Ya sen at yahut ilk atan biz olalım.” O “Hayır, siz atın” dedi. Sihirbazlar attıkları ipleri ancak Allah Teâla'nın emri ve izniyle attılar. Bir de baktı ki, onların ipleri ve sopaları yaptıkları sihirden ötürü kendisine, yani Mûsâ’ya doğru akıp geliyor gibi görünüyor!
Yorumu Yorumla
-
Kâlû (قَالُوا)
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde k-v-l kökünün "ağız, dil ve dudakların hareketiyle ortaya çıkan anlamlı sesler dizisi, kelam" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "kavl" fiilinin sonundaki çoğul "vav" harfine dikkat çeker. Sihirbazların, kendi aralarındaki gizli şüpheleri ve tartışmaları (necvâ) bitirdikten sonra, arenada Musa'nın karşısına çıktıklarında bu fiille (kâlû/dediler) sözü ortaklaşa aldıklarını ifade eder. Bireysel ayrılıkların bittiğini ve tek bir ağızdan konuştuklarını analiz eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın diyalojik kurgusunda bu eylemin psikolojik bir eşik olduğunu belirtir. Tarafların arenada (yevmu'z-zîne) yüz yüze gelmesiyle, iç hesaplaşmaların bittiğini ve artık kelam (söz) üzerinden nihai bir varoluşsal karşılaşmanın başlatıldığını detaylandırır.
Yâ (يَا)
İbn Fâris, "yâ" edatının Arap dilinde muhatabın dikkatini çekmek, ona yönelmek ve hitabı belirginleştirmek için kullanılan temel bir nida (seslenme) harfi olduğunu ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, cümlenin başındaki bu edatın belagat işlevine değinir. Milyonlarca insanın ve Firavun'un izlediği o devasa ve gürültülü meydanda, sihirbazların doğrudan rakiplerine (Musa'ya) seslenerek bütün dikkati düellonun iki ana aktörü üzerine kilitlediklerini gramatik olarak aktarır.
Mûsâ (مُوسَىٰ)
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde ismin etimolojik kökenlerini tartışırken, kelimenin Eski Mısırca ("m-s-s" / çocuk) veya İbranice ("Moşeh" / sudan çıkarılan) formlarına dayandığını filolojik kanıtlarıyla sunar.
Angelika Neuwirth, Kur'an'ın edebi ritminde ve diyaloglarında hitap şekillerinin önemini inceler. Sihirbazların rakiplerine "Ey yalancı" veya "Ey isyancı" gibi aşağılayıcı bir sıfatla değil, sadece çıplak ismiyle (Yâ Mûsâ) hitap etmelerinin; düellonun başlangıcında kurgulanan o soğukkanlı, eşitlikçi ve "profesyonel" rakip tavrını yansıttığını estetik bir dille analiz eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kitle önündeki diplomatik kullanımına dikkat çeker. Firavun'un devlet söylemindeki o kışkırtıcı "sürgün edecekler, dininizi yıkacaklar" suçlamalarına rağmen, sihirbazların arenada Musa'ya ismiyle ve sakin bir şekilde hitap etmelerinin; onların devleti savunan militanlar gibi değil, sadece mesleklerini (sihri) icra etmeye gelmiş "özgüvenli zanaatkarlar" psikolojisinde olduklarını sosyolojik bir okumayla kaydeder.
İmmâ (إِمَّا)
İbn Fâris, Arap dilinde bu yapının "in" (şart edatı) ve "mâ" (zaide) harflerinin birleşmesinden oluştuğunu; iki veya daha fazla seçenek arasında bir tercih sunmak, alternatif belirtmek (muhayyer bırakmak) amacıyla kullanıldığını ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, bu edatın (harf-i tafsil ve tahyîr) düellonun kurallarını belirleyen bir "seçim hakkı" sunduğunu aktarır. Sihirbazların, karşılaşmanın inisiyatifini ve hamle sırasını bütünüyle Musa'ya bırakarak, kendi hünerlerine olan o sarsılmaz güvenlerini (kibirlerini) dilbilgisel bir rahatlıkla sergilediklerini belirtir.
En (أَنْ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, edatın işlevi bağlamında (en-i masdariyye) kendisinden sonra gelen muzari fiili masdar (isim) formuna soktuğunu ve eylemi nesnelleştirdiğini aktarır. "Atman (atış eylemin)" şeklinde somut bir düello kuralına dönüştürdüğünü kaydeder.
Tulkiye (تُلْقِيَ)
İbn Fâris, l-k-y kökünün Arap dilindeki asli anlamının "bir nesneyi elden çıkararak yere doğru bırakmak, fırlatmak, atmak ve karşı karşıya gelmek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta if'al babından gelen "ilkâ" eyleminin, sıradan bir eşya fırlatmaktan ziyade, dikkat çekici, iddialı ve sonucu merak edilen bir "meydana atma" fiili olduğunu ifade eder.
Dücane Cündioğlu, "ilkâ" kelimesinin felsefi ağırlığına odaklanır. Burada yere atılacak olan şeyin sadece ahşap bir asâ veya sihirbaz ipleri olmadığını; her iki tarafın da kendi inandığı "hakikati (veya illüzyonu) varlık sahnesine (arenaya) sürmesini" ve ontolojik iddialarını çarpıştırmasını temsil eden devasa bir varoluşsal eylem olduğunu estetik bir dille çözümler.
Ve immâ (وَإِمَّا)
İbn Fâris, atıf (ve) harfiyle birlikte tekrar edilen bu seçenek edatının ("ya da, yahut"), düellodaki ikinci alternatifi bağladığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, edatın tekrarının, karşı tarafa sunulan seçeneğin tamamen adil, baskısız ve açık uçlu olduğunu gösterdiğini kaydeder.
En nekûne (أَنْ نَكُونَ)
İbn Fâris, k-v-n kökünün "var olmak, meydana gelmek, oluşmak ve belirli bir duruma geçmek" anlamlarına geldiğini belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, "en" (masdar harfi) ile "nekûne" (bizim olmamız / birinci çoğul şahıs muzari fiil) birleşiminin, sihirbazların eylemi kendi üzerlerine alırken kurdukları ortak iradeyi gramatik olarak vurguladığını aktarır.
Evvele (أَوَّلَ)
İbn Fâris, e-v-l kökünün "zaman, sıra veya rütbe bakımından en başta gelen, kendisinden öncesi olmayan, başlangıç" anlamına geldiğini belirtir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin rekabet psikolojisi bağlamındaki işlevini irdeler. Bir düelloda "ilk" (evvel) hamleyi yapmanın genellikle psikolojik üstünlük kurmak, rakibi hazırlıksız yakalamak veya seyirciyi ilk andan itibaren etkisi altına almak anlamına geldiğini belirtir. Sihirbazların bu "ilk" olma avantajını Musa'ya teklif etmelerinin, onların kibirlerinin zirvesinde olduklarını gösterdiğini analiz eder.
Men (مَنْ)
İbn Fâris, "men" edatının akıl sahibi kimseler için kullanılan, "kim, o kişi ki" anlamlarındaki ism-i mevsul (bağlaç) olduğunu ifade eder.
Elkâ (أَلْقَىٰ)
İbn Fâris, l-k-y kökünün if'al babındaki mazi (geçmiş zaman) formu olduğunu ve "yere attı, fırlattı" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, eylemin geçmiş zaman kipinde (elkâ) gelmesinin, "atanların ilki biz olalım" şeklindeki cümlenin kurgusunda, eylemin kesin olarak gerçekleşeceği o anı anlattığını kaydeder.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın edebi psikolojisinde sihirbazların bu nezaketli ve seçenek sunan tavrını (İmmâ en tulkiye ve immâ en nekûne evvele men elkâ) derinlemesine inceler. Firavun'un küstah, kesip atan ve zorba diline kıyasla; sihirbazların rakiplerine (Musa'ya) "Önce sen mi atmak istersin, yoksa ilk atanlar biz mi olalım?" şeklinde bir seçme hakkı (edep) sunmalarının; onların fıtratlarının (iç dünyalarının) henüz bütünüyle kibre ve zulme teslim olmadığını gösterdiğini belirtir. Bu insani nezaketin ve kurala saygının, onların az sonra hakikati gördüklerinde secdeye kapanacak o "uyanık ve erdemli" vicdanlarının ilk edebi sinyali (karakter altyapısı) olduğunu muazzam bir psikolojik okumayla detaylandırır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla