Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tâ-Hâ Sûresi, 63. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tâ-Hâ Sûresi, 63. Ayet

    قَالُٓوا اِنْ هٰذَانِ لَسَاحِرَانِ يُر۪يدَانِ اَنْ يُخْرِجَاكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَر۪يقَتِكُمُ الْمُثْلٰى​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâlû in hâżâni lesâhirâni yurîdâni en yuḣricâkum min ardikum bisihrihimâ veyeżhebâ bitarîkatikumu-lmuślâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      62. “Bunun üzerine yapacakları işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını gizli tutmaya çalıştılar.”

      63. “Şöyle diyorlardı: ‘Bunlar sizi sihirleriyle yurdunuzdan çıkarmak ve tuttuğunuz örnek yolu ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbazdan başka bir şey değil!’”

      Bunun üzerine yapacakları işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını gizli tutmaya çalıştılar. Şöyle diyorlardı: Bazıları yapacakları işi aralarında tartışan ve konuşmalarını gizli tutmaya çalışanların sihirbazlar olduklarını belirtmişler ve bu beyanı, konuşmalarını Firavundan gizli tutmaya çalıştılar diye tefsir etmişlerdir. Sonra da bunlar sizi sihirleriyle yurdunuzdan çıkarmak ve tuttuğunuz örnek yolu ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbazdan başka bir şey değil! derken “bunlar iki sihirbaz” cümlesiyle de Mûsâ (a.s.) ile Hârun’u (a.s.) kastettiklerini ifade etmişlerdir. Başka bazıları ise bu beyanı şöyle yorumlamışlardır: Bunun üzerine yapacakları işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını Mûsâ ve Hârundan gizli tutmaya çalıştılar. Gizli konuşmaları da bunlar sizi sihirleriyle yurdunuzdan çıkarmak ve tuttuğunuz örnek yolu ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbazdan başka bir şey değil! demeleridir. En ağır basan ihtimal sihirbazların kavimlerinden ayrılıp onlara sezdirmeden kendi aralarında Mûsâ ile Hârun şöyledir diye gizlice konuşmalarıdır.

      Ebû Ubeyde âyetin metninde yer alan “inne hâzâni” (هذان إن) ifadesinin Araplar’dan bir topluluğun lehçesi olduğunu ve “merartü bi racülâni ve raeytü racülâni” (رجالن رأيت و برجلن مررت) denildiğini ve âyetteki bu kullanımın o lehçeye göre olduğunu belirtmiştir. Bazıları ise “hâzâ” (هذا) kelimesindeki elif harfinin müfretlerden hiçbir şekilde düşmediğini söylemişlerdir. “merartü bi hazâ” (بهذا مررت) ve “raeytü hâzâ” (هذا رأيت) vb. denilir. Netice olarak “hâzâ” (هذا) kelimesi asıl şekil gibi olup, müfret ve tesniye dâhil bütün haller için düşme ihtimali söz konusu değildir. Bazıları “İnne hâzâni lesâhirâni” (لساحران هذان إن) âyetine, “evet bu ikisi” anlamı vermişlerdir. Bu da bir başka topluluğun lehçesidir. Onlar “neam” (نعم) diyeceklerine “inne” (إن) demektedirler. Bir şairin beytinin sonundaki “fe kültü inneh” (إنه فقلت) yani “evet dedim” cümlesi de buna örnektir. Bazıları da gerçeğin böyle olmadığını, bunun Kur anı yazan kâtibin hatası olduğunu söylemişlerdir. Hz. Osman’dan da buna benzer bir rivayet gelmiştir. Hz. Osman mushafa bakınca “Ben bu kitapta (bir takım yazım) hataları görüyorum. Araplar bunları dilleri ile düzeltirler” demiş ya da buna benzer bir ifade kullanmıştır.

      Bunlar sizi sihirleriyle yurdunuzdan çıkarmak isteyen. Sihirbazlar bu sözü Firavundan almışlardı. Çünkü Firavunun ne dediği bir âyette şöyle belirtilmiştir: “Yaptığı sihirle sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor”. Bir başka âyette de şöylece aktarılmıştır: “Ey Mûsâ! Yaptığın sihirle bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin?”. Firavun bunun sihir olmadığını biliyordu. Fakat kavmi Mûsâ’ya tâbi olmasın diye onları kışkırtmak istemişti.

      Ve tuttuğunuz örnek yolu ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbazdan başka bir şey değil! Tuttukları örnek yol diye tercüme edilen “et-tarîkatu’l-müslâ”nın (المثلى الطريقة) ne olduğu konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Hasan-ı Basrî bu tabire en ideal yaşantı anlamı vermiştir. Çünkü onlar zorba ve firavundular. İsrâiloğulları onlara hizmetçilik ve uşaklık yapıyorlardı. Bu zorba ve firavunlar onları hizmetlerinde kullanıyor ve ihtiyaç duydukları alanlarda çalıştırıyorlardı. İsrâiloğullan’mn geçimleri onların hizmetlerine dayanıyordu. İşte bu nedenle Firavun onlar hakkında sizin en ideal yaşantınızı ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbaz dedi. Çünkü Mûsâ (a.s.) ona “Artık İsrâiloğulları’nı bırak bizimle gelsinler” demişti. Bazıları ise aynı beyana dininizi ve en ideal mezhebinizi ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbaz anlamını vermişlerdir. Çünkü o benim davet ettiğim yol doğru, Mûsa'nın davet ettiği yol bâtıldır, sihirdir ve fesattır diyordu. Nitekim kullandığı ifadeleri şu beyanlarda görmek mümkündür: “Firavun, ‘Bırakın beni de şu Mûsâ’yı öldüreyim! Tanrısına yalvarsın bakalım! Çünkü onun, dininizi değiştirmesinden yahut ülkede huzursuzluk çıkarmasından kaygı duyuyorum’ dedi”. Bir başka sözü de “Sizi yalnızca doğru yola yönlendiriyorum” şeklindedir. Firavun kavminde bir topluluk da “Seni ve tanrılarını bırakıp yeryüzünde bozgunculuk çıkarsınlar diye mi Mûsayı ve kavmini serbest bırakacaksın” demişti. Buna benzer başka beyanlarda vardır. Firavun kendisinin kavmini davet ettiği eylemin doğru, Mûsâ’nın davet ettiğinin sihir ve fesat olduğunu iddia etmiştir. Bazı müfessirler “et-tarîkatu’l-müslâ” tabirini sizin en hayırlımz, en şerefliniz ve en üeri gelenleriniz diye açıklamışlardır.

      [İbn Kuteybe] der ki; Âyette yer alan “et-tarîkatu’l-müslâ” deyiminden maksat kavmin ileri gelenleridir. Arapça’da “hâulâi tarîkatü kavmihim” (قومهم طريقة هؤالء) şeklinde bir ifade vardır ki bunlar kavminin ileri gelenleridir, anlamına gelir. “et-Tarika” (الطريقة) kelimesi “eş-şerif” (الشريف) kelimesinin kökünden gelmiş gibidir. Bu kelime ile “yolunuz ve dininiz” mânasının kastedildiği de söylenmiştir. “Kübrâ” (كبرى) kelimesinin “ekberu” (أكبر) nün müennesi olması gibi “el-müslâ” (المثلى) da “el-emsel” (األمثل) kelimesinin müennesidir. “Fe ecmi u keydeküm” (كيدكم فاجمعوا) cümlesi hilelerinizi birleştirin, demektir. Ebû Avsece “et-tarîkatu’l-müslâ” deyimini en üstün olan dininiz diye açıklamıştır. Çünkü bu din, en ideal olan dindir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâlû (قَالُوا)

        İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde k-v-l kökünün "ağız, dil ve dudakların hareketiyle ortaya çıkan anlamlı sesler dizisi, kelam" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "kavl" fiilini incelerken, eylemin sonundaki çoğul "vav" harfine dikkat çeker. Bir önceki ayette aralarında gizlice tartışan ve şüpheye düşen (necvâ) sihirbazların, bu "kâlû" (dediler) fiiliyle birlikte şahsi şüphelerini bastırıp "ortak bir karar ve mutabakatla" yeniden resmi söyleme döndüklerini; dışarıya karşı yekpare bir cephe olarak konuştuklarını analiz eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik haritasında diyalogların psikolojik işlevini irdeler. Sihirbazların içlerindeki o derin varoluşsal korkuyu ve teolojik sarsıntıyı gizlemek için, aniden yüksek sesli ve suçlayıcı bir "söz" (kavl) üretmelerinin, insanın hakikat karşısında köşeye sıkıştığında başvurduğu en ilkel savunma mekanizması (karşı tarafı etiketleyerek kendini rahatlatma) olduğunu detaylandırır.

        İn (إِنْ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisi kurgusu bağlamında bu edatın "muhaffefe mine's-sakîle" (şeddesi hafifletilmiş "inne" edatı) olduğunu aktarır. Sihirbazların, ortaya atacakları iftiraya halkı inandırabilmek için cümleye sıradan bir başlangıç yapmak yerine, gramatik olarak mutlak bir "şüphesizlik ve kesinlik" (tekit) bildiren bu pekiştirme edatıyla girmelerinin, taşıdıkları telaşı ve inandırıcılık kaygısını gösterdiğini sabitler.

        Hâzâni (هَٰذَانِ)

        İbn Fâris, ism-i işaret (gösterme zamiri) olan bu kelimenin ikil (tesniye) formunda olduğunu ve doğrudan göz önünde bulunan iki varlığı/şahsı işaret etmek için kullanıldığını belirtir.

        Angelika Neuwirth, Kur'an'ın edebi kurgusundaki "ötekileştirme" retoriğini bu kelime üzerinden okur. Sihirbazların, karşılarındaki kişilere isimleriyle (Musa ve Harun) veya peygamberlik sıfatlarıyla hitap etmek yerine, onları sadece "Şu ikisi" (hâzâni) diyerek anonimleştirmelerinin; devlete karşı gelen bu iki elçiyi halkın gözünde kimliksiz, şüpheli ve tehlikeli "yabancılar" mertebesine indirmeyi hedefleyen kusursuz bir siyasi aşağılama taktiği olduğunu analiz eder.

        Le sâhirâni (لَسَاحِرَانِ)

        İbn Fâris, s-h-r kökünün Arap dilindeki asli anlamının "bir şeyi hakikatinden saptırmak, gizli bir nedene dayandırarak göz boyamak ve illüzyon yapmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin ism-i fâil (özne) kalıbında ve ikil formda kullanıldığını kaydeder. Başındaki "lâm" (lam-ı tekit / pekiştirme harfi) edatının, suçlamaya tartışılmaz bir ağırlık kattığını; Musa ve Harun'u sadece sihir yapan kişiler değil, "kesinlikle usta ve profesyonel büyücüler" olarak etiketleyerek, mucizeyi kendi anladıkları o sığ ve beşeri meslek sınırlarına (sihre) hapsettiklerini ifade eder.

        Gabriel Said Reynolds, Mısır'ın antik tapınak kültürü bağlamında bu suçlamayı inceler. Devletin maaşlı memurları olan büyücülerin, karşılaştıkları o devasa ilahi gücü (âyeti) idrak edemedikleri veya kabullenmek istemedikleri için, "psikolojik yansıtma" yaparak kendi mesleklerini (sihri) Musa'ya atfettiklerini belirtir. Bu durumun, materyalist aklın aşkın olanı (ilahi müdahaleyi) kontrol edilebilir, tanıdık bir kavrama indirgeme çabası olduğunu teolojik bir dille analiz eder.

        Yurîdâni (يُرِيدَانِ)

        İbn Fâris, r-v-d kökünün "bir şeyi talep etmek, arzu etmek, peşine düşmek ve yönelmek" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "irade" kavramını, insanın içindeki arzunun akılla birleşerek belirli bir hedefe yönelik kesin bir karara ve eylem planına dönüşmesi olarak tanımlar. Çoğul (ikil) kalıbında kullanılan bu fiille sihirbazların; Musa ve Harun'u rastgele hareket eden meczuplar olarak değil, son derece bilinçli, sinsi, organize ve "politik bir kastı/iradesi" olan tehlikeli aktörler olarak halka sunduklarını detaylandırır.

        En yuhricâkum (أَنْ يُخْرِجَاكُمْ)

        İbn Fâris, h-r-c kökünün "bir şeyin içinden dışarı çıkmak, belirmek" olduğunu; if'al babından gelen "ihrac" eyleminin ise "birini yerinden etmek, zorla dışarı atmak, sürmek ve tahliye etmek" anlamlarını taşıdığını belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kitle psikolojisindeki yerine odaklanır. Sihirbazların, Firavun'un daha önce (57. ayette) kurguladığı o "beka sorunu" propagandasını aynen devraldıklarını belirtir. Olayı teolojik bir meydan okuma olmaktan çıkarıp, Mısır halkının (ikinci çoğul şahıs "kum" zamiriyle doğrudan halka hitap ederek) "sürgün edilme, vatanından kovulma ve mülksüzleştirme" korkusunu (ihrac) tetikleyerek, kitleleri manipüle etme ve devlete sadakat devşirme operasyonu olduğunu sosyolojik bir perspektifle kaydeder.

        Min ardıkum (مِنْ أَرْضِكُمْ)

        İbn Fâris, e-r-d kökünün "alt kısım, ayak basılan zemin, toprak, vatan ve ülke" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin sonuna eklenen aidiyet zamirinin ("kum" / sizin) barındırdığı felsefi ve politik kışkırtıcılığa dikkat çeker. Tevhidi mücadelenin evrensel hakikatini perdelemek için, sihirbazların "Sizin toprağınız, sizin vatanınız" diyerek Mısırlıların milliyetçi ve mülkiyetçi duygularını kaşıdığını; kutsalın (vahyin) karşısına "toprak savunmasını" koyarak yeryüzündeki en kadim ve etkili demagojiyi estetik bir dille inşa ettiklerini çözümler.

        Bi sihrihimâ (بِسِحْرِهِمَا)

        İbn Fâris, s-h-r kökünün göz boyama ve aldatma eylemi olduğunu ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, başındaki "bâ" edatının (ba-i sebebiyye/istiâne) araç ve vasıta bildirdiğini aktarır. Sihirbazların, Musa ve Harun'un yapacağı eylemleri "Onların kendi sihirleri/büyüleri vasıtasıyla" diyerek tanımlamasının; ilahi mucizeyi, siyasi bir darbe yapmak için kullanılacak basit ve karanlık bir "silah" (enstrüman) olarak sunduklarını gramatik olarak sabitler.

        Ve yezhebâ (وَيَذْهَبَا)

        İbn Fâris, z-h-b kökünün "bulunulan yeri terk etmek, gitmek, yola koyulmak" olduğunu; ancak "bâ" edatıyla (bi) geçişli hale getirildiğinde "bir şeyi alıp götürmek, yok etmek, silmek ve ortadan kaldırmak" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "zehâb" eyleminin burada Mısır'ın var olan bütün düzeninin, inanç sisteminin ve kültürel mirasının Musa tarafından kökünden kazınıp yok edileceğine dair abartılı ve dehşet verici bir "topyekûn yıkım" (yok oluş) iftirası olduğunu analiz eder.

        Bi tarîkatikumu (بِطَرِيقَتِكُمُ)

        İbn Fâris, t-r-k kökünün asli anlamının "vurmak, çarpmak ve ayakların peş peşe basmasıyla oluşan belirgin yol" olduğunu belirtir. Zamanla bu fiziksel yol anlamının, insanların üzerinde yürüdüğü inanç, yaşam tarzı, kültür ve mezhep manasına evrildiğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "tarîkat" kavramının, bir toplumun üzerinde uzlaştığı, kanunlaştırdığı ve atalarından devralarak sürdürdüğü "resmi hayat nizamı ve ideoloji" olduğunu detaylandırır.

        El-Muslâ (الْمُثْلَىٰ)

        İbn Fâris, m-s-l kökünün "benzer, denk, örnek, misal ve üstün model" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "muslâ" kelimesinin "emsel" (en ideal, en mükemmel, en üstün) sıfatının müennes (dişil) ism-i tafdil formu olduğunu ifade eder. "Tarîkat" kelimesinin sıfatı olarak, o sistemin aşılamaz ve eleştirilemez mükemmelliğini savunduğunu kaydeder.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin barındırdığı ontolojik körlüğe ve ideolojik yozlaşmaya dikkat çeker. On binlerce İsrailoğlunun köleleştirildiği, yeni doğan bebeklerin katledildiği ve Firavun'un kendini tanrı ilan ettiği o mutlak zulüm, terör ve sömürü rejimini; sihirbazların Mısır halkına "en ideal, en mükemmel, en örnek yaşayış tarzımız" (tarîkatikumu'l-muslâ) olarak sunmalarının; bir devlet aygıtının ve onun elitlerinin, kendi kurdukları cehennemi nasıl "cennet" gibi algıladıklarını gösteren sarsıcı bir ahlaki illüzyon (kibir) tablosu olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X