فَتَنَازَعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰى
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tâ-Hâ Sûresi, 62. Ayet
Daralt
X
-
62. “Bunun üzerine yapacakları işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını gizli tutmaya çalıştılar.”
63. “Şöyle diyorlardı: ‘Bunlar sizi sihirleriyle yurdunuzdan çıkarmak ve tuttuğunuz örnek yolu ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbazdan başka bir şey değil!’”
Bunun üzerine yapacakları işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını gizli tutmaya çalıştılar. Şöyle diyorlardı: Bazıları yapacakları işi aralarında tartışan ve konuşmalarını gizli tutmaya çalışanların sihirbazlar olduklarını belirtmişler ve bu beyanı, konuşmalarını Firavundan gizli tutmaya çalıştılar diye tefsir etmişlerdir. Sonra da bunlar sizi sihirleriyle yurdunuzdan çıkarmak ve tuttuğunuz örnek yolu ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbazdan başka bir şey değil! derken “bunlar iki sihirbaz” cümlesiyle de Mûsâ (a.s.) ile Hârun’u (a.s.) kastettiklerini ifade etmişlerdir. Başka bazıları ise bu beyanı şöyle yorumlamışlardır: Bunun üzerine yapacakları işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını Mûsâ ve Hârundan gizli tutmaya çalıştılar. Gizli konuşmaları da bunlar sizi sihirleriyle yurdunuzdan çıkarmak ve tuttuğunuz örnek yolu ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbazdan başka bir şey değil! demeleridir. En ağır basan ihtimal sihirbazların kavimlerinden ayrılıp onlara sezdirmeden kendi aralarında Mûsâ ile Hârun şöyledir diye gizlice konuşmalarıdır.
Ebû Ubeyde âyetin metninde yer alan “inne hâzâni” (هذان إن) ifadesinin Araplar’dan bir topluluğun lehçesi olduğunu ve “merartü bi racülâni ve raeytü racülâni” (رجالن رأيت و برجلن مررت) denildiğini ve âyetteki bu kullanımın o lehçeye göre olduğunu belirtmiştir. Bazıları ise “hâzâ” (هذا) kelimesindeki elif harfinin müfretlerden hiçbir şekilde düşmediğini söylemişlerdir. “merartü bi hazâ” (بهذا مررت) ve “raeytü hâzâ” (هذا رأيت) vb. denilir. Netice olarak “hâzâ” (هذا) kelimesi asıl şekil gibi olup, müfret ve tesniye dâhil bütün haller için düşme ihtimali söz konusu değildir. Bazıları “İnne hâzâni lesâhirâni” (لساحران هذان إن) âyetine, “evet bu ikisi” anlamı vermişlerdir. Bu da bir başka topluluğun lehçesidir. Onlar “neam” (نعم) diyeceklerine “inne” (إن) demektedirler. Bir şairin beytinin sonundaki “fe kültü inneh” (إنه فقلت) yani “evet dedim” cümlesi de buna örnektir. Bazıları da gerçeğin böyle olmadığını, bunun Kur anı yazan kâtibin hatası olduğunu söylemişlerdir. Hz. Osman’dan da buna benzer bir rivayet gelmiştir. Hz. Osman mushafa bakınca “Ben bu kitapta (bir takım yazım) hataları görüyorum. Araplar bunları dilleri ile düzeltirler” demiş ya da buna benzer bir ifade kullanmıştır.
Bunlar sizi sihirleriyle yurdunuzdan çıkarmak isteyen. Sihirbazlar bu sözü Firavundan almışlardı. Çünkü Firavunun ne dediği bir âyette şöyle belirtilmiştir: “Yaptığı sihirle sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor”. Bir başka âyette de şöylece aktarılmıştır: “Ey Mûsâ! Yaptığın sihirle bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin?”. Firavun bunun sihir olmadığını biliyordu. Fakat kavmi Mûsâ’ya tâbi olmasın diye onları kışkırtmak istemişti.
Ve tuttuğunuz örnek yolu ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbazdan başka bir şey değil! Tuttukları örnek yol diye tercüme edilen “et-tarîkatu’l-müslâ”nın (المثلى الطريقة) ne olduğu konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Hasan-ı Basrî bu tabire en ideal yaşantı anlamı vermiştir. Çünkü onlar zorba ve firavundular. İsrâiloğulları onlara hizmetçilik ve uşaklık yapıyorlardı. Bu zorba ve firavunlar onları hizmetlerinde kullanıyor ve ihtiyaç duydukları alanlarda çalıştırıyorlardı. İsrâiloğullan’mn geçimleri onların hizmetlerine dayanıyordu. İşte bu nedenle Firavun onlar hakkında sizin en ideal yaşantınızı ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbaz dedi. Çünkü Mûsâ (a.s.) ona “Artık İsrâiloğulları’nı bırak bizimle gelsinler” demişti. Bazıları ise aynı beyana dininizi ve en ideal mezhebinizi ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbaz anlamını vermişlerdir. Çünkü o benim davet ettiğim yol doğru, Mûsa'nın davet ettiği yol bâtıldır, sihirdir ve fesattır diyordu. Nitekim kullandığı ifadeleri şu beyanlarda görmek mümkündür: “Firavun, ‘Bırakın beni de şu Mûsâ’yı öldüreyim! Tanrısına yalvarsın bakalım! Çünkü onun, dininizi değiştirmesinden yahut ülkede huzursuzluk çıkarmasından kaygı duyuyorum’ dedi”. Bir başka sözü de “Sizi yalnızca doğru yola yönlendiriyorum” şeklindedir. Firavun kavminde bir topluluk da “Seni ve tanrılarını bırakıp yeryüzünde bozgunculuk çıkarsınlar diye mi Mûsayı ve kavmini serbest bırakacaksın” demişti. Buna benzer başka beyanlarda vardır. Firavun kendisinin kavmini davet ettiği eylemin doğru, Mûsâ’nın davet ettiğinin sihir ve fesat olduğunu iddia etmiştir. Bazı müfessirler “et-tarîkatu’l-müslâ” tabirini sizin en hayırlımz, en şerefliniz ve en üeri gelenleriniz diye açıklamışlardır.
[İbn Kuteybe] der ki; Âyette yer alan “et-tarîkatu’l-müslâ” deyiminden maksat kavmin ileri gelenleridir. Arapça’da “hâulâi tarîkatü kavmihim” (قومهم طريقة هؤالء) şeklinde bir ifade vardır ki bunlar kavminin ileri gelenleridir, anlamına gelir. “et-Tarika” (الطريقة) kelimesi “eş-şerif” (الشريف) kelimesinin kökünden gelmiş gibidir. Bu kelime ile “yolunuz ve dininiz” mânasının kastedildiği de söylenmiştir. “Kübrâ” (كبرى) kelimesinin “ekberu” (أكبر) nün müennesi olması gibi “el-müslâ” (المثلى) da “el-emsel” (األمثل) kelimesinin müennesidir. “Fe ecmi u keydeküm” (كيدكم فاجمعوا) cümlesi hilelerinizi birleştirin, demektir. Ebû Avsece “et-tarîkatu’l-müslâ” deyimini en üstün olan dininiz diye açıklamıştır. Çünkü bu din, en ideal olan dindir.
Yorumu Yorumla
-
Fe tenâzeû (فَتَنَازَعُوا)
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde n-z-a kökünün "bir şeyi yerinden çekip çıkarmak, söküp almak, koparmak ve iki tarafın bir şeyi birbirlerinin elinden çekmesi (çekişmek)" anlamlarına geldiğini belirtir. Müşareke (ortaklık/karşılıklılık) bildiren tefâul babından gelen "tenâzu" eyleminin, tarafların fikirsel veya fiziksel olarak şiddetli bir çatışmaya, kavgaya ve çekişmeye tutuşması olduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta bu kelimenin, bir topluluğun içindeki fikri bütünlüğün parçalanması ve herkesin kendi görüşünü diğerine kabul ettirmek için (adeta bir ipi kendi tarafına çeker gibi) girdiği zihinsel ve sözel çatışmayı ifade ettiğini belirtir. Başındaki "fe" (takip) edatının, Musa'nın o dehşetli uyarısının ("Yazıklar olsun size, iftira etmeyin") sihirbazların kalbinde anında bir şok etkisi yarattığını ve sarsılmaz sanılan o cephenin saniyeler içinde paramparça olarak birbirine düştüğünü analiz eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kitle psikolojisi ve sosyolojik çözülme bağlamındaki işlevine dikkat çeker. Firavun'un devasa ödüller vaadiyle tek bir hedef etrafında toplanan sihirbazların, Musa'nın ölümcül tehdidini (ve mutlak özgüvenini) duyar duymaz yaşadıkları bu "tenâzu" (çekişme/ayrılık) eyleminin; devletin resmi ideolojisinin ve büyücülerin sahte kibrinin ilk çatlağı olduğunu, korkunun o güne kadar sarsılmaz duran "birlik" illüzyonunu nasıl anında çökerttiğini sosyolojik bir perspektifle kaydeder.
Emrehum (أَمْرَهُمْ)
İbn Fâris, e-m-r kökünün Arap dilinde "buyruk, iş, durum, hadise ve üzerinde ittifak edilen mesele" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "emr" kelimesinin burada sihirbazların Musa'ya karşı uygulayacakları stratejiyi, kendi aralarında anlaştıkları illüzyon taktiklerini ve genel durumlarını (akıbetlerini) kapsadığını ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında "emr" kavramını incelerken; üçüncü çoğul şahıs zamiriyle (hum / onların) sınırlandırılan bu kelimenin, sihirbazların "kendi varoluşsal krizlerini" temsil ettiğini belirtir. Öncesinde Firavun'un devlet projesi olan bir meselenin, Musa'nın sarsıcı hitabıyla bir anda sihirbazların kendi şahsi ve hayati "meselelerine" (emrehum) dönüştüğünü; artık devleti savunmayı bırakıp kendi canlarının ve akıbetlerinin derdine düştüklerini detaylandırır.
Beynehum (بَيْنَهُمْ)
İbn Fâris, b-y-n kökünün "iki şey arasındaki ayrılık, mesafe, açıklık ve bağların kopması" anlamlarına geldiğini belirtir. Zarf olarak "arasında" manasını taşıdığını kaydeder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin cümlede mekan ve aidiyet zarfı olarak kullanılmasının önemine işaret eder. Sihirbazların yaşadığı bu derin şüphenin ve çatışmanın (tenâzu), halka veya Firavun'a açık bir isyan şeklinde değil; henüz dışarıya sızdırılmadan, korkuyla ve sadece "kendi aralarında" (kendi iç dünyalarında ve dar gruplarında) cereyan eden kapalı bir kriz olduğunu gramatik olarak sabitler.
Ve eserrû (وَأَسَرُّوا)
İbn Fâris, s-r-r kökünün "bir şeyi gizlemek, üstünü örtmek, saklamak ve kalpte tutmak" anlamlarına geldiğini belirtir. İnsanın neşesini ifade eden "sürur" kelimesinin de kalbin derinliklerinden gelen gizli bir ferahlık olmasından dolayı aynı kökten türediğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, if'al babından gelen "isrâr" eyleminin, kişinin bir fikri, konuşmayı veya eylemi başkalarının duymasından ve görmesinden şiddetle kaçınarak (özel bir kast ile) gizlemesi olduğunu ifade eder. Eylemin geçmiş zaman (mazi) kalıbıyla kullanılmasının, sihirbazların aralarındaki bu çekişmeyi Firavun'un istihbaratından ve halktan anında gizleme refleksini gösterdiğini analiz eder.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin barındırdığı psikolojik gerilimi ve korku iklimini irdeler. Mutlak bir diktatörlükte (Firavun rejiminde) devletin resmi tezine aykırı bir şüphe duymanın anında "ihanet" sayılacağını hatırlatır. Sihirbazların Musa'nın haklı olabileceği ihtimalini "şiddetle gizleme" (isrâr) telaşının, onların sadece Musa'nın tehdidinden değil, bizzat arkalarındaki devasa ve acımasız devlet teröründen (Firavun'un gazabından) duydukları o derin paranoyayı yansıttığını estetik ve psikolojik bir okumayla detaylandırır.
En-Necvâ (النَّجْوَى)
İbn Fâris, n-c-v kökünün asli anlamının "kurtulmak, tehlikeden sıyrılıp yüksek ve güvenli bir yere çıkmak" olduğunu belirtir. İnsanların başkalarından uzaklaşarak kendi aralarında fısıldaşmalarına ve gizli konuşmalarına (sırrı koruma ve güvende olma çabasından dolayı) etimolojik olarak bu kökten "necvâ" denildiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "necvâ" kavramının sadece sesi alçaltmak olmadığını; tehlikeli, kritik ve hayati bir meseleyi, dışarıdan kimsenin sızamayacağı kapalı bir dairede, birbirlerinin kulağına fısıldayarak yapılan stratejik ve gizli bir fısıldaşma olduğunu analiz eder.
Dücane Cündioğlu, kelimenin varoluşsal ve felsefi zıtlığına dikkat çeker. Düellonun başında Firavun'un o büyük, görkemli, şatafatlı ve meydan okuyan (yüksek sesli) devlet retoriğinin; Musa'nın tek bir cümlesi karşısında saniyeler içinde kırılarak sihirbazların korku dolu "fısıltılarına" (necvâ) dönüşmesini çözümler. Kibrin ve mutlak gücün, hakikat karşısında nasıl küçülüp fısıltıya hapsolduğunu gösteren muazzam bir ontolojik çöküş tablosu olduğunu vurgular.
Gabriel Said Reynolds, Mısır'ın tapınak kültürü ve monoteizm ile olan teolojik çarpışmasını incelerken bu kelimeye odaklanır. Sihirbazların o gizli fısıldaşmalarının (necvâ) aslında sıradan bir taktik tartışması olmadığını; Musa'nın asâsının ve hitabının, sihirbazların mesleki tecrübelerine (büyücülük literatürüne) uymadığını anladıkları ve "Acaba bu adam gerçekten göklerin Rabbinin elçisi mi?" şeklindeki o büyük teolojik sarsıntıyı (imanın ilk kıvılcımlarını) kendi aralarında gizlice tartışmaya başladıkları o kritik "epistemolojik uyanış" anı olduğunu teolojik bir dille analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla