فَتَوَلّٰى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ اَتٰى
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tâ-Hâ Sûresi, 60. Ayet
Daralt
X
-
“Bunun üzerine Firavun dönüp gitti; bütün tedbirlerini aldı, sonra (sihirbazlarıyla) geldi.”
Bunun üzerine Firavun dönüp gitti. Yani (arkasını dönüp gitmedi) işine yöneldi. Bütün tedbirlerini aldı. “Dönüp gitme”, Mûsâ ile Hârunun çağrılarından yüz çevirmek anlamında değildir. Sonra (sihirbazlarıyla) geldi. Bu âyetteki “tevellâ” (تولى) fiili (األرض في سعى) âyetindeki “tevellâ” (تولى) fiili ile aynı anlamdadır. Nasıl ki bu âyette “tevellâ” fiiline “yeryüzünde bozgunculukla yürümeye yönelir” anlamı veriyorsak burada da mâna “işine yöneldi” demek olur.
Yorumu Yorumla
-
Fe tevellâ (فَتَوَلَّىٰ)
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde v-l-y kökünün "yakınlık, arka arkaya gelme ve bir şeye yönelme" anlamlarını taşıdığını; ancak tefe'ul babında "tevellî" formunda kullanıldığında "sırt dönmek, yüz çevirmek ve ayrılıp gitmek" manasına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "tevellî" eyleminin, kişinin yüzleşmekten kaçınarak bedensel ve ruhsal olarak o mekandan veya hakikatten bütünüyle kopması olduğunu ifade eder. Başındaki "fe" (takip ve sebep bildiren harf) edatının, Firavun'un düello yeri ve zamanı Musa tarafından belirlenir belirlenmez, araya hiçbir zaman boşluğu girmeksizin derhal oradan ayrılıp hazırlıklara giriştiğini gösterdiğini analiz eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin siyasi ve psikolojik bağlamına işaret eder. Firavun'un bu "yüz çevirme/ayrılma" (tevellî) eyleminin sadece fiziksel bir gidiş değil, aynı zamanda Musa'nın sunduğu tevhidi argümanlara, akli delillere ve mucizelere karşı sergilenen o inatçı "ideolojik sağırlığı" ve kibri temsil ettiğini kaydeder.
Fir'avnu (فِرْعَوْنُ)
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân ve El-Mühezzeb adlı eserlerinde bu ismin Arapça dışı (muarreb) olduğunu, Kıptice veya Süryanice kökenli olup Mısır krallarına verilen "kibirli ve zorba lider" manasındaki genel bir unvan olduğunu aktarır.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde ismin Eski Mısırcadaki "Pr-Aa" (Büyük Ev/Saray) teriminden İbranice ve Süryanice üzerinden Arapçaya "Fir'avn" olarak yerleştiğini filolojik verilerle doğrular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, ismin cümlede açıktan fail (özne) olarak tekrar zikredilmesinin belagat yönüne dikkat çeker. Zamir kullanmak yerine bizzat Firavun isminin vurgulanmasının; Mısır'daki tüm bu organize devlet terörünün, sihirbazların toplanmasının ve hakikate karşı başlatılan o büyük seferberliğin bizzat en tepedeki otoritenin şahsi güdümüyle ve çabasıyla yürütüldüğünü gramatik olarak sabitlediğini belirtir.
Fe cemea (فَجَمَعَ)
İbn Fâris, c-m-a kökünün "dağınık olan şeyleri bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek ve yığmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Tefrika ve dağılmanın tam zıttı olduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "cem" eyleminin, sıradan ve rastgele bir araya getirme olmadığını; belirli bir amaç, strateji ve kararlılık doğrultusunda yapılan "organize bir toplama faaliyeti" olduğunu ifade eder. Fiilin başındaki "fe" edatının, Firavun'un hiç vakit kaybetmeden bütün devlet aygıtını, bürokrasiyi ve ülkenin dört bir yanındaki sihirbazları tek bir hedefe kilitlenerek (kendi etrafında) toplama telaşını yansıttığını analiz eder.
Keydehû (كَيْدَهُ)
İbn Fâris, k-y-d kökünün "gizli bir niyetle başkasına zarar vermek için plan yapmak, tuzak kurmak, hile ve komplo" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "keyd" kavramının insanın zekasını, gücünü ve imkanlarını kullanarak muhatabını alt etmek için kurguladığı o sinsi ve yıkıcı strateji olduğunu kaydeder. Kelimenin sonuna eklenen üçüncü tekil şahıs zamiriyle ("hû" / onun tuzağı), bu planın ve kullanılacak sihirbazların illüzyonlarının bizzat Firavun'un kendi şeytani zekasının, kibrinin ve mülkünün bir ürünü olarak ona tahsis edildiğini detaylandırır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki semantiğinde "keyd" kavramını ele alırken; Firavun'un kaba kuvvete veya ordularına (kılıca) değil de "hile ve tuzağa" (sihirbazların göz boyamasına) başvurmasının, hakikat karşısında duyduğu o derin ontolojik acziyeti ve çaresizliği yansıttığını analiz eder. Gerçeği yok edemeyen batılın, ancak algı yönetimi, manipülasyon ve hile (keyd) ile ayakta kalabileceğini felsefi bir dille vurgular.
Dücane Cündioğlu, kelimenin barındırdığı felsefi ironiye dikkat çeker. Firavun'un "kendi tuzağını/hilesini toplamasının", aslında kendi sonunu getirecek olan o büyük yıkımı kendi elleriyle, ilmek ilmek inşa etmesi anlamına geldiğini; ilahi kaderin (mekrullah), zalimi en çok güvendiği kendi hilesiyle (keyd) arenaya çekip avladığını estetik bir dille çözümler.
Summe (ثُمَّ)
İbn Fâris, Arap dilinde bu edatın olaylar arasında bir zaman aralığı (terâhi), mühlet veya derece farkı bildiren bir bağlaç ("sonra") olduğunu ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, "summe" edatının, Firavun'un sihirbazları Mısır'ın dört bir yanından toplamasının, o hileleri organize etmesinin, onlarla toplantılar yapmasının ve hazırlıklarını tamamlamasının belli bir zaman aldığını; bu sürecin devlet aklı için bile meşakkatli ve telaşlı bir evre olduğunu gramatik bir boşlukla (zaman zarfıyla) gösterdiğini aktarır.
Etâ (أَتَىٰ)
İbn Fâris, e-t-y kökünün "bir yere gelmek, varmak, ulaşmak" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ityan" eyleminin, sıradan bir varıştan ziyade, üzerinde düşünülmüş, hazırlığı yapılmış ve kararlılıkla icra edilen bir "geliş" fiili olduğunu kaydeder.
Angelika Neuwirth, edat (summe) ve fiil (etâ) uyumunu edebi bir perspektifle okur. Firavun'un uzun ve hummalı hazırlıkların ardından arenaya (Musa'nın karşısına) çıkışının, metinde büyük bir dramatik gerilimle (zaman aralığıyla) sunulduğunu; bütün o hileleriyle arenaya "gelişinin", aslında küfrün kendi çöküş sahnesine attığı o son kibirli adım olduğunu edebi bir okumayla tahlil eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla