اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْداً وَسَلَكَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلاً وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۜ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجاً مِنْ نَبَاتٍ شَتّٰى
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tâ-Hâ Sûresi, 53. Ayet
Daralt
X
-
“Yeryüzünü sizin için bir beşik yapan, onda size yollar açan ve gökten su indiren O’dur. Onunla her çeşitten çift çift bitkiler çıkardık.”
Yeryüzünü sizin için bir beşik yapan. Bu beyan “Bizim Rabb’imiz her şeye özüyle ve biçimiyle varlık veren, sonra da işin yolunu yordamını gösterendir” meâlindeki beyana yapılmış bir atıftır. Yani her şeye özüyle ve biçimiyle varlık veren, sonra da işin yolunu yordamını gösteren, yeryüzünü sizin için beşik, yani yatak yapan, onda size yollar açan ve gökten su indiren O’dur. Allah Teâlâ bu beyanlarda onlara verdiği nimetleri hatırlatmakta ve şöyle demektedir: (Rabb’iniz) yeryüzünü sizin için yatak gibi yayıp sermiştir, orada yaşamaktasınız, sizi sarstıktan sonra üzerinde huzur içinde oturmaktasınız. Orada size yollar açan O’dur. Sizler bu yollara giriyor ihtiyacınızı gidermek, geçiminizi ve hayatta kalmanızı sağlamak için uzak beldelere gidip geliyorsunuz. Sizlere eğer bu imkân verilmeseydi geçiminizi sağlayamaz ve ihtiyaçlarınızı gideremezdiniz. Ve gökten su indiren O’dur. Onunla o su ile her çeşitten çift çift bitkiler çıkardık. Ki geçiminizi temin etmeniz, hayvanlarınızın ve sizin hayatta kalmanız bunlara bağlıdır. Kaldı ki Allah Teâlâ her bir hayvan için bir başkasına tahsis etmediği bir yiyecek ve gıda tahsis etmiştir. Çünkü bazı hayvanlar bitki yerken bazıları tahılla bazıları da etle beslenirler.
Yorumu Yorumla
-
Ellezî (الَّذِي)
İbn Fâris, bu ism-i mevsulün (bağlaç/zamir) bilinen, aşina olunan ve belirli bir niteliği taşıyan varlıkları işaret etmek için kullanıldığını belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, dilbilgisi kurgusu bağlamında bu kelimenin, bir önceki ayette (52. ayet) Musa'nın "Benim Rabbim" diyerek sığındığı o mutlak otoritenin sıfatlarını açıklamaya başlayan bağlayıcı bir köprü işlevi gördüğünü; soyut bir inanç esasını somut kozmik delillerle (yaratılışla) temellendiren gramatik bir geçiş sağladığını aktarır.
Ceale (جَعَلَ)
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde c-a-l kökünün "yoktan var etmekten ziyade, var olan bir şeye yeni bir form, statü, işlev veya özellik kazandırmak" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "ce'l" fiilinin, yeryüzünün uzay boşluğunda sadece ölü ve anlamsız fiziksel bir kütle olarak bırakılmayıp, insanın yaşamasına en elverişli hale getirilmesi, yapılandırılması ve ona bir "yaşam alanı" statüsü verilmesi (tasarımsal müdahale) eylemini anlattığını kaydeder.
Lekumu (لَكُمُ)
İbn Fâris, aidiyet ve tahsis bildiren "lâm" harfinin, ikinci çoğul şahıs zamiri (kum/siz) ile birleşerek yapılan eylemin (yeryüzünün inşasının) doğrudan muhatapların faydasına ve menfaatine özgülendiğini ifade eder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, "sizin için" hitabındaki ontolojik amaca dikkat çeker. Yeryüzünün ve doğanın rastgele savrulan, kendi kendine işleyen kör bir mekan olmadığını; Yaratıcı tarafından bütünüyle insanın varoluşuna, faydasına, emrine ve hizmetine (musahhar) tahsis edildiğini vurgular.
El-Arda (الْأَرْضَ)
İbn Fâris, e-r-d kökünün Arap dilinde "alt kısım, taban, ayak basılan yer ve göğün mukabili olan zemin" anlamlarına geldiğini belirtir.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde bu kelimenin Sami dilleri havzasındaki etimolojik yolculuğunu inceler. İbranicedeki "erets" ve Süryanicedeki "ar'â" kelimeleriyle fonetik ve anlamsal olarak tamamen aynı kökten geldiğini, "üzerinde yaşanılan zemin, yeryüzü" anlamında Antik Yakın Doğu dillerinde ve kadim monoteist metinlerde ortak bir teolojik-coğrafi terim olduğunu detaylandırır.
Mehden (مَهْدًا)
İbn Fâris, m-h-d kökünün "düzlemek, yaymak, yumuşatmak, hazırlamak ve bir yeri pürüzsüz hale getirmek" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "mehd" kavramının aslen bir çocuğun güvenle uyuması ve zarar görmeden büyümesi için özenle hazırlanan "beşik" veya "döşek" olduğunu ifade eder. İnsanın yeryüzündeki varlığının, tehlikelerle dolu düşmanca bir boşluğa fırlatılmak değil; Yaratıcı tarafından şefkatli bir beşiğe (ana kucağına) yerleştirilmek olduğunu analiz eder.
Dücane Cündioğlu, kelimenin barındırdığı felsefi estetiği çözümler. "Beşik" metaforunun, insanın dünyadaki ontolojik acziyetini ve kırılganlığını (tıpkı bir bebek gibi) vurgularken; diğer yandan ilahi şefkatin, bu devasa gezegeni o aciz varlık için nasıl konforlu, sarsılmaz ve korunaklı bir yuvaya dönüştürdüğünü gösteren sarsıcı bir şiirsellik barındırdığını belirtir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki bedevi tasavvuruna değinir. Göçebe Arap kültüründe "mehd"in, yorucu bir yolculuğun ardından dinlenmek için zemine serilen düz, engebesiz ve rahat bir yatak (döşek) olduğunu hatırlatarak; yeryüzünün sarp, girintili çıkıntılı ve yaşanmaz bir kayalık kütlesi değil, insanın medeniyet kurup huzur bulacağı şekilde "düzlenip yayıldığını" kaydeder.
Ve seleke (وَسَلَكَ)
İbn Fâris, s-l-k kökünün "ipliği iğne deliğinden geçirmek, bir şeyi bir yere sokmak ve bir yolu/yönü takip edip ilerlemek" anlamlarına geldiğini aktarır.
Râgıb el-İsfahânî, "sülûk" eyleminin, yeryüzünde insanın hareket edebilmesi, ticaret yapabilmesi ve ulaşım sağlayabilmesi için dağların arasına vadilerin, geçitlerin ve doğal yolların açılması/sokulması manasına geldiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın doğa felsefesini incelerken bu fiile özel bir önem atfeder. Allah'ın yeryüzüne yollar ve geçitler "sokarak/açarak" (seleke); yeryüzünü insanın hareket kabiliyetini sıfırlayan, izole edici ve geçit vermez devasa bir engel olmaktan çıkarıp, kültürlerin ve insanların birbirine ulaşmasına imkan veren dinamik bir iletişim ağına (network) çevirdiğini analiz eder.
Subulen (سُبُلًا)
İbn Fâris, s-b-l kökünün "yukarıdan aşağıya sarkıtmak, uzatmak, yağmurun dökülmesi ve uzayıp giden belirgin yol" anlamlarına geldiğini belirtir. Kesintisizliği ve akıcılığı ifade ettiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "sebil" kavramının sadece fiziksel bir patika değil, yürümesi kolay, hedefe ulaştıran, belirgin ve açık yollar için kullanıldığını detaylandırır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin çoğul (subul) formunda kullanılmasının, yeryüzündeki coğrafi çeşitliliğe, vadilere, deniz rotalarına ve farklı kara yollarına işaret ettiğini; bu çeşitliliğin de insan hayatının idamesi için kurulmuş ilahi bir lojistik sistem olduğunu aktarır.
Ve enzele (وَأَنْزَلَ)
İbn Fâris, n-z-l kökünün "yukarıdan aşağıya, yüksek bir makamdan veya mekandan daha alçak bir yere inmek" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, if'al babındaki "inzal" eyleminin, suyu gökyüzünden bir anda ve yıkıcı bir kütle halinde düşürmek değil; bulutlar vasıtasıyla, ihtiyaca binaen, planlı, fayda verici ve yeryüzünü canlandırıcı bir ölçüyle (kademeli olarak) indirmek olduğunu analiz eder.
Mine's-semâi (مِنَ السَّمَاءِ)
İbn Fâris, s-m-v kökünün "yükseklik, yücelik, yukarıda olma ve tavan" anlamlarını taşıdığını; insanın başının üstünde yer alan ve onu bir kubbe gibi örten fezaya (atmosfere) bu kökten ötürü "semâ" denildiğini ifade eder.
Mâen (مَاءً)
İbn Fâris, m-v-h kökünden türeyen bu kelimenin bildiğimiz "su" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, suyun (mâ), yeryüzündeki tüm biyolojik canlılığın (nebat, hayvan, insan) temel ve mutlak varoluş maddesi olduğunu; gökten indirilen bu maddenin sadece fiziksel bir sıvı değil, kurak ve ölü toprağa enjekte edilen bir "hayat ruhu" olarak işlev gördüğünü kaydeder.
Fe ahracnâ (فَأَخْرَجْنَا)
İbn Fâris, h-r-c kökünün "gizli olanı açığa çıkarmak, bir şeyin içinden dışarı doğru çıkmak, belirmek ve karanlıktan aydınlığa geçmek" anlamlarına geldiğini belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, ayetteki muazzam belagat sanatına (iltifat) dikkat çeker. Cümlenin başından beri Allah'tan üçüncü tekil şahıs ("O" yeryüzünü beşik yaptı, "O" yollar açtı, "O" gökten su indirdi) olarak bahsedilirken; aniden birinci çoğul şahsa ("Biz çıkardık") geçilmesinin, Arap dilinde sarsıcı ve uyandırıcı bir retorik (iltifat) olduğunu aktarır. Suyun toprağa inmesinin ardından bitkilerin canlanıp yeryüzüne çıkması mucizesinin, doğanın kendi kendine yaptığı kör bir mekanik işlev değil; bizzat Allah'ın kudretiyle gerçekleşen aktif, görkemli ve doğrudan bir "yaratılış/hayat verme" eylemi olduğunu muhatabın zihnine kazıdığını belirtir.
Bihî (بِهِ)
İbn Fâris, "bâ" edatının burada "sebebiyye" veya "vasıta" (istiane) bildirdiğini; yeryüzündeki o muazzam bitki örtüsünün ve çeşitliliğinin doğrudan gökten indirilen o suya (ma'a) bağlanarak, suyun bitkilerin çıkmasında ilahi bir enstrüman kılındığını ifade eder.
Ezvâcen (أَزْوَاجًا)
İbn Fâris, z-v-c kökünün "birlikte bulunan, birbirini tamamlayan eş, çift, tür ve sınıf" anlamlarına geldiğini belirtir. Biri olmadan diğeri eksik kalan şeyler için kullanıldığını kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta bu kelimenin Kur'an'ın botanik (bitki bilimi) tasavvurundaki mucizevi yönüne işaret eder. Sadece insanların veya hayvanların değil, bitkilerin de kendi içlerinde erillik-dişillik (döllenme) prensibiyle, birbirini tamamlayan "çiftler ve sınıflar" (ezvâc) halinde kusursuz bir biyolojik tasarımla yaratıldığını analiz eder.
Min nebâtin (مِنْ نَبَاتٍ)
İbn Fâris, n-b-t kökünün "toprağı yarıp dışarı çıkmak, filizlenmek, büyümek ve kök salmak" anlamlarına geldiğini belirtir.
Şettâ (شَتَّى)
İbn Fâris, ş-t-t kökünün "dağınıklık, parçalılık, birbirinden tamamen farklı olma, çeşitlilik ve ayrılık" anlamlarına geldiğini ifade eder.
Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerinde doğa tasvirlerinin estetik ve litürjik (dini/anlatısal) işlevine odaklanır. Aynı topraktan çıkmasına ve aynı sudan beslenmesine rağmen "çeşit çeşit, rengarenk, bambaşka şekillerde ve tatlarda" (şettâ) bitkilerin fışkırmasının; Kur'an'ın kör ve tekdüze çalışan bir "tabiat anayı" değil, bilinçli, seçici ve sonsuz bir estetik zevke sahip olan "İlahi Sanatkar"ı (Sâni') ispatlama biçimi olduğunu detaylandırır.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, meallerin kelime dağarcığındaki eksikliklere işaret eder. Bu kelimenin sadece "çeşitli" denilerek geçiştirilmesinin, yeryüzündeki o muazzam botanik ve ekolojik cümbüşü zayıflattığını belirtir. Çeviride "tür tür, renk renk, birbirinden tamamen farklı, ayrı ayrı karakterlerde" şeklindeki o görsel, kimyasal ve biyolojik zenginliği bütünüyle yansıtacak bir derinliğin gözetilmesi gerektiğini savunur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla