قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْاُو۫لٰى
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tâ-Hâ Sûresi, 51. Ayet
Daralt
X
-
51. “Firavun ‘peki’ dedi, ‘Gelip geçen nesillerin durumu ne olacak?”’
52. “Mûsâ, ‘Onlar hakkındaki bilgi Rabb’imin katındaki bir kitaptadır; Rabb’im ne yanılır ne unutur’ dedi.”
Firavun “peki” dedi, “Gelip geçen nesillerin durumu ne olacak?” Bazıları şöyle demiştir: Firavunun Mûsâ’ya gelip geçen nesillerin durumunu sorması, inanan kişiden “Ey kavmim! Doğrusu vaktiyle (peygamberlerine karşı) gruplar oluşturmuş eski toplulukların yaşadıkları felâketlerin benzerinin sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum” meâlinde bir söz duymuş olmasındandı. Mûsâ (a.s.) onlara dair hiçbir şey bilmiyordu. Bundan dolayı onlar hakkındaki bilgiyi yüce Allah’a havale etti. Sonra Cenâb-ı Hak ona Tevrat’ı indirdi ve orada bu neslin durumunu beyan etti. Bazıları da bununla ilgili olarak şöyle demiştir: Firavunun Mûsâ’ya (a.s.) gelip geçen nesillerin durumunu sorması, ona öldükten sonra diriltileceğini haber verip kendisini korkutması sebebine dayanıyordu. İşte tam o esnada Firavun Mûsâ’ya şunu sordu: “Peki gelip geçen nesillerin durumu ne olacak? Helâk edildikleri andan bu zamana kadar diriltilmediler” diye sormuştur. Bu soru üzerine Mûsâ (a.s.) da ona sözü edilen cevabı vermiştir. Bazıları ise şunları söylemiştir: Firavun’un, “Peki gelip geçen nesillerin durumu ne olacak? Onlar cennette mi yoksa cehennemde mi olacaklar?” diye sormuş, Mûsâ (a.s.) da Onlar hakkındaki bilgi Rabb’imin katındaki bir kitaptadır cevabını vermişti. Bazıları ise Firavun, Mûsâ’ya (a.s.) gelip geçen nesillerin amellerini sormuş ve “Peki gelip geçen nesillerin durumu ne olacak?” diye sormuştur. Mûsâ (a.s.) da “Onlar”, yani amelleri hakkındaki bilgi Rabb’imin katındaki bir kitaptadır demişti. Tıpkı şu beyanlarda olduğu gibi: Kaydedilmiş defterdir ve “Her şahıs yanında bir sevkedici bir de şahitle gelir”.
Bazı müfessirler “Gelip geçen nesillerin durumu ne olacak” meâlindeki beyanda “bâlu” (بال) kelimesini “hâlu” (حال) kelimesiyle açıklayarak âyeti “Gelip geçen nesillerin hah ne olacak?” şeklinde anlamışlardır.
Bazıları âyetin metninde geçen “kitap” (كتاب) kelimesiyle amellerinin yazılı olduğu kitabın kastedildiğini, bazıları ise bunun levh-i mahfûz olduğunu belirtmişlerdir. Rabb’im ne yanılır ne unutur dedi. Kitap kelimesiyle levh-i mahfûzun kastedildiğini söyleyen müfessir yanüma ve unutmanın aynı şey olduğunu ve Allah Teâlâ'nın bu kitabı (ele almakta) yanılmayacağını ve unutmayacağını belirtmiştir. “Lâ yadillu” (يضل ال) kelimesi, “lâ yudillu” (يضل ال) şeklinde de okunmuştur. Buna göre âyetin mânası [Rabb’im] kalbine hidâyet üzere olacağı damgasını vurduğu kimseyi saptırmaz ve sözü edilen bu kitap kaybedilmez. Burada sözü edilen “dalâlet”, “hidâyetime uyan artık ne sapar ne de bedbaht olur” beyanında geçen “dalâlet” kelimesi ile aynı anlamda değildir.
Yorumu Yorumla
-
Kâle (قَالَ)
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde k-v-l kökünün "ağız, dil ve dudakların hareketiyle ortaya çıkan, anlamlı sesler dizisi" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "kavl" fiilini içteki bir düşüncenin, iradenin veya tepkinin dışa vurumu olarak tanımlar. Musa'nın Allah'ı evrensel bir Yaratıcı ve yol gösterici olarak tanımlamasının hemen ardından, Firavun'un anında "kâle" (dedi ki) eylemine geçmesinin, onun bu evrensel teolojik argüman karşısında hissettiği sarsıntıyı gizlemek için hızla yeni bir argüman (savunma) üretme refleksini temsil ettiğini analiz eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'daki güç diyaloglarını irdelerken, Firavun'un bu "dedi ki" eyleminin sıradan bir iletişim olmadığını vurgular. Hakikat karşısında köşeye sıkışan mutlakiyetçi aklın, muhatabının sunduğu mantıksal delillere cevap veremediğinde, konuyu saptırarak sorgulama inisiyatifini (kelam yoluyla) yeniden ele geçirme çabası olduğunu detaylandırır.
Fe mâ (فَمَا)
İbn Fâris, bu yapının "fe" (takip/neden-sonuç bildiren harf) ve "mâ" (ne/nedir anlamındaki istifham edatı) birleşiminden oluştuğunu belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, dilbilgisi kurgusu bağlamında buradaki "fe" edatının (fe-i ta'kib) konuşmanın akışını değiştiren güçlü bir bağlaç olduğunu aktarır. Firavun'un "Madem öyle, madem senin Rabbin her şeyi yarattı ve onlara yol gösterdi, o halde..." şeklindeki mantıksal bir çıkarım gibi görünen, ancak aslında demagojik bir itiraz başlatan retorik bir geçiş aracı (soru edatı) olduğunu kaydeder.
Bâlu (بَالُ)
İbn Fâris, b-v-l (veya b-y-l) kökünün Arap dilinde "hal, durum, şan, insanın kalbini ve zihnini meşgul eden önemli mesele" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta insanın önem atfettiği, üzerinde düşündüğü ve akıbetini merak ettiği durumlar için bu kelimenin kullanıldığını ifade eder. Sıradan bir olaydan ziyade, ciddiyet arz eden ve zihni kurcalayan "hal" manasını taşıdığını kaydeder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Firavun'un bu kelimeyi kullanarak konuyu saptırdığını ve tartışmayı teolojik (inançsal) bir zeminden sosyolojik ve provokatif bir polemiğe çektiğini analiz eder. Amacının, "Madem tek bir Rab var, o halde O'na inanmayan atalarımızın hali/akıbeti (bâlu) ne olacak?" diyerek Musa'yı halkın gözünde atalarına ihanet eden ve onları cehennemlik gören biri olarak konumlandırıp kitleleri kışkırtmak (demagoji) olduğunu belirtir.
Dücane Cündioğlu, kelimenin barındırdığı felsefi derinliğe ve "zihinsel meşguliyet" (bâl) anlamlarına dikkat çeker. Firavun'un sadece geçmişin değil, kendi siyasi meşruiyetinin de derdine düştüğünü; geçmiş nesillerin halini sorgulayarak aslında kendi atalarının inşa ettiği o devasa sistemin anlamsızlaşacağı korkusunu ve iktidarının sarsıntısını bu kelimenin arkasına perdelediğini estetik bir dille çözümler.
El-Kurûni (الْقُرُونِ)
İbn Fâris, k-r-n kökünün asli anlamının "iki şeyi birbirine yaklaştırmak, bitiştirmek, bağlamak ve bir arada tutmak" olduğunu belirtir. İnsanların belirli bir zaman diliminde bir arada yaşayıp birbirlerine bağlandıkları döneme, kuşağa veya topluluğa etimolojik olarak bu kökten "karn" (çoğulu kurûn) denildiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "karn" kelimesinin aynı zamanı, mekanı veya inancı paylaşan nesil, ümmet veya toplum tabakası olduğunu ifade eder.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde kelimenin Arapça kökenli olduğunu belirtmekle birlikte; Sami dilleri havzasında (İbranice "keren", Süryanice "karnâ") bu kökün hem fiziksel "boynuz/güç" hem de "zamanın bir döngüsü, çağ, nesil" anlamlarında kullanıldığını, Kur'an'ın bu ortak semantik arka planı tarih felsefesi bağlamında kullandığını detaylandırır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, Kur'an'ın tarih sosyolojisinde "kurûn" kavramının, yükselip çöken, kendi düzenlerini kuran medeniyetleri nitelediğini belirtir. Firavun'un "nesiller" üzerinden sorduğu sorunun, aslında insanın tarihteki yerini ve medeniyetlerin yok oluşunu anlatan varoluşsal bir korkunun dışavurumu olduğunu vurgular.
El-Ûlâ (الْأُولَى)
İbn Fâris, e-v-l kökünün "başlangıç, ilk, köken ve bir şeyin esası/aslı" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "evvel" kelimesinin dişil (müennes) ism-i tafdil formu olan "ûlâ"nın, zaman veya sıralama bakımından en başta geleni işaret ettiğini kaydeder. Arapçada "kurûn" (nesiller/çağlar) kelimesinin gayr-ı akil cemi (akılsız çoğul) olduğu için müennes tekil hükmünde kabul edildiğini ve sıfatının da "el-ûlâ" şeklinde gramatik bir uyumla kullanıldığını ifade eder.
Angelika Neuwirth, Firavun'un "önceki nesiller" diyerek tartışmayı somut ve anlık bir krizden, uzak bir geçmişe (atalar kültürüne) taşıma çabasının, edebi ve retorik bir kaçış taktiği olduğunu analiz eder. Musa'nın yaratılışa ve fıtrata dayanan rasyonel argümanlarına karşı, yerel, dogmatik ve "geçmişe (eskiye) dayalı" pagan savunma psikolojisini devreye soktuğunu belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla