فَأْتِيَاهُ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَاَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْۜ قَدْ جِئْنَاكَ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكَۜ وَالسَّلَامُ عَلٰى مَنِ اتَّـبَعَ الْهُدٰى
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tâ-Hâ Sûresi, 47. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: taha 47, özgürlük, elçi, israiloğulları, azap, taha suresi 47. ayet, taha suresi, rab, hidayet, resul
-
“Ona gidip deyin ki: Biz senin Rabb’inin elçileriyiz. Artık İsrâiloğulları’nı bırak bizimle gelsinler. Onlara eziyet etme. Sana Rabb’inden bir mûcize getirdik. Esenlik doğru yolu izleyenlerin olacaktır.”
Ona gidip deyin ki: Biz senin Rabb’inin elçileriyiz. Bu ifade “beni anmakta gevşeklik göstermeyin” cümlesine benzemektedir. Yani risâleti tebliğde gevşeklik göstermeyin, fakat Ona gidip deyin ki: Biz senin Rabb’inin elçileriyiz. Mûsâ ile Hârunun Firavuna ilk gittikleri anda “artık İsrâiloğulları’nı bırak bizimle gelsinler” demiş olmaları ihtimal dâhilinde değildir. Tam aksine önce Firavunu Allah Teâlayı birlemeye, ilâhlığım ve rablığını ikrara davet etmişlerdir. Firavun da daveti kabul etmeyince ona Artık îsrâiloğuUarı’nı bırak bizimle gelsinler. Onlara eziyet etme demişlerdir. Bu cümlenin de iki anlama gelmesi muhtemeldir. Birinci ihtimale göre Firavun, îsrâiloğulları’na İslâm’a girmeyi yasaklamış, onlar da îslâma girmelerini istemiş ve Firavuna “îsrâiloğulları’nı bırak bizimle gelsinler”, yani onların İslâm’a girmelerine engel olma demiş olabilirler. İkinci ihtimale göre Firavun onları kendisine kul köle olmalarını istemiş ve yüce Allah da onları Firavunun elinden kurtarmalarını emretmiş olabilir. Nitekim Firavunun bu hareketi “İsrâiloğulları’nı kendine kul köle ettin” meâlin deki beyanda belirtilmiştir. Dikkat edilirse görülecektir ki Mûsâ (a.s.) “Onlara eziyet etme!” ve Sana Rabb’inden bir mûcize getirdik demektedir. Bu olay bir başka âyette meâlen şöyle anlatılır: “Çok iyi biliyorsun ki bunları birer ibret olmak üzere ancak göklerin ve yerin Rabb’i indirdi”.
Esenlik doğru yolu izleyenlerin olacaktır. Bu beyan bize, kâfire selâm vermeye ilk başlayanın müslüman olmasının uygun olmadığını göstermektedir. Bu beyanda, müslümanlara verilecek selâm sözcüğü yerine “Allah ömrünü uzun etsin” vb. cümlelerin geçerli değil, yalnızca “selâm” olduğuna dair delil vardır.
Yorumu Yorumla
-
Fe'tiyâhu (فَأْتِيَاهُ)
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde e-t-y kökünün "kolaylıkla, zahmetsizce ve bir amaç doğrultusunda bir yere, mekana veya kişiye varmak, ulaşmak" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "ityan" eyleminin bedensel ve iradi bir gidişi ifade ettiğini kaydeder. Fiilin başındaki "fe" (takip ve sebep bildiren harf) edatının, ilahi teminatın ("Korkmayın, Ben sizinle beraberim") hemen ardından hiçbir tereddüt göstermeden eyleme geçişi, hızı ve kararlılığı bildirdiğini; sondaki tesniye (elif) ve gaib zamiri (hû/ona) ile Musa ve Harun'un doğrudan Firavun'un makamına, onun bizzat huzuruna varmalarının emredildiğini analiz eder.
Fe kûlâ (فَقُولَا)
İbn Fâris, k-v-l kökünün "ağız ve dilin hareketiyle ortaya çıkan, anlamlı sesler dizisi, söz ve kelam" olduğunu belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, fiilin başındaki "fe" (takip) harfinin önemine dikkat çekerek; Firavun'un sarayına varılır varılmaz, araya hiçbir dünyevi nezaket kuralı, saray ritüeli veya bekleme süresi girmeksizin doğrudan ilahi tebliğe (söze) başlanmasının emredildiğini gramatik olarak sabitler. İkil (tesniye) formuyla, her iki peygamberin de bu tebliğde eşit derecede söz sahibi olduğunu aktarır.
İnnâ (إِنَّا)
Râgıb el-İsfahânî, "inne" (şüphesiz/muhakkak) edatının cümleye tartışılmaz bir kesinlik ve tekit (pekiştirme) kattığını; birinci çoğul şahıs zamiri (nâ/biz) ile birleşerek oluşturulan bu yapının, muhatabın (Firavun'un) kibrini ve muhtemel inkarını en baştan sarsan, mutlak bir özgüven ve ilahi aidiyet beyanı olduğunu kaydeder.
Resûlâ (رَسُولَا)
İbn Fâris, r-s-l kökünün "bir şeyi yavaş yavaş, peş peşe ve belirli bir amaca matuf olarak göndermek, akıtmak ve serbest bırakmak" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "resul" (elçi) kelimesinin, sadece sıradan bir mesajı taşıyan bir posta/ulak olmadığını; bizzat kendisini gönderenin (Allah'ın) yetkisini, ağırlığını, mesajını ve temsil gücünü üzerinde taşıyan donanımlı bir şahsiyet olduğunu detaylandırır. Tesniye (ikil) formunda gelmesinin, Harun'un da Musa ile aynı elçilik statüsünde o mutlak otoritenin karşısına dikildiğini analiz eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik haritasında "risalet" kavramını, insanın Yaratıcı ile kurduğu dikey iletişimin en somut ve belirleyici ontolojik kanalı olarak görür. Mısır sarayında kendisini yeryüzünün tek egemeni sanan bir zorbaya karşı "Biz elçileriz" denilmesinin, Firavun'un üzerinde, ona da hükmeden metafiziksel ve mutlak bir otoritenin varlığını (meydan okuyarak) ilan etmek olduğunu vurgular.
Rabbike (رَبِّكَ)
İbn Fâris, r-b-b kökünün "sahip olmak, bir şeyi ıslah etmek, koruyup gözetmek ve onu yavaş yavaş kemale erdirmek" anlamlarına geldiğini ifade eder.
Dücane Cündioğlu, kelimenin barındırdığı felsefi ve psikolojik sarsıntıya odaklanır. Mısır halkına "Sizin en yüce rabbiniz benim" (Ene rabbukumu'l-a'lâ) diyen bir diktatörün bizzat kendi yüzüne karşı "Senin Rabbin" (Rabbike) tamlamasının kullanılmasını devrimci bir retorik olarak çözümler. Elçilerin, "Seni de yoktan var eden, nefes aldıran ve terbiye eden gerçek bir Efendinin temsilcileriyiz" diyerek, Firavun'un tanrılık illüzyonunu tek bir kelimeyle parçaladığını estetik bir dille analiz eder.
Fe ersil (فَأَرْسِلْ)
İbn Fâris, r-s-l kökünün if'al babından gelen "irsal" eyleminin "göndermek, önündeki engeli kaldırıp serbest bırakmak ve salıvermek" anlamlarını taşıdığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "irsal" eyleminin bu bağlamda, yıllardır Mısır'da zorla tutulan, ağır işlerde çalıştırılan ve köleleştirilen bir topluluğun üzerindeki siyasi ve fiziki prangaların kırılarak, onların özgürlüklerine (kendi yollarına) kavuşturulması manasına geldiğini ifade eder.
Meanâ (مَعَنَا)
İbn Fâris, m-a-a kökünün "beraberlik, birliktelik ve iştirak" bildirdiğini belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, edatın birinci çoğul şahıs zamiri (nâ) ile kullanımındaki hukuki ve siyasi talebe dikkat çeker. İsrailoğulları'nın sadece Mısır içinde kölelikten azat edilmesinin değil, elçilerin refakatinde, onların "beraberinde" Mısır sınırlarından güvenle çıkarılmasının (bağımsızlık talebinin) bu kelimeyle dilbilgisel olarak sabitlendiğini aktarır.
Benî İsrâîle (بَنِي إِسْرَائِيلَ)
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde bu tamlamanın etimolojik haritasını detaylandırır. "İsrail" isminin Yakup peygamberin lakabı olduğunu belirterek, kelimenin İbranice "Yisra'el" (Tanrı ile uğraşan, Tanrı'nın prensi veya Tanrı'nın kulu) kökeninden Arapçaya uyarlanışını filolojik kanıtlarıyla sunar.
Gabriel Said Reynolds, Kur'an'daki kavim isimlerini teolojik bir çerçevede incelerken bu ifadeye odaklanır. Firavun'un "kendi mülkü ve köleleri" olarak gördüğü o ezilmiş halkın, peygamberlerin dilinde "İsrailoğulları" (Tanrı'nın seçkin kulu Yakup'un soyu) olarak onurlandırılmasının, onlara kaybettikleri teolojik ve ontolojik statülerini iade eden muazzam bir kimlik inşası olduğunu analiz eder.
Ve lâ tuazzibhum (وَلَا تُعَذِّبْهُمْ)
İbn Fâris, a-z-b kökünün "insanı yemesinden, içmesinden veya uykusundan alıkoyan, hayatı çekilmez kılan her türlü şiddetli acı, eziyet ve sıkıntı" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ta'zib" eyleminin sadece bedensel bir ceza olmadığını; Firavun'un İsrailoğulları üzerinde kurduğu o sistematik işkence, kimliksizleştirme, ağır işçilik ve yeni doğan erkek çocukları katletme (soykırım) politikasının tamamını kapsadığını kaydeder. Başına gelen "lâ" (nehiy) edatıyla, bu vahşetin ve zulmün derhal, ön şartsız durdurulmasının emredildiğini analiz eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyolojik karşılığına değinir. Elçilerin Firavun'a getirdiği mesajın sadece soyut bir "Allah'a inan" çağrısı olmadığını; "Bu halka işkence etmeyi bırak" şeklindeki bu cümlenin, Kur'an'daki tevhidi mücadelenin doğrudan insan hakları, adalet ve siyasi özgürlük (zulme itiraz) ekseninde şekillendiğini gösteren en rasyonel kanıt olduğunu vurgular.
Kad (قَدْ)
İbn Fâris, bu edatın Arap dilinde mazi (geçmiş zaman) fiilinin başına geldiğinde kesinlik, şüphe götürmez bir gerçekleşme ve beklentinin son bulması anlamlarını taşıdığını ifade eder.
Ci'nâke (جِئْنَاكَ)
İbn Fâris, c-y-e kökünün "gelmek, varmak, ulaşmak ve bir şeyi yanında getirmek" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "mecî'" (gelmek) eyleminin, sıradan bir sözlü iddiadan ziyade, ispatı olan ve sonuç doğuran ağırlıklı bir eylem olduğunu ifade eder. Elçilerin Firavun'a boş ellerle değil, hakikati ispatlayan mutlak bir delille ve büyük bir özgüvenle (getirme eylemiyle) geldiklerini analiz eder.
Bi âyetin (بِآيَةٍ)
İbn Fâris, e-y-y kökünün "açık alamet, yönlendirici işaret, nişan ve kesin kanıt" anlamlarına geldiğini belirtir.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde kelimenin kökenine dair Sami dilleri havzasındaki (Süryanice "âthâ", İbranice "ôth") kullanımları irdeler. Peygamberlerin getirdiği doğaüstü kanıtların ve mucizelerin bu teolojik terimle anıldığını detaylandırır.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin tekil formda (âyetin) kullanılmasına dikkat çeker. Musa'ya asâ ve parlayan el (yed-i beyzâ) gibi birden fazla mucize verilmiş olmasına rağmen, burada tekil bir kelime tercih edilmesinin, gösterilecek tüm mucizelerin aslen tek bir gerçeği (tevhid) ve tek bir ilahi kudreti ispatlayan "bütüncül ve sarsılmaz bir kanıt" olmasından kaynaklandığını meal bilimi açısından savunur.
Min rabbike (مِنْ رَبِّكَ)
İbn Fâris, r-b-b kökünün "terbiye eden, sahip olan gerçek otorite" olduğunu belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, "min" edatının ibtidaiyye (başlangıç ve kaynak) bildirdiğini vurgular. Mucizenin (ayetin) kaynağının peygamberlerin kendi beşeri hüneri veya Mısır'daki sihirbazların göz boyaması (illüzyon) olmadığını; bu gücün, Firavun'u da yaratan ve yaşatan mutlak "Rab" makamından (doğrudan ilahi iradeden) neşet ettiğini gramatik bir kesinlikle perçinlediğini aktarır.
Ves selâmu (وَالسَّلَامُ)
İbn Fâris, s-l-m kökünün Arap dilindeki asli anlamının "her türlü afet, hastalık, tehlike ve noksanlıktan uzak olmak, güvende olmak, barış ve kurtuluş" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "selam" kavramının sadece gündelik bir esenlik dileği (merhaba) olmadığını; hem dünyevi felaketlerden (boğulmaktan/helaktan) hem de uhrevi azaptan mutlak bir kurtuluş ve ontolojik bir emniyet vaadi olduğunu detaylandırır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki semantiğinde "selâm" kavramını, İslam'ın vadettiği o nihai ve sarsılmaz güven alanı olarak görür. Kibrin, korkunun ve zulmün (Firavun'un dünyasının) tam zıttı olan bu kavramın, insanın ilahi iradeye boyun eğerek ulaştığı o kusursuz denge ve dinginlik hali olduğunu analiz eder.
Alâ (عَلَى)
İbn Fâris, harf-i cerin burada yönelim, kapsayıcılık ve hak etme bildirdiğini; kurtuluşun (selamın) kimin üzerine ineceğini ve kimi kuşatacağını net bir biçimde belirlediğini ifade eder.
Menittebea (مَنِ اتَّبَعَ)
İbn Fâris, t-b-a kökünün "birinin izinden gitmek, adım adım takip etmek ve peşine düşmek" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, iftial babında gelen "ittiba" eyleminin, bilgisizce ve körü körüne bir taklitten (mukallitlikten) farklı olduğunu kaydeder. İnsanın kendi aklını, iradesini ve vicdanını kullanarak, sunulan hakikati idrak edip bilinçli bir teslimiyetle onun peşinden yürümesi olduğunu analiz eder.
El-Hudâ (الْهُدَى)
İbn Fâris, h-d-y kökünün "karanlıkta doğru yolu bulmak, rehberlik etmek, yol gösteren işaret ve kılavuz" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "hüdâ" kavramının, peygamberlerin getirdiği vahyi, akla sunulan kesin delilleri ve insanı felaketten kurtarıp hakikate ulaştıran o ilahi pusulayı temsil ettiğini kaydeder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, Firavun'a sunulan bu tebliğin kapanış cümlesini (Ves selâmu alâ menittebeal hudâ) varoluşsal bir ültimatom olarak okur. Dünyanın en büyük gücüne sahip olan Firavun'a; gerçek esenliğin, kurtuluşun ve barışın (selam) sahip olduğu devasa ordularda, saraylarda veya kibirde değil, sadece elçilerin getirdiği "ilahi rehberliğe" (hüdâ) tabi olmakta yattığının ontolojik bir sarsıntıyla deklare edildiğini vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla