هٰرُونَ اَخ۪يۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tâ-Hâ Sûresi, 30. Ayet
Daralt
X
-
29. “Yakınlarımdan birini bana yardımcı ver.”
30. “Kardeşim Harun’u.”
31. “Onunla gücümü pekiştir.”
32. “Onu da görevime ortak et.”
33. “Ta ki seni bol bol teşbih edelim.”
34. “Ve seni çok analım!”
35. “Kuşkusuz sen bizi görmektesin.”
Yakınlarımdan birini bana yardımcı ver. Kardeşim Harun’u. Hz. Mûsâ Rabb’inden üzerine yüklenen yükün bir kısmını üstlensin diye kardeşi Harun’u kendisine yardımcı ve danışman olarak vermesini dilemiştir. Zira vezirin hükümdara yüklenen yükün bir kısmını onun adına üstlenen kişi olduğu söylenir.
Onunla gücümü pekiştir. Onu da görevime ortak et. Bazıları âyetin metninde geçen “ezrî” (أزري) kelimesine kuvvetimi ve sırtımı anlamı vermişlerdir. Bazıları da bu beyana şu anlamı vermiştir: Onunla bana yapacağın yardımı pekiştir. Âyet Hafsa mushafmda bu şekildedir. Bazıları bunu Mûsanm ağzından çıkan bir haber olarak “eşdüd bihî ezrî” (أزري به أشدد), yani onunla gücümü pekiştiririm şeklinde okumuşlardır. Diğer âyeti de “ve eşrikhu fî emrî” (أمري في وأشركه), yani onu da görevime ortak ederim şeklinde okumuşlardır. Buna karşılık kırâat imamlarının geneline göre ilki dua, İkincisi dileme mânasmdadır.
Ebû Avsece “üşdüd bihî ezrî” cümlesine Onunla sırtımı güçlendir diye bir mâna vermiştir. Arapça’da ‘azertühu’ (آزرته) kelimesi ona yardım ettim demektir. Aynı kökten gelen “tevâzeru” (تآزروا) de karşılıklı yardımlaştılar demektir. “îstevzertühû” (استوزرته) ondan yardım diledim demektir. “Vezir” (وزير) kelimesi de bu kökten alınmadır. İbn Kuteybe ise şöyle der: “Ezrî” sırtımı demektir. “Âzertü fulânen ale’l-emri” (األمر على فالنا آ زرت) cümlesi bir kimseyi bir hususta güçlendirdim demektir. “Vâzertühû” (وازرته) ona vezir oldum demektir. “Vizâre” (وزارة) kelimesi, yük anlamına gelen “vizr” (وزر) kökünden türemedir. Sanki vezir sultanm üzerindeki yüklerin bir kısmmı yüklenmekte ve onun üzerinden kaldırmaktadır”.
Mûsâ (a.s.) Rabb’inin kendisine verdiği risâlet görevinde ve onu ifa etmede kardeşini buna ortak etmek suretiyle yardımcı olmasını ve gücünü pekiştirmesini diledi. Yüce Allah da buna olumlu cevap vererek “Seni kardeşinle destekleyeceğiz” diye buyurdu.
Ta ki seni bol bol teşbih edelim. Ve seni çok analım. Seni bol bol teşbih edelim. Yani senin için cemaatle çok namaz kılalım. Çünkü cemaatle kılınan namazın sevabı tek başına kılınan namazdan kat kat fazladır. Ya da bu beyanın mânası, seni teşbih edip zikretmekte birbirimize yardım edelim şeklinde de olabilir.
Kuşkusuz sen bizi görmektesin. Yani kuşkusuz sen bize yüklediğin yük ve verdiğin görevde zâfımızı ve aczimizi görmektesin ve bilmektesin. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Hârûne (هَارُونَ)
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân ve El-Mühezzeb adlı eserlerinde Kur'an'daki Arapça dışı (muarreb) isimleri tasnif ederken bu ismin Süryanice veya İbranice kökenli olduğunu aktarır. Erken dönem dilcilerin rivayetlerine dayanarak ismin kökeninde "dağlı, aydınlanmış veya ulu kişi" manalarının bulunabileceğini kaydeder.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde bu ismin etimolojisini karşılaştırmalı diller üzerinden inceler. İsmin İbranicedeki "Aharon" kelimesinden Arapçaya uyarlanmış olduğunu kesin bir dille belirtir. Ayrıca ismin asıl kökeninin Eski Mısırca "Aha-rw" (Savaşçı Aslan) kelimesine kadar uzanabileceği yönündeki filolojik ve tarihsel bulguları detaylıca analiz eder.
Gabriel Said Reynolds, Kur'an'daki peygamber isimlerini Antik Çağ bağlamında ele alırken ismin fonksiyonuna odaklanır. Yahudi geleneğinde (Tevrat'ta) Harun figürünün daha çok ritüelleri yöneten, altın buzağı olayında pasif kalan bir "başrahip" olarak resmedilmesine karşın; Kur'an'ın Harun ismini doğrudan Musa'nın tebliğini sırtlayan, vahye ortak edilen ve "vezir" rütbesiyle donatılan aktif bir "peygamber-yoldaş" olarak yeniden inşa ettiğini teolojik bir çerçevede analiz eder.
Ehî (أَخِي)
İbn Fâris, e-h-v kökünün Arap dilinde "aynı rahimden doğan, ortak bir kökten gelen ve birbirine benzeyen" anlamlarını taşıdığını belirtir. "Uhuvvet" (kardeşlik) kavramının, etimolojik olarak hiçbir dışsal şarta bağlı olmayan en fıtri ve en sağlam bağlılık olduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta kardeşliğin hem nesep (kan) hem de din/dava ortaklığı bağlamında ikiye ayrıldığını ifade eder. Musa'nın bu kelimeyi kullanarak Harun'u sıradan bir bürokratik yardımcı (vezir) olarak değil, kendi canından bir parça ve davasında ontolojik bir sığınak olarak tanımladığını analiz eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın sosyal ahlak sözlüğünde "uhuvvet" kavramını irdelerken, cahiliye dönemindeki asabiyet (körü körüne kabile dayanışması) kavramının, İslam'da nasıl "inanç eksenli bir kardeşliğe" dönüştürüldüğüne dikkat çeker. Musa'nın "kardeşim" vurgusunun, kan bağını inanç bağıyla pekiştirerek sarsılmaz bir tevhid cephesi kurma çabası olduğunu detaylandırır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla