Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tâ-Hâ Sûresi, 27. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tâ-Hâ Sûresi, 27. Ayet

    وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vahlul ‘ukdeten min lisânî

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      25. “Mûsâ ‘Rabbim!’ dedi, kalbime genişlik ver”

      26. “İşimi bana kolaylaştır.”

      27. “Dilimden düğümü çöz”

      28. “Ki sözümü iyi anlasınlar”

      Mûsâ ‘Rabbim!’ dedi, kalbime genişlik ver. Hz. Mûsâ Rabb’inden kalbine genişlik vermesini diledi. Allah Teâlâ Hz. Muhammed için de şöyle bir beyanda bulundu; Senin kalbini açıp genişletmedik mi? Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı? Bu beyanda Hz. Muhammed’in kalbini açıp genişlettiğini açıkladı. Öte yandan peygamberlerin kalplerinin genişletilmesi, üzerlerine yüklenen nübüvvet ve risâlet yükünü taşıyabilmeleri için yapılmıştır diye açıklanabilir. Böylece kalplerinin geniş olması, kendilerine verilen görevi ifa edebilme ve yerine getirebilme gücü bulmaları amacına mâtuf olur. Ya da Hz. Mûsâ, peygamberler kavimlerini Allah’ın dinine davet ettikleri zaman davet ettikleri kimseler kendilerini yalanladıklarında Allah için kızdıkları ve buna üzüldükleri için kalbine genişlik verilmesini istemiş de olabilir. Çünkü öfkeleri ve hüzünleri risâlet görevini yerine getirmelerine engel olur. Tıpkı şu İlâhi beyanda behrtildiği gibi: “Rabb’im! Doğrusu beni yalancılıkla suçlamalarından korkuyorum”. Bu âyette Allah Teâlâ, Mûsâ’nın (a.s.) kavmi kendisini yalancılıkla suçlaması durumunda göğsünün daralmasından ve dilinin dolaşmasından korktuğunu ve bu yüzden kalbine genişlik vermesini ve dilindeki düğümü çözmesini Rabb’inden diledi. Rabbim kalbime genişlik ver beyanını bazı müfessirlerin “kalbimi yumuşat” diye açıklamaları da muhtemel anlamlarından biridir. Çünkü peygamberler aynı olay karşısında birbirine zıt iki tavrı göstermekle imtihan olmuşlardır. Bu, kavimlerinin kendilerini yalancılıkla suçlamaları halinde Allah için gazap etmekle ve yalanlamaları neticesinde başlarına gelen azaptan dolayı da onlara acımakla ve merhamet etmekle gerçekleşir. Birbirine zıt olan bu iki tavrı göstermek peygamberlere mahsus bir haldir. Hz. Mûsanın Rabb’inden kalbine genişlik vermesini dilemesi, bu iki tavrı gösterebilmesi, yani Allah için gazap etmeyi ve kavmine merhamet etmeyi başarabilme amacına yönelik de olabilir.

      İşimi bana kolaylaştır. Bu beyanda sözü edilen işinin, risâleti tebliğ etme görevi ve onu yerine getirmesi anlamına gelmesi ihtimal dâhilindedir. Ya da Hz. Mûsâ’nın Cenâb-ı Hakk’ın kendisine emrettiği ve yasakladığı bütün hususlarda ondan kolaylık dilemiş olması da mümkündür.

      Dilimden düğümü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Bu beyanın belirttiğimiz şu mânaya ihtimali vardır. Mûsâ (a.s.) çok öfkelenince dili tutulur ve konuşma güçlüğü çekerdi. Bu hal sonunda onu konuşmaktan alıkoyardı. O melun da bunun korkudan kaynaklandığını zannederdi. Ya da Hz. Mûsâ dilinden düğümün çözülmesini, dilinde konuşmasına engel olan bir rahatsızlık sebebiyle de dilemiş olabilir. Bu nedenle dilindeki o rahatsızlığın ve düğümlenmenin çözülmesini dilemiş olabilir.

      Müfessirlerin açıklamalarına gelecek olursak onlar şöyle derler: Hz. Mûsâ Firavunun sakalını tutup suratına bir şamar atar. Böylece onu cezalandırmak ister. Bunun üzerine Firavunun karısı, “Mûsa'nın böyle davranması aklının ermemesi yüzündendir” der ve içi kor dolu bir leğenle içinde zinet eşyaları bulunan bir leğen getirilir. Mûsâ tam içinde zinet eşyaları bulunan leğeni almaya davranacakken Cebrâil elini, içine kor bulunan leğene kaydırır ve onu alıp ağzına atar. îşte Mûsâ’nın dilinden çözmesini dilediği düğümlenme budur. Fakat anlatılan bu olay, yüce Allah’tan böyle olduğuna dair bir vahiy gelmedikçe bilinemez. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Vahlul (وَاحْلُلْ)

        İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde h-l-l kökünün temel anlamının "düğüm çözmek, bağlı olanı açmak, serbest bırakmak ve karmaşıklığı gidermek" olduğunu belirtir. Fiziksel veya manevi bir kısıtlamanın ortadan kaldırılarak akışkanlığın ve serbestliğin sağlanmasını ifade ettiğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî, "hall" eylemini "akd" (düğümleme/bağlama) kelimesinin tam zıttı olarak tanımlar. Musa'nın peygamberlik görevini ifa edebilmesi için, kendi ifade yeteneğini kısıtlayan ve tebliğin akışını tıkayan o yapısal veya psikolojik "bağın" ilahi bir müdahaleyle çözülmesini talep ettiğini analiz eder.

        Ukdeten (عُقْدَةً)

        İbn Fâris, a-k-d kökünün "iki ucu birbirine sıkıca bağlamak, düğüm, anlaşma ve sağlamlaştırmak" anlamlarına geldiğini aktarır. Suyun donup katılaşmasının da aynı kökten (in'ikad) geldiğini belirterek, kelimenin hareket kabiliyetini sıfırlayan bir katılık ve tutukluk barındırdığına dikkat çeker.

        Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "ukde" kavramının ip veya ağaçtaki fiziksel bir düğüm olabileceği gibi, insanın dilindeki pelteklik, ifade zorluğu veya iletişim kopukluğu manasında mecazen kullanıldığını detaylandırır. Musa'nın konuşmasındaki bu tutukluğun (ukdenin), peygamberin meramını tam anlatmasına engel olan ontolojik bir bariyer olduğunu kaydeder.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında kelimenin Sami dilleri havzasındaki ortak kullanımına işaret eder. Bağlamak ve düğümlemek eyleminin, tüm Antik Ortadoğu dillerinde hem ticari antlaşmaları hem de insani kısıtlılıkları ifade eden köklü bir terim olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin arka planındaki tarihsel ve tefsiri tartışmalara değinir. Geleneksel yorumlarda bu "düğüm"ün, Musa'nın çocukken ağzına kor ateş almasından kaynaklanan fiziksel bir pelteklik olarak açıklandığını hatırlatır. Ancak bağlamsal olarak bunun, güçlü bir retoriğe sahip olan Harun peygambere kıyasla Musa'nın hitabet gücündeki eksiklik veya Firavun karşısında yaşayacağı o anki psikolojik tutulma (iletişim düğümü) olarak da okunabileceğini belirtir.

        Dücane Cündioğlu, kelimeyi felsefi bir derinlikle irdeler. İnsanın ilahi olanı (sonsuz hakikati) beşeri kelimelerle (sınırlı dille) anlatmaya çalışmasının başlı başına bir "düğüm" (paradoks) olduğunu; Musa'nın bu yakarışının, ilahi kelamı kusursuzca aktarabilmek için beşeri dilin o ontolojik yetersizliğinin ve tutukluğunun aşılması yönünde bir talep olduğunu estetik bir dille analiz eder.

        Min (مِنْ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilindeki edatların işlevleri bağlamında buradaki "min" edatının ibtidaiyye (başlangıç ve kaynak) veya tebyin (açıklama) bildirdiğini; çözülmesi istenen tutukluğun ve düğümün yerinin neresi olduğunu kesin bir dilbilgisel formla sabitlediğini aktarır.

        Lisânî (لِسَانِي)

        İbn Fâris, l-s-n kökünün hem anatomik olarak ağızdaki "dil" uzvunu hem de mecazi olarak "konuşma, lisan, dil, hitabet" yeteneğini ifade ettiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, insanın dış dünyayla kurduğu iletişimin ve kendini ifade etmesinin yegane aracının "lisan" olduğunu kaydeder. Kelimenin sonundaki birinci tekil şahıs zamirinin ("ye" / benim), bu iletişim sorununun Musa'nın kendi şahsında hissettiği büyük bir kısıtlılık olduğunu vurguladığını analiz eder.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, insanın varoluşsal katmanları üzerinden kelimeyi okur. "Göğüs/kalp" (sadr) ilahi hakikatin idrak edildiği içsel merkez iken, "dil" (lisan) bu idrakin dış dünyayla, insanlıkla ve Firavun'la buluştuğu köprüdür. Göğsü genişleyen bir peygamberin, dilindeki bağ çözülmedikçe hakikati aktaramayacağını; bu nedenle lisanın özgürleşmesinin, tebliğin ontolojik bir zorunluluğu olduğunu detaylandırır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X