وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tâ-Hâ Sûresi, 26. Ayet
Daralt
X
-
25. “Mûsâ ‘Rabbim!’ dedi, kalbime genişlik ver”
26. “İşimi bana kolaylaştır.”
27. “Dilimden düğümü çöz”
28. “Ki sözümü iyi anlasınlar”
Mûsâ ‘Rabbim!’ dedi, kalbime genişlik ver. Hz. Mûsâ Rabb’inden kalbine genişlik vermesini diledi. Allah Teâlâ Hz. Muhammed için de şöyle bir beyanda bulundu; Senin kalbini açıp genişletmedik mi? Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı? Bu beyanda Hz. Muhammed’in kalbini açıp genişlettiğini açıkladı. Öte yandan peygamberlerin kalplerinin genişletilmesi, üzerlerine yüklenen nübüvvet ve risâlet yükünü taşıyabilmeleri için yapılmıştır diye açıklanabilir. Böylece kalplerinin geniş olması, kendilerine verilen görevi ifa edebilme ve yerine getirebilme gücü bulmaları amacına mâtuf olur. Ya da Hz. Mûsâ, peygamberler kavimlerini Allah’ın dinine davet ettikleri zaman davet ettikleri kimseler kendilerini yalanladıklarında Allah için kızdıkları ve buna üzüldükleri için kalbine genişlik verilmesini istemiş de olabilir. Çünkü öfkeleri ve hüzünleri risâlet görevini yerine getirmelerine engel olur. Tıpkı şu İlâhi beyanda behrtildiği gibi: “Rabb’im! Doğrusu beni yalancılıkla suçlamalarından korkuyorum”. Bu âyette Allah Teâlâ, Mûsâ’nın (a.s.) kavmi kendisini yalancılıkla suçlaması durumunda göğsünün daralmasından ve dilinin dolaşmasından korktuğunu ve bu yüzden kalbine genişlik vermesini ve dilindeki düğümü çözmesini Rabb’inden diledi. Rabbim kalbime genişlik ver beyanını bazı müfessirlerin “kalbimi yumuşat” diye açıklamaları da muhtemel anlamlarından biridir. Çünkü peygamberler aynı olay karşısında birbirine zıt iki tavrı göstermekle imtihan olmuşlardır. Bu, kavimlerinin kendilerini yalancılıkla suçlamaları halinde Allah için gazap etmekle ve yalanlamaları neticesinde başlarına gelen azaptan dolayı da onlara acımakla ve merhamet etmekle gerçekleşir. Birbirine zıt olan bu iki tavrı göstermek peygamberlere mahsus bir haldir. Hz. Mûsanın Rabb’inden kalbine genişlik vermesini dilemesi, bu iki tavrı gösterebilmesi, yani Allah için gazap etmeyi ve kavmine merhamet etmeyi başarabilme amacına yönelik de olabilir.
İşimi bana kolaylaştır. Bu beyanda sözü edilen işinin, risâleti tebliğ etme görevi ve onu yerine getirmesi anlamına gelmesi ihtimal dâhilindedir. Ya da Hz. Mûsâ’nın Cenâb-ı Hakk’ın kendisine emrettiği ve yasakladığı bütün hususlarda ondan kolaylık dilemiş olması da mümkündür.
Dilimden düğümü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Bu beyanın belirttiğimiz şu mânaya ihtimali vardır. Mûsâ (a.s.) çok öfkelenince dili tutulur ve konuşma güçlüğü çekerdi. Bu hal sonunda onu konuşmaktan alıkoyardı. O melun da bunun korkudan kaynaklandığını zannederdi. Ya da Hz. Mûsâ dilinden düğümün çözülmesini, dilinde konuşmasına engel olan bir rahatsızlık sebebiyle de dilemiş olabilir. Bu nedenle dilindeki o rahatsızlığın ve düğümlenmenin çözülmesini dilemiş olabilir.
Müfessirlerin açıklamalarına gelecek olursak onlar şöyle derler: Hz. Mûsâ Firavunun sakalını tutup suratına bir şamar atar. Böylece onu cezalandırmak ister. Bunun üzerine Firavunun karısı, “Mûsa'nın böyle davranması aklının ermemesi yüzündendir” der ve içi kor dolu bir leğenle içinde zinet eşyaları bulunan bir leğen getirilir. Mûsâ tam içinde zinet eşyaları bulunan leğeni almaya davranacakken Cebrâil elini, içine kor bulunan leğene kaydırır ve onu alıp ağzına atar. îşte Mûsâ’nın dilinden çözmesini dilediği düğümlenme budur. Fakat anlatılan bu olay, yüce Allah’tan böyle olduğuna dair bir vahiy gelmedikçe bilinemez. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Ve yessir (وَيَسِّرْ)
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde y-s-r kökünün temelinde "yumuşaklık, kolaylık, pürüzsüzlük ve zorluğun (usr) ortadan kalkması" anlamlarının bulunduğunu belirtir. Bir durumun insanın doğasına ve eylem gücüne uygun hale gelmesini ifade ettiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "teysîr" eylemini, bir işin önündeki engellerin kaldırılarak hedefe ulaşmanın zahmetsiz ve akıcı bir hale getirilmesi olarak tanımlar. Musa'nın peygamberlik görevinin ağırlığı karşısında, kendi çabasının yetmeyeceğini bilerek ilahi bir müdahaleyle bu sürecin (tebliğ ve firavunla mücadelenin) uygulanabilir kılınmasını talep ettiğini analiz eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal dünyasında peygamberlik misyonunu insanın varoluşsal sınırlarını zorlayan kozmik bir yük olarak görür. Bu nedenle "yessir" (kolaylaştır) eyleminin, sıradan bir yardım talebi olmadığını; beşeri kapasitenin ilahi lütufla senkronize edilerek, imkansız görünenin ontolojik bir akıcılığa kavuşturulması duası olduğunu detaylandırır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin gramatik yapısı itibarıyla emir (tef'il) babında olduğunu, ancak kuldan Allah'a yöneldiği için bunun bir "dua ve yakarış" ifade ettiğini belirtir. Bir önceki ayetteki içsel aydınlanma (işrah) talebini tamamlayan eylemsel bir aşama olduğunu; önce kalbin ferahlamasının, ardından da dış dünyadaki pratik işlerin kolaylaşmasının istendiğini aktarır.
Lî (لِي)
İbn Fâris, aidiyet ve tahsis bildiren "lâm" harfinin, birinci tekil şahıs zamiri (ye) ile birleşerek eylemin faydasını ve hedefini doğrudan konuşana yönlendirdiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, bu edatın cümlede "emrî" (işimi) kelimesinden önce (takdim edilerek) kullanılmasının, Musa'nın o anki ruhsal sıkışmışlığını ve ilahi yardıma duyduğu acil, son derece kişisel ihtiyacı vurgulayan bir belagat inceliği taşıdığını analiz eder.
Emrî (أَمْرِي)
İbn Fâris, e-m-r kökünün "durum, hal, iş, fiil ve buyruk" gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını ifade eder. Sıradan işler için değil, daha çok önem arz eden, büyük ve ciddi meseleler için kullanıldığını kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "emr" kelimesinin burada Musa'ya henüz tebliğ edilen peygamberlik ve Firavun'a gitme görevini anlattığını belirtir. Kelimenin sonuna eklenen birinci tekil şahıs zamiriyle ("ye" / benim), Musa'nın bu zorlu görevi dışarıdan bir dayatma olarak değil, "kendi meselesi, kendi işi ve ontolojik sorumluluğu" olarak sahiplendiğini detaylandırır.
Dücane Cündioğlu, kelimenin felsefi derinliğini irdeler. İlahi buyruğun (Emrullah) insanın omuzlarına indiğinde nasıl kişiselleştiğini ve "benim işim/benim meselem" (emrî) haline dönüştüğünü analiz eder. Musa'nın bu yakarışının, ilahi olanı içselleştirme ve dış dünyadaki despotizme karşı girişilecek eylemi bir "kader" olarak kabullenme duruşu olduğunu estetik bir dille çözümler.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyolojik ve tarihsel gerçekliğine işaret eder. Firavun gibi mutlak gücü elinde tutan bir diktatöre karşı çıkmanın, dönemin şartlarında "imkansız bir iş" (emr) olduğunu belirtir. Bu nedenle Musa'nın dilediği kolaylığın, soyut bir maneviyat değil, son derece pratik, siyasi ve hayati bir risk barındıran bu büyük mücadelenin (işin) altından kalkabilme talebi olduğunu kaydeder.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, meallerin anlamsal derinliği bağlamında çeviri zorluklarına değinir. Bu kelimenin sadece "işimi kolaylaştır" şeklinde gündelik bir dille çevrilmesinin, Musa'nın yüklendiği peygamberlik ve tebliğ misyonunun azametini zayıflattığını belirtir. İfadenin, "bana verdiğin bu büyük ve zorlu davayı, bu ağır mesuliyeti benim için kolaylaştır" şeklindeki o devasa yükü hissettirecek bir zenginlikle aktarılmasının önemini savunur.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, insanın varoluşsal ağırlığı üzerinden kelimeyi okur. Emrin, mutlak hakikat ile mutlak batılın (Firavun) çarpışma alanı olduğunu; Musa'nın bu kozmik çarpışmayı sırtlanırken duyduğu beşeri acziyeti, işini ilahi kudrete havale ederek dengelediğini vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla