اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tâ-Hâ Sûresi, 24. Ayet
Daralt
X
-
“Firavun’a git, çünkü o sınırı çok aştı.”
Âyetin metninde geçen “tuğyân” (طغيان) kelimesi bir kimsenin belirlenen smın aşması anlamma gelir. Firavun için de böyle belirlenmiş bir smır vardı. O her hususta sınırı aşmış ve nefsi için kendisinin Rab olduğunu iddia etmişti. Zira “Ben sizin en yüce Rabb’inizim!” demişti.
Yorumu Yorumla
-
İzheb (اذْهَبْ)
İbn Fâris, z-h-b kökünün "bulunulan yerden ayrılmak, gitmek, yola koyulmak ve bir hali terk edip başka bir hale geçmek" anlamlarını taşıdığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "zehâb" eyleminin sıradan bir yer değiştirme olmadığını, iradi ve amaçlı bir gidişi ifade ettiğini kaydeder. Emir kipiyle (izheb) gelmesinin, peygamberin kendi iç dünyasındaki hazırlığını tamamlayıp, eyleme geçmesi ve zorlu tebliğ sahasına inmesi yönündeki kesin ilahi buyruğu temsil ettiğini analiz eder.
Dücane Cündioğlu, kelimenin ontolojik ağırlığını irdeler. "Git" emrinin, Musa'nın çölün sessizliğinden, ilahi huzurdan (Tur dağından) çıkarak insanlığın en kaotik ve tehlikeli siyasi merkezine (Mısır sarayına) doğru atacağı o varoluşsal adımı simgelediğini; bunun bir mekansal hareketten ziyade, peygamberlik misyonunun eylemsel başlangıcı olduğunu felsefi bir dille çözümler.
İlâ (إِلَى)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, harf-i cerlerin işlevleri bağlamında "ilâ" edatının "intiha-i gaye" (yönelinen son nokta, kesin hedef) bildirdiğini belirtir. Gidişin rastgele bir seyahat olmadığını, hedefin doğrudan o zorba otoriteye odaklandığını gramatik olarak sabitlediğini aktarır.
Fir'avne (فِرْعَوْنَ)
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân ve El-Mühezzeb adlı eserlerinde Kur'an'daki yabancı kökenli (muarreb) isimleri tasnif ederken bu kelimenin Kıptice veya Süryanice kökenli olduğunu, eski Mısır krallarına verilen genel bir unvan ve "kibirli, zorba lider" manasına geldiğini erken dönem rivayetleriyle aktarır.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde kelimenin tarihi ve etimolojik haritasını çıkarır. Arapçadaki "Fir'avn" kelimesinin kökeninin Eski Mısırcada "Büyük Ev" (saray) anlamına gelen "Pr-Aa" (Pharaoh) terimine dayandığını kesin olarak belirtir. Zamanla bu terimin sarayda yaşayan kralın bizzat kendisine verilen bir unvana dönüştüğünü, İbranice (Par'oh) ve Süryanice üzerinden Arap diline intikal ettiğini detaylıca analiz eder.
Theodor Nöldeke, kelimenin Kur'an'daki ses yapısını inceler. "Pr-Aa" isminin sonundaki "-n" sesinin (Arapçada Fir'av-n), kelimenin doğrudan Mısırcadan değil, muhtemelen Arami/Süryani dillerindeki telaffuz kalıpları üzerinden süzülerek Arapça fonetiğine uyarlanmasından kaynaklandığını iddia eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin İslam teolojisindeki yerine değinerek; "Firavun" isminin Kur'an'da sadece tarihi bir şahsiyeti değil, yeryüzünde tanrılık taslayan, halkını ezen ve ilahi vahye karşı duran mutlak despotizmi (kavramlaşmış bir tiranlığı) temsil eden jenerik bir isme dönüştüğünü kaydeder.
İnnehû (إِنَّهُ)
Râgıb el-İsfahânî, "inne" edatının cümleye mutlak bir kesinlik ve tekit (pekiştirme) kattığını belirtir. Sonundaki gaib zamiriyle (hû/o) birlikte, Firavun'un durumu hakkında verilecek hükmün şüphe götürmez bir gerçeklik olduğunu ve peygamberin zihninde muhatabın (düşmanın) niteliğinin netleştirildiğini ifade eder.
Tagâ (طَغَى)
İbn Fâris, t-g-y kökünün Arap dilindeki asli anlamının "sınırı aşmak, taşmak, sel sularının yatağından çıkıp her şeyi yutması ve haddi aşmak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "tuğyan" kavramını insanın maddi veya manevi konularda ilahi ve ahlaki sınırları kibirle ihlal etmesi olarak tanımlar. Firavun'un eyleminin sadece siyasi bir diktatörlük olmadığını, kendini Yaratıcı konumunda görerek insan fıtratının ontolojik sınırlarından taştığını analiz eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki ve semantik dünyasında "tuğyan" kelimesini kilit bir kavram olarak ele alır. Bu eylemin, insanın Allah'a muhtaç olmadığını düşünerek (istiğnâ) kendini mutlak otorite ilan etmesi olduğunu belirtir. Firavun'un, Kur'an ahlak sisteminde "tuğyan" (haddi aşma) kavramının en yetkin ve en yıkıcı arketipi (prototipi) olarak konumlandırıldığını detaylandırır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimeyi varoluşsal bir perspektifle inceler. Tuğyanın, insanın kendi acziyetini unutup güç zehirlenmesiyle tanrılık refleksleri sergilemesi olduğunu; Musa'nın gönderiliş sebebinin, bu kozmik taşkınlığı (tuğyanı) vahyin setiyle durdurmak ve bozulan ontolojik dengeyi yeniden kurmak olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla