اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tâ-Hâ Sûresi, 5. Ayet
Daralt
X
-
“Rahmân olan Allah arşa istivâ etmiştir.”
Allah Teâlâ’nın Arşa İstivâsının Anlamı
Rahmân olan Allah arşa istivâ etmiştir. (Ebû Mansûr el-Mâtürîdî der ki:) Allah Teâla'nın bir mekân olan arşta zatıyla bulunduğunu veya her yerde mevcut olduğunu söylemek şu ihtimallerin dışında bir durum arzetmez. Ya arş Allah’ın zatını aşıp kuşatır ya O na eşit olur ya da Allah onu aşıp kuşatır. Allah’ın arşa istivâsını birinci ihtimal açısından düşünecek olursak, Allah o mekân tarafından sınırlandırılmış ve kuşatılmış ve (dolayısıyla da) yarattığı varlıklardan eksik ve küçük kalmış olur. Çünkü (bu durumda) onlardan daha küçük bir konuma düşer. Allah Teâlanm zatını mekânların çevrelediğini söylemek mümkün olursa zamanların da kuşattığını söylemek imkân dâhiline girer. Bu durumda Allah zatı itibariyle nihayetli ve yaratıklardan eksik olur. Cenâb-ı Hakk’m arşa istivâsını ikinci ihtimal açısından ele alırsak, bu ihtimalde yaratıklara (arşa) ilâvede bulunulduğu takdirde Allah onlardan küçük bir hacimde kalır. Bu durumda da birinci ihtimalde sözü edilen sakmcalar gündeme gelir. Yüce Allah’m arşa istivâsı üçüncü ihtimale göre O’nun arşı aşıp kuşatması mânasında olursa bu da arzu edilmeyen ihtiyaca ve zatının kendisinden fazla (büyük) olmayacağı bir şey yaratmaktan aciz olduğuna işaret eden bir durum dur. Şu da var ki hükümdarlara nispet edilecek böyle bir fiil, yani oturacakları mekânlardan hiçbirinin kendilerinden büyük olmaması durumu yerilecek bir husustur. Hem de böylesinde bölünüp cüzlere ayrılma söz konusudur, çünkü zât-ı ilâhîyyenin bir kısmı parçalardan oluşan nesneye tekabül etmiş olacak, diğer kısmı da onu aşmış bulunacak. Oysa bunların hepsi yaratıklara ait nitelendirmeler olup Allah Teâlâ böylelerinden münezzehtir.
Öte yandan oturmak veya ayakta durmak amacıyla yüksek bir mekâna çıkmak (sahibine) herhangi bir şeref kazandırmadığı gibi azamet ve büyüklükle nitelenmesine de yardımcı olmaz. Bu, tıpkı çatılara ve dağlara çıkan adama benzer ki böylesi aynı mahiyette bulunan aşağıdaki hemcinsine herhangi bir üstünlüğe hak kazanmış olmaz. Netice olarak istivâ âyetinin, yani azamet ve yüceliğin söz konusu edildiği âyetin mânasını maddî yüksekliğe hamletmek isabetli değildir. Bilakis âyette Allah Teâlanm azameti ve yüceliği behrtilmektedir. Yüce Allah, zatını azamet, hükümranlık ve kudretle nitelemiş, bunu şöyle açıklamıştır: “Göklerde, yerde, ikisinin arasında ve toprağın altında ne varsa hepsi O’nundur”. Arşın yüceltilmesi de böyledir, cevher veya nurdan hangi şey olursa olsun insanların bilgisi buna ulaşmaz.
İstivâ kelimesinin Allah Teâlâ’ya isnadı iki sebebe bağlıdır. Birincisi, arşı yüceltmek içindir. Zira Allah arşı, kâinatı yaratıp yönetilmesindeki hükümranlığının ve sözünü ettiği nesneleri yaratmasının ardından belirtmiştir. İkincisi, arşın yaratıkların en azametlisi ve en heybetlisi olması sebebiyle özellikle belirtilmesi amacına bağlıdır. Nitekim büyük işlerin büyük nesnelere nispet edildiği herkesin mâlumudur. Meselâ şöyle denir: “Temme li fülânin mülkü beledi kezâ (ا كذ بلد لفلان تم yani filan beldenin yönetimi tamamen filan zatın eline geçmiştir”; “vestevâ alâ mevdı'ı kezâ (ا كذ موضع على واستوى yani filanca kişi, filan yeri hakimiyeti altına almıştır. Burada kastedilen husus gerçekte sadece o beldeye ve o yere olan hâkimiyeti değildir. Bilindiği üzere söz konusu önemli yerlerin yönetimine sahip olan kimse onların alt kademelerinde olanlara da sahip olmaya tabii olarak hak kazanmış olur. Allah Teâla'nın şu beyanı da aynı esasa dayanır: “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmiyet’i beğendim”.
Yorumu Yorumla
-
Er-Rahmân (الرَّحْمَنُ)
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde kelimenin aslını oluşturan r-h-m kökünün temelinde "incelik, acıma, şefkat gösterme ve merhamet etme" anlamlarının yattığını belirtir. Etimolojik olarak insan fıtratındaki en yumuşak ve esirgeyici duyguları ifade eden bu kökün, ilahi bir sıfat olarak en üstün ve mutlak formunu "Rahmân" kelimesinde bulduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "rahmet" kavramının sadece soyut bir acıma duygusu olmadığını, içinde hem şefkat hem de fiili olarak iyilik etme (ihsan) ve nimet verme anlamlarını barındırdığını analiz eder. "Rahmân" isminin, ism-i fail veya sıfat-ı müşebbehe formunda olmasından yola çıkarak, bu kelimenin dünyada iyi-kötü, inanan-inanmayan ayrımı yapmaksızın bütün varlıkları kuşatan mutlak, kesintisiz ve sonsuz bir lütfu ifade ettiğini; bu kapsayıcılığından dolayı da doğrudan "Allah" kelimesi gibi özel bir isim (alem) işlevi gördüğünü detaylandırır.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında bu kelimenin köken haritasını inceler. İfadenin salt Arapça bir türeme olmaktan ziyade, İslam öncesi dönemde Güney Arabistan'da (Yemen'de) epigrafik kayıtlarda "Rahmanân" şeklinde tanrısal bir isim olarak kullanıldığını aktarır. Ayrıca kelimenin Yahudi ve Hristiyan Aramicesindeki "Rahmânâ" (Merhametli Tanrı) terimiyle olan güçlü etimolojik ve kültürel bağına dikkat çekerek, bu ismin Ortadoğu'daki tek tanrıcılık (monoteizm) havzasının ortak ve köklü kelimelerinden biri olarak Kuran sözlüğüne girdiğini ileri sürer.
Theodor Nöldeke, Kuran tarihi üzerine çalışmalarında bu kelimenin tarihsel bağlamını ele alır. "Rahmân" isminin Mekkeli müşrikler tarafından başlangıçta yabancılanmasını ve "Biz Rahman'ı tanımıyoruz" şeklindeki itirazlarını hatırlatarak, bu kelimenin Hz. Muhammed tarafından bölgedeki tek tanrıcı geleneğe (özellikle Yahudi-Hristiyan kökenlere) güçlü bir atıf ve Allah'ın mutlak merhametini vurgulayan merkezi bir isim olarak öne çıkarıldığını analiz eder.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın Allah tasavvurunu semantik bir ağ üzerinden incelerken "Rahmân" kelimesinin sıradan bir sıfat olmadığını vurgular. Izutsu'ya göre bu kelime, Kuran'ın iletişim stratejisinde ilahi gazabın zıttı olarak konumlandırılan, evrenin işleyişini ve Tanrı-insan ilişkisini varoluşsal bir sevgi ve lütuf zeminine oturtan anahtar bir kavramdır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin kökenine dair Müslüman dilbilimciler ile Batılı araştırmacılar arasındaki tartışmaları sentezler. Kelimenin Arapça "rahmet" kökünden türediğini savunan geleneksel görüş ile kelimenin Süryanice/Aramice kökenli olduğunu savunan görüşleri aktarır. Nihayetinde kelimenin, etimolojik kökeni ne olursa olsun Kuran metni içinde "özünde mutlak merhamet sahibi olan ve bunu varlığa yayan" anlamında Allah'ın en kapsamlı özel ismi olarak billurlaştığını kaydeder.
Alâ (عَلَى)
İbn Fâris, kelimenin a-l-y kökünün fiziksel veya manevi her türlü "yükseklik, üstte olma, yukarıya çıkma ve üstün gelme" durumunu ifade ettiğini belirtir. Harf-i cer (edat) olarak kullanıldığında kendisinden sonra gelen ismin üzerine çıkmayı veya o ismin üzerinde bir hakimiyet/yönelim kurmayı dilbilgisel olarak sabitlediğini aktarır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, bu edatın "isteva" fiili ile birlikte kullanıldığında mekansal bir temas bildirmekten çıkarak anlamsal bir evrim geçirdiğini; cümlenin bütününde "hükmetmek, egemen olmak, bir şeyin üzerine manen ve otorite olarak yerleşmek" şeklinde bir mecaza dönüştüğünü kaydeder.
El-Arş (الْعَرْشِ)
İbn Fâris, a-r-ş kökünün temel anlamının "bir şeyi yerden yükseltmek, bina etmek, tavan, çardak veya gölgelik yapmak" olduğunu kaydeder. Etimolojik olarak bir yapının en yüksek noktasını ve tavanını ifade eden bu kökün, zamanla hükümdarların oturduğu ve devletin yönetildiği yüksek mekanlar (taht) için mecazen kullanılmaya başlandığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta kelimenin zahiri ve batıni anlam katmanlarını inceler. Gündelik dilde "arş" kelimesinin kralların tahtı manasına geldiğini kabul etmekle birlikte, bu kelime Allah'a nispet edildiğinde ortada fiziksel bir koltuk veya tahtın anlaşılamayacağını vurgular. Burada "arş"ın, ilahi kudretin, evren üzerindeki mutlak hükümranlığın ve yönetim merkezinin (mülk ve azametin) somutlaştırılarak insan zihnine yaklaştırılmış bir sembolü olduğunu analiz eder.
Arthur Jeffery, kelimenin etimolojisini diğer Sami dilleriyle karşılaştırmalı olarak ele alır. Arapçadaki "arş" kelimesinin, Habeşçede "taht, kürsü" anlamına gelen "arg" kelimesiyle veya Aramicedeki benzer köklerle bağlantılı olabileceği teorilerini nakleder. Bu kavramın Antik Yakın Doğu'daki "kral tanrı" mitolojilerindeki ilahi taht tasavvurlarıyla yapısal bir süreklilik arz ettiğini ve Kuran'ın bu köklü kültürel imgeleri kendi teolojik çerçevesinde (tevhid) yeniden ürettiğini belirtir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi nüzul ortamının sosyolojik ve zihinsel kodları bağlamında değerlendirir. Kuran'ın muhataplarına ilahi otoriteyi anlatırken onların anlayabileceği, dönemin krallık ve saltanat tasavvurlarından (taht, taç, mühür vs.) ödünç alınmış mecazi bir dil (antropomorfik dil) kullandığını ifade eder. Dolayısıyla "arş" kavramının, uzayın derinliklerinde duran maddi bir nesneyi değil, Allah'ın evren üzerindeki mutlak iktidar ve egemenliğini temsil eden bir "hükümranlık metaforu" olduğunu kaydeder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, İslam düşünce tarihinde "arş" kavramı etrafında dönen yoğun kelami ve tefsiri tartışmaları özetler. Kelimenin sözlükteki "taht" veya "tavan" manasından yola çıkarak Allah'ı mekana sığdıran (Müşebbihe/Mücessime) yaklaşımlara karşı; Maturidi, Eş'ari ve Mu'tezile alimlerinin bu kelimeyi dilbilimsel bir zorunlulukla "hükümranlık, kudret, evrenin en üst sınırı" şeklinde tevil ettiklerini etimolojik dayanaklarıyla birlikte aktarır.
İstevâ (اسْتَوَى)
İbn Fâris, kelimenin asli harfleri olan s-v-y kökünün Arap dilinde "düz olmak, eğriliği bulunmamak, iki şeyin birbirine eşit olması, bir şeyin kıvamını bulması ve bir yerde karar kılmak" gibi anlam genişliklerine sahip olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin anlamsal dönüşümünü kendisiyle birlikte kullanılan edatlara göre analiz eder. "İstiva" kelimesinin "alâ" (üzerine) edatıyla kullanıldığında anlamsal olarak "istila etmek, hükmü altına almak, bir şeye bütünüyle galip gelip onu yönetmek" (istilâ ve kahr) manasına geldiğini belirtir. Kuran'daki kullanımın, Allah'ın bir mekana oturması (cülus) değil, evrenin sevk ve idaresine bilfiil el koyması ve hakimiyetini kurması anlamına geldiğini etimolojik bir kesinlikle vurgular.
Toshihiko Izutsu, Kuran'da yaratılış (halk) ve yönetim eylemlerini incelerken "isteva" eylemine ontolojik bir misyon yükler. Bu kelimenin genellikle göklerin ve yerin yaratılmasından hemen sonra kullanılmasının tesadüf olmadığını belirtir. Izutsu'ya göre "isteva", Tanrı'nın evreni yaratıp kendi haline bırakmadığını (deistik bir tanrı olmadığını), aksine yaratılış tamamlandıktan hemen sonra mutlak iktidar merkezine (arşa) geçerek evrenin işleyişine her an müdahil, canlı ve dinamik bir yönetim sergilediğini ifade eden semantik bir eylemdir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin meal ve tefsirlerdeki yansımalarını tarihselci bir okumayla ele alır. Ortadoğu kültüründe bir kralın gücünü tam olarak tesis etmesinin "tahta çıkma/oturma" ritüeliyle anlatıldığını hatırlatır. Bu bağlamda "isteva" eyleminin, ilahi kudretin evrenin yönetimini elinde tuttuğunu ilk muhatapların zihnine nakşetmek için kullanılan güçlü ve mecazi bir "iktidar tesisi" tabiri olduğunu belirtir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, Kuran meallerindeki çeviri problemlerini irdelerken, bu kelimenin doğrudan "oturdu" veya "kuruldu" şeklinde çevrilmesinin kelimenin Arapçadaki semantik zenginliğini öldürdüğünü ve ayeti insan biçimci (antropomorfik) bir sığlığa mahkum ettiğini analiz eder. Kelimenin kökündeki "kıvama gelme, eşitlik ve hükmetme" nüanslarının dikkate alınarak, ifadenin "hükümranlık tahtına yöneldi", "egemenliğini kurdu" veya "yönetimi eline aldı" şeklinde, cümlenin teolojik derinliğini koruyacak bir dille aktarılması gerektiğini savunur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin etimolojisini ve tarih içindeki kelami çekişmeleri aktararak; ilk dönem (selef) alimlerinin kelimenin mahiyetini sorgulamadan (bila keyf) kabul ettiklerini, ancak dilbilimsel gelişimin ve tevilin bir zorunluluğu olarak sonraki dönemlerde kelimenin Arapçadaki "istila etmek, hükmetmek, kuşatmak" şeklindeki mecazi anlamlarının öne çıkarıldığını, böylece kelimenin Kuran'ın genel tenzih (Allah'ı eksikliklerden uzak tutma) ilkesiyle uyumlu hale getirildiğini kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla