طٰهٰۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tâ-Hâ Sûresi, 1. Ayet
Daralt
X
-
“Tâ-hâ.”
Bazı müfessirler sûrenin başındaki “Tâ-hâ”nın (طه), Nabat lehçesine göre “ey adam” anlamına geldiğini söylemişlerdir. Bazıları da kelimenin Süryanice’de bu anlama geldiğini ifade etmişlerdir. Bu kelimenin “ey filanca kişi” mânasına geldiğini söyleyenlerin yanında bunun Allah Teâlâ’nm isimlerinden biri ve O nun isimlerinden bazı harfler vb. olduğunu belirtenler de olmuştur. Hurûf-ı mukattaa hakkında görüşlerimizi birçok yerde açıklamış bulunmaktayız.
Yorumu Yorumla
-
Tâ-Hâ (طه)
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân fi Ulûmi'l-Kur'ân ve El-Mühezzeb adlı eserlerinde Kuran'daki yabancı kökenli kelimeleri incelerken "Tâ-Hâ" ifadesine geniş yer ayırır. İbn Abbas ve diğer erken dönem müfessirlerden aktardığı rivayetlere dayanarak, bu ifadenin Nebatça, Süryanice veya Habeşçe kökenli olduğunu ve "Ey adam!" (Ya racül) anlamına geldiğini belirtir. Ayrıca bazı Arap dili uzmanlarının bu ifadeyi "yere bas" (tı' el-arda) şeklindeki bir Arapça emir fiilinin kısaltması olarak yorumladığına da dikkat çeker.
El-Cevâlîkî, El-Mu'arreb adlı eserinde Arapçalaşmış kelimeleri ele alırken Celaleddin el-Suyuti ile benzer bir yaklaşım sergiler. O da "Tâ-Hâ" ifadesinin kökeninin Arapça dışı dillere, özellikle Nebatça veya Süryaniceye dayandığını ve "Ey adam" manasında bir nida (seslenme) kelimesi olarak Arapçaya geçip kullanıldığını kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât adlı sözlüğünde hurûf-ı mukattaa (kesik harfler) konusunu genelde Kuran'ın i'cazı (mucizeviliği) ve Araplara yönelik bir meydan okuma (tehaddi) bağlamında ele alır. "Tâ-Hâ" harflerinin de surelerin isimleri veya Kuran'ın ses ve harf yapısına dikkat çeken semboller olduğunu belirtmekle birlikte, dildeki "Ey adam" şeklindeki nida kullanımına dair görüşleri de sözlük bilimsel bir yaklaşımla kaydeder.
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde kelimelerin asli köklerine odaklanır. Hurûf-ı mukattaa ifadelerini yabancı dillerden geçmiş bütüncül kelimeler olarak görmek yerine, bunları Arap alfabesinin yapı taşları olan "tı" ve "ha" harfleri olarak müstakil şekilde ele alır. Bu harflerin, dilin kök sesleri olduğunu ve ilahi kelamın bu temel sesler üzerinden inşa edildiğini vurgular.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an isimli çalışmasında bu harfleri etimolojik bir mercekten inceler. İslam geleneğinde "Tâ-Hâ"nın Süryanice veya Habeşçe "Ey adam" anlamına geldiği yönündeki iddiaları detaylıca aktarır. Ancak Jeffery, bu tür kesik harflerin aslında Kuran metnini toplayan katiplerin veya ellerindeki metin parçalarının sahiplerinin isimlerinin baş harfleri (monogram) olabileceği yönündeki Batılı akademik teorileri de tartışmaya açar; kelimenin doğrudan bir yabancı alıntı kelime olmaktan ziyade metinsel bir sembol olabileceği ihtimali üzerinde durur.
Theodor Nöldeke, Geschichte des Qorans (Kuran Tarihi) adlı eserinin ilk baskılarında hurûf-ı mukattaa ifadeleri için özel bir teori geliştirmiş ve "Tâ-Hâ" gibi harflerin, ilk Kuran nüshalarına sahip olan sahabelerin isimlerinin kısaltmaları olduğunu öne sürmüştür. Ancak ilerleyen yıllarda bu harflerin sistematik yapısını ve sure başlarındaki ritmik işlevlerini göz önünde bulundurarak bu görüşünden vazgeçmiş ve bu harflerin bizzat Hz. Peygamber dönemine ait gizemli veya sembolik metin işaretleri olduğunu kabul etmiştir.
Angelika Neuwirth, bu ifadelere etimolojik veya leksikolojik bir anlam yüklemekten ziyade yapısal ve form eleştirisi (form criticism) bağlamında yaklaşır. "Tâ-Hâ" ifadesinin geç Mekke dönemi surelerinin girişinde yer alan akustik ve litürjik bir işaret olduğunu savunur. Neuwirth'e göre bu harfler, dinleyiciyi ilahi kelamın okunmasına (kıraate) hazırlayan, metnin semavi kökenini ve gizemini vurgulayan performatif ses sembolleridir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, "Tâhâ Sûresi" ve "Hurûf-ı Mukattaa" maddelerinde geleneksel ve modern yaklaşımları sentezler. İfadenin Süryanice veya Nebatça kökenli "Ey adam" manasına geldiği yönündeki etimolojik iddiaları aktarmanın yanı sıra, İslam kültüründe "Tâ-Hâ"nın Hz. Muhammed'in özel isimlerinden biri olarak kabul gördüğünü ve surenin adı olarak da kökleştiğini belirtir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, hurûf-ı mukattaa ifadelerini nüzul ortamının sözlü kültürü (şifahi kültür) bağlamında değerlendirir. "Tâ-Hâ" gibi ifadelerin ilk muhatapların dikkatini çekmek, onları dinlemeye sevk etmek gibi işlevsel bir rolü olduğunu belirtir. Etimolojik olarak "Ey adam" manasına gelme ihtimalini dışlamamakla birlikte, bu harflerin "müteşabih" (anlamı kesin olarak bilinemeyen) kategorisinde değerlendirilmesi gerektiğini, bu nedenle kökenleri hakkında kesin ve mutlak yargılara varmanın Kuran'ın doğasına uygun olmadığını savunur.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, Kuran çevirileri ve mealleri bağlamında yaptığı çalışmalarda bu tür kelimelerin etimolojik kökenlerinin çeviriye yansıtılmasındaki zorluklara değinir. "Tâ-Hâ" kelimesinin "Ey adam" şeklindeki yabancı kökenli anlamının meallere doğrudan yansıtılması yerine, Kuran'ın kendine has üslubu ve lafzi gizemi korunarak çevrilmeden (olduğu gibi) bırakılmasının daha isabetli bir yaklaşım olduğunu analiz eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla