فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدّ۪ينِۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tin Sûresi, 7. Ayet
Daralt
X
-
7. "Artık bu kanıtlardan sonra (ey insan!) seni dinin asılsız olduğu sonucuna götüren sebep nedir?"
8. "Allah hüküm verenlerin en âdili değil midir?"
Artık bu kanıtlardan sonra seni dinin asılsız olduğu sonucuna götüren sebep nedir? Eğer hitap, dini inkâr eden her bir insana yönelik ise Allah Teâlâ şöyle diyor: Seni dini yalanlamaya sevk eden etken nedir? Sen bildin ki Allah Teâlâ hüküm verenlerin en hikmetlisidir. O, hikmetten başka bir şey yapmaz. Eğer din günü olmasaydı, o zaman Allah’ın fiili anlamsız ve boşuna olurdu. Çünkü o, sizi inşa etti sonra sizi terbiye etti ve siz bu şekilde bu güçlü hale ulaştınız. Bu durumda âhiret hayatı olmasaydı o takdirde yapıp ettikleri anlamsız ve boşuna olurdu. Yahut şöyle deriz: Allah bu dünya hayatında kendisine dost olanlarla kâfir olanları eşit tuttu. Oysa hikmet bunlar arasını ayırt etmeyi gerektirmektedir. Öyle ise bunların arasını ayırt edecek bir yurdun olması gerekmektedir. Eğer “femâ yukezzibuke ba‘du bi’d-dîn” (فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ) âyetindeki hitap Hz. Peygambere (a.s.) ise o takdirde şöyle buyurmuş olur: Ona dinden haber verdiğin konularda seni inkâr etmesine dair nasıl bir delil olabilir ki?! Yani onun bu konuda herhangi bir kanıtı yoktur. Yahut şöyle diyor: Benim hüküm verenlerin en hikmetlisi olduğumu bilip dururken onu dini inkâr etmeye iten saik ne olabilir ki?!
Allah hüküm verenlerin en âdili. Bu beyan hakkında ihtilaf edilmiştir: Bazıları hüküm verenlerin en adaletlisi demiştir. Kimisi de hikmet sahiplerinin en hikmetlisi anlamına yormuştur. Âhiret hayatı olmadan insanı yok etmek, hikmet sahiplerinin değil ancak beyinsizlerin işi olabilir. O ise hikmet sahiplerinin en hikmetlisidir. Yani Allah dostları ile Allah düşmanları arasını ayırt etmekte hüküm verenlerin en adaletlisidir. Bu iki zümre dünyada aynı halde idiler. Öyle ise onların aralarını ayırt etmek için mutlaka bir âhiret hayatının var olması gereklidir. Başarıya ulaştıran ancak Allah'tır.
Yorumu Yorumla
-
Yükezzibüke (يُكَذِّبُكَ)
İbn Fâris, kelimenin "k-z-b" köküne dayandığını ve bu kökün temel anlamının "doğrunun (sıdk) zıddı" olduğunu, yani gerçeğe aykırı beyanda bulunmayı veya bir durumu olduğundan farklı göstermeyi ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kizb" kelimesinin sadece sözlü yalanı değil, bir hakikati kabul etmemeyi ve onu yalan saymayı (teksîb) da kapsadığını açıklar; buradaki kullanımın insanın bunca delilden sonra hesap gününü inkâr etme cüretine işaret ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'daki semantik dönüşümünü analiz ederek, "takzîb" eyleminin sadece entelektüel bir ret olmadığını, aslında ilahi gerçeklere karşı takınılan inatçı ve ahlaki bir başkaldırı olduğunu ifade eder. Gabriel Said Reynolds, "yalanlama" fiilinin Kur'an'daki eskatolojik uyarılarda merkezi bir yer tuttuğunu, özellikle peygamberlerin mesajına ve ahiret gerçeğine karşı sergilenen inkârcı tavrı nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin hitap yönüne dikkat çekerek, ayetteki "Hala seni ne yalanlatabilir?" ifadesinin, insanın kendi yaratılışındaki mucizeleri ve ilahi kudretin eserlerini gördükten sonra hesap gününü yalanlamasının mantıksızlığını ortaya koyan retorik bir soru olduğunu analiz eder.
Dîn (الدِّينِ)
İbn Fâris, "d-y-n" kökünün boyun eğmek (inkıyâd), itaat etmek, hesap sormak ve karşılık vermek (cezâ) gibi temel anlamları barındırdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dîn" kelimesinin burada özellikle "hesap ve ceza" manasında kullanıldığını, insanın dünyadaki tercihlerinin ve amellerinin sonucunda karşılaşacağı ilahi adaleti temsil ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin dini ve hukuki anlamda kullanımında Aramice ve Süryanicedeki "dînâ" (yargı, hüküm) sözcüğünün derin etkileri olduğunu, bu terimin semitik dillerde "yargılama süreci ve sonuç" anlamında köklü bir geçmişe sahip olduğunu analiz eder. Toshihiko Izutsu, kavramın Kur'an öncesi dönemdeki "borç" ve "karşılık" manalarından, vahiyle birlikte "mutlak bir hesap verme ve ilahi yargılama sistemi"ne (Yawm ad-Dîn) evrildiğini, bu ayette de spesifik olarak "Yargı Günü"ne ve ilahi mahkemeye işaret ettiğini belirtir. Gabriel Said Reynolds, kavramın Süryani Hristiyan geleneğindeki "eskatolojik yargı" (dînâ) kullanımıyla olan paralelliklerine değinerek, ayette kastedilenin genel anlamda bir din değil, amellerin tartılacağı o büyük hesaplaşma anı olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "dîn" kelimesinin varlık hiyerarşisinde insanın ulaştığı noktaların ve yaptığı tercihlerin kaçınılmaz bir neticesi olduğunu, bunun ilahi bir yasa olarak "hak edilen karşılık" anlamına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ayetteki "dîn" kelimesinin yaygın anlamıyla "inanç sistemi" değil, "hesap, ceza ve mükâfat" manasında olduğunu; insanın mükemmel yaratılışı ve ardından gelen düşüş süreci sonunda mutlaka bir hesaplaşmanın gerçekleşeceğine dair bir vurgu taşıdığını açıklar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla