Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Teğabün Sûresi, 18. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Teğabün Sûresi, 18. Ayet

    عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    ‘Âlimu-lġaybi ve-şşehâdeti-l’azîzu-lhakîm(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Allah, akıl ve duyularla idrak edilemeyeni de edileni de bilir; O üstündür, hikmet sahibidir.

      Allah, akıl ve duyularla idrak edilemeyeni de edileni de bilir. Yani insanların fiillerinden meleklere gizli kalanlarını, açık olanlarını da bilir. Yahut insanların bilemediklerini de, görüp bildiklerini de bilir. O üstündür, hikmet sahibidir meâlindeki beyanda geçen “Azîz” (العزيز) lafzı, hiçbir şeyin kendisini âciz bırakamadığı en üstün varlık anlamına gelir. “Hakîm” de tedbirinde hiç hata bulunmayan demektir. Kur an-ı Kerîmde tekrarlanan üslup ve ifade şudur ki o, kâfirlerin yaratılışını belirttikten sonra Azîz ve Hakîm lafızlarını zikreder; tâ ki kâfirlere ait bozgunculuğun, Allahın hikmetinde ve tedbirinde bir gevşeklik gerektirmediği, O'nun üstünlüğünü ve otoritesini iptal etmediği bilinsin. Çünkü ifsat edeceğini bildiği halde, başkası için bir şey yapan kimse onun tedbirdeki bilgisizliğini gösterir. Kölesini, kendisini mahvedecek işte çalıştıran kimsenin bu davranışı onun zelil olduğunu gösterir. Allah Teâlâ'nın, kâfirleri yarattığını belirttikten sonra kendisinin aziz olduğunu söylemesi, onların küfrünün Allah’ın izzetini eksiltmediği bilinsin diyedir. Dolayısıyla bu durumda O’na zillet bulaşmaz, zira kâfirlerin bozgunculuk yapması, O’nu hikmet ve tedbirin dışına çıkarmaz. Yardım istenecek olan sadece Allah’tır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Âlim (عَالِمُ)

        İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Lüga eserinde bu kelimenin kökeni olan "a-l-m" harflerinin bir şeyi diğerlerinden ayıran belirgin iz, nişane ve alamet anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilmin bir nesnenin hakikatini ve mahiyetini tam olarak kavramak olduğunu, ayetteki formun ise Allah'ın her şeyi kuşatan, hiçbir sınır tanımayan ve sürekli olan bilme vasfını nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "âlim" sıfatının, özellikle gayb ve şehadet kavramlarıyla birleştiğinde, insan bilgisinin ötesinde, her türlü gizli ve açık hakikati aynı anda ve doğrudan kavrayan mutlak bir epistemolojik otoriteyi temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu sıfatın ayetin başında gelmesinin, Allah'ın yaratma ve hükmetme eylemlerinin temelinde mutlak ve hatasız bir bilginin yattığını gösteren ontolojik bir bildirim olduğunu savunur.

        el-Ğayb (الْغَيْبِ)

        İbn Fâris, "g-y-b" kökünün sözlükte gözden kaybolmak, gizlenmek ve duyuların ulaşamayacağı bir alana çekilmek anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "ğayb" kelimesinin duyularla idrak edilemeyen, insanın bilgi sınırlarının dışında kalan ancak Allah'ın mutlak bilgisi dahilinde olan varlık alanını temsil ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde gayb kavramını, görünen alemin (şehadet) ardındaki metafiziksel gerçeklik olarak tanımlar; bunun insan için "bilinemez" olanı değil, ancak ilahi bildirimle "bilinebilir" hale gelen aşkın bir boyutu simgelediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin dönemin tasavvurundaki cin, melek ve ahiret gibi somutlaşmış metafizik unsurları kapsadığı kadar, zamanın ve mekanın ötesindeki her türlü gizli sırrı da içine alan kuşatıcı bir terim olduğunu savunur.

        eş-Şehâdet (الشَّهَادَةِ)

        İbn Fâris, "s-h-d" kökünün bir yerde hazır bulunmak, görmek ve müşahede etmek manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, şehadet kavramının duyularla algılanabilen, varlığı somut olarak ortada olan ve tanıklık edilebilen fiziksel alemi ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin gayb ile birlikte zikredilmesinin Kur'an'ın ikili alem kozmolojisini kurduğunu; insanın tecrübe alanına giren fenomenler dünyasının (şehadet) ancak gayb ile birlikte bir anlam kazandığını ve Allah'ın bilgisinin bu iki alanı da hiçbir ayrım gözetmeksizin aynı netlikte kuşattığını vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamda açıklık ve şahitlik vurgusuna dikkat çekerek, yaratılan her şeyin aslında Yaratıcının varlığına dair birer şahit hükmünde olduğunu analiz eder.

        el-Azîz (الْعَزِيزُ)

        İbn Fâris, "a-z-z" kökünün güç, galibiyet, nadirlik ve bir şeyin sertleşip direnç kazanması anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin mutlak bir güçle her şeye galip gelen, mağlup edilmesi imkansız olan ve otoritesine karşı hiçbir iradenin direnemeyeceği yegane kudreti nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, "el-Azîz" sıfatının Kur'an'ın Tanrı tasavvurunda ilahi iradenin karşı konulmazlığını ve evren üzerindeki mutlak tahakkümünü simgeleyen merkezi bir kavram olduğunu analiz eder. Gabriel Said Reynolds, kelimenin arka planında yer alan yücelik ve erişilmezlik vurgusunun, Sami dillerindeki kraliyet ve otorite terminolojisiyle paralellik gösterdiğini belirtir.

        el-Hakîm (الْحَكِيمُ)

        İbn Fâris, "h-k-m" kökünün temel manasının bir şeyi ıslah etmek için engellemek, gem vurmak ve yerli yerine koymak olduğunu; adaletin ve bilgeliğin bu kökten türediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin eylemlerini en kusursuz ölçüde, hikmetle ve hatasız bir düzen içinde gerçekleştiren zatı ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da "Azîz" ve "Hakîm" isimlerinin sıklıkla birlikte zikredilmesinin derin bir teolojik anlam taşıdığını; bunun Allah'ın mutlak gücünün (izzet) kör bir kuvvet değil, her zaman bir hikmet, adalet ve ölçü dahilinde işlediğini gösteren bir semantik denge oluşturduğunu analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ismin ayetin sonunda yer almasının, evrendeki her türlü oluşun ve sonucun ilahi bir akıl ve kozmik bir gaye doğrultusunda şekillendiğini tescil eden bir mühür işlevi gördüğünü savunur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X