Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Teğabün Sûresi, 15. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Teğabün Sûresi, 15. Ayet

    اِنَّـمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌۜ وَاللّٰهُ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnnemâ emvâlukum ve evlâdukum fitne(tun)(c) va(A)llâhu ‘indehu ecrun ‘azîm(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir imtihandır; büyük mükâfat ise Allahın katındadır!

      Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir imtihandır. Burada fitne kelimesi kullanılmıştır; meftûn, yani fitneye uğramış kişiden maksat bir şeye delicesine tutkun ve aşık demektir. Buna göre Cenâb-ı Hak sanki şöyle buyurmaktadır: Mallarınız ve çocuklarınız, sizin aşık olduğunuz şeylerdir. Onlara yönelik sevginiz Cenâb-ı Hak katındaki büyük mükâfatı elde etme isteğinizi terk etmenize sevk etmesin. Bu âyetin şu anlama gelmesi de muhtemeldir: Allah Teâlâ, eşleri ve çocukları sizin için boş yere değil, onlarla sizi imtihan etmek için yaratmıştır. O, eş ve çocuk sevgisinin yanında emrettiği ve yasakladığı şeyler konusunda kendisine karşı nasıl hareket edeceğinizi görmek için sizi denemektedir. Âyetin sonunda Cenâb-ı Hak büyük mükâfatın Allah’ın katında olduğunu haber veriyor. Tâ ki mal ve evlat sevgisinin yanında emir ve yasaklarına uyma konusunda büyük zorluğa tahammül etsinler. Âyet-i kerîme için yapılan bu yorum bazı âlimlerin naklettiği şu habere uygun görünmektedir: Mekke’den Medine’ye hicret etmeye niyetlenen bazı müslümanların eşleri ve çocukları babalarına sarılarak, “Allah aşkına bizi bırakmayın, bizi perişan etmeyin” diye yalvarıyorlardı. Ancak âyetin bu konu için inmediği daha doğru gözükmektedir; çünkü bu âyet Medine’de nâzil olmuştur, onların söz konusu fiilleri ise Mekke’de vukû bulmuştur; ancak bunu onlara yazmışlarsa o başka. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Emvâlüküm (أَمْوَالُكُمْ)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan "m-v-l" harflerinin temelinde bir şeyin bolluğu, sahipliği ve artışı anlamlarının yattığını belirtir. Malın, insanın sahip olduğu her türlü maddi değeri ifade eden bir kök olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, malın nefsin meylettiği ve sahip olunduğunda biriktirilen her şey olduğunu, ayette "fitne" ile ilişkilendirilmesinin ise bu mülkiyet tutkusunun insanı asıl gayesinden saptırabilecek bir cazibeye sahip olmasından kaynaklandığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "mal" kavramının, cahiliye döneminde bir güç ve prestij kaynağıyken, İslam ile birlikte Allah'ın bir emaneti ve ahlaki bir sınav aracına dönüştürüldüğünü analiz eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesindeki gelişimine değinerek, mülkiyet ve zenginlik bildiren bu terimin ortak bir linguistik geçmişe sahip olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içinde insanın dünyevi güvenlik arayışını ve bu arayışın teolojik bir imtihana nasıl dönüştüğünü simgelediğini vurgular.

        Evlâdüküm (أَوْلَادُكُمْ)

        İbn Fâris, "v-l-d" kökünün doğum, bir şeyin bir şeyden meydana gelmesi ve nesil anlamına geldiğini ifade eder. Bu kökün temelinde biyolojik bir sürekliliğin ve yakınlığın bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "veled" kelimesinin çoğulu olan bu formun, insanın en güçlü duygusal bağı olan çocuklarını temsil ettiğini, ayette mallarla birlikte zikredilmesinin sebebinin ise insanın dünyada en çok bağlandığı ve uğruna hatalara düşebildiği iki ana unsuru bir araya getirmek olduğunu açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamda insana sorumluluk yükleyen, onu geleceğe bağlayan ancak aynı zamanda ilahi emirlere karşı bir engel teşkil edebilecek duygusal bir yoğunluğu ifade ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, evladın bir nimet olmasının yanı sıra, kişinin karakterini ve sadakatini test eden bir "emanet" olarak görülmesi gerektiğini savunur.

        Fitnetün (فِتْنَةٌ)

        İbn Fâris, "f-t-n" kökünün asıl manasının altını yabancı maddelerden ayırmak ve saflığını ölçmek için ateşe atmak olduğunu belirtir. Bu kökten yola çıkarak kelimenin deneme, sınav ve insanın özündeki iyilik veya kötülüğün ortaya çıkması süreci olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, ayette malların ve çocukların birer fitne olarak nitelenmesini, insanın bu değerlerle karşılaştığında vereceği tepkinin, onun manevi kalitesini (altın mı bakır mı olduğunu) belirleyecek bir "ateş" hükmünde olmasına bağlar. Toshihiko Izutsu, fitne kavramının Kur'an'ın etik yapısında merkezi bir terim olduğunu, insanın iman iddiasının ancak bu tür dünyevi zorluklar ve cazibelerle karşılaştığında doğrulanabileceğini semantik bir perspektifle analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin sadece bir bela değil, bir "teşhis" mekanizması olduğunu, insanın mal ve evlat karşısındaki tutumunun onun ontolojik duruşunu netleştirdiğini ifade eder.

        Allâh (اللَّهُ)

        İbn Fâris, "e-l-h" kökünün ibadetle yönelmek, hayret içinde kalmak ve sığınmak anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin uluhiyetin ve mutlak otoritenin yegane sahibi olan zatın özel adı olduğunu kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice "Alaha" ve Süryanice "Eloho" formlarıyla fonetik ve teolojik bir süreklilik arz ettiğini, ancak Kur'an ile birlikte tamamen eşsiz bir monoteistik içeriğe kavuştuğunu savunur. Toshihiko Izutsu, ismin ayetteki konumunu, dünyevi fitnelerin (mal ve evlat) karşısında tek mutlak güven ve sığınma merci olarak analiz eder.

        Ecrun (أَجْرٌ)

        İbn Fâris, "e-c-r" kökünün yapılan bir işin, bir emeğin karşılığında verilen bedel veya ücret anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin dini terminolojide Allah'ın, dünyadaki imtihanları (fitneleri) başarıyla geçen kullarına vaat ettiği ebedi karşılık ve sevap manasına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Tanrı-insan ilişkisinde "ecr" kavramının, imanın ve sabrın sonucunda elde edilen bir "manevi hak ediş" olarak kurgulandığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin dünyadaki geçici kazanımların aksine, Allah katında biriken ve asıl kârı temsil eden ebedi bir ödül sistemini işaret ettiğini savunur.

        Azîm (عَظِيمٌ)

        İbn Fâris, "a-z-m" kökünün büyüklük, güç ve sertlik ifade ettiğini, köken itibarıyla bedenin temel direği olan kemik (azam) ile ilişkili olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu sıfatın insan algısının ve hayalinin ötesindeki mutlak büyüklüğü nitelediğini, "ecr" kelimesiyle birleştiğinde ödülün hem nitelik hem de nicelik olarak kavranamaz bir yüceliğe sahip olduğunu ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "azîm" nitelemesinin ilahi bir mühür gibi ayetin sonunda yer almasının, dünyadaki fitnelerin (imtihanların) zorluğu ile ahiretteki ödülün muazzamlığı arasındaki dengeyi gösterdiğini analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X