Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Teğabün Sûresi, 12. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Teğabün Sûresi, 12. Ayet

    وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَۚ فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاِنَّمَا عَلٰى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve etî’û(A)llâhe ve etî’û-rrasûl(e)(c) fe-in tevelleytum fe-innemâ ‘alâ rasûlinâ-lbelâġu-lmubîn(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Allaha itaat edin, peygambere de itaat edin. Sırt çevirirseniz bilin ki elçimizin görevi açık bir tebliğden ibarettir!

      Allah’a itaat edin, peygambere de itaat edin. Sizi kul edindiği konularda Allaha itaat edin. On dan naklen haber verdiği konularda da Resûlullaha itaat edin. Yahut emrettiği konularda Allaha itaat edin, sizi davet ettiği konularda da Resûlullaha itaat edin. Bunların hepsi aynı şeydir, yalnız kul edinmek müstesnadır, çünkü kul edinmenin peygambere nispet edilmesi caiz değildir. Bunun dışında kalan emretmek, davet etmek, haber vermek gibi lafızların Cenâb-ı Hakka da Hz. Peygambere de nispet edilmesi caizdir. Sırt çevirirseniz, yani, Hz. Peygamber in davet ettiği şeyi kabul etmekten ve ona itaatten yüz çevirirseniz, anlamına gelir. Bilin ki elçimizin görevi açık bir tebliğden ibarettir. Şayet ona icâbet etmekten yüz çevirir ve inkâr ederseniz, bunun tebliğde kusur edildiği anlamına gelmeyeceğini beyan etmektedir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Atiû (أَطِيعُوا)

        İbn Fâris, "t-v-a" kökünün temel anlamının bir şeye kolaylıkla boyun eğmek, zorlanmadan uymak ve birinin peşinden gönüllüce gitmek olduğunu belirtir; bu kavramın "karh" (zorlama) kelimesinin tam zıddı olduğunu vurgular. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin sadece dışsal bir uyum olmadığını, içsel bir rıza ile bir emri yerine getirmek manasına geldiğini ifade ederek; ayette Allah’a ve Resul’e yönelik itaat emrinin, müminin iradesini ilahi iradeye gönüllüce teslim etmesini simgelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın sosyal ve teolojik yapısında "itaat" kavramının, mümin ile Allah ve O’nun elçisi arasında kurulan dikey otorite ilişkisinin pratik tezahürü olduğunu, bu fiilin imanla doğrudan bağlantılı ahlaki bir zorunluluk teşkil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin siyasi ve hukuki bir vurgu taşıdığını, dönemin toplumunda bir otoriteye bağlılığı ve o otoritenin koyduğu nizamı şartsız kabul etmeyi ifade eden merkezi bir terim olduğunu belirtir.

        Allâh (اللَّهَ)

        İbn Fâris, "e-l-h" kökünün uluhiyet, ibadetle yönelmek ve bir zatın büyüklüğü karşısında dehşete düşüp ona sığınmak anlamlarını taşıdığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bu lafzın gerçek varlık ve bütün yetkinliklerin kaynağı olan zatın özel adı olduğunu, ayette itaat emrinin ilk muhatabı olarak geçmesinin, tüm yetki ve otoritenin asıl kaynağına işaret ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeninde Aramice ve Süryanicedeki "Alaha" lafzıyla olan tarihsel akrabalığa dikkat çekerek, Kur'an'ın bu kavramı mutlak tevhidi temsil edecek şekilde semantik bir zirveye taşıdığını ifade eder.

        er-Rasûl (الرَّسُولَ)

        İbn Fâris, "r-s-l" kökünün bir şeyin birbiri ardınca, kesintiye uğramadan akması ve bir mesajla gönderilen elçi anlamlarını barındırdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "resul" kelimesinin bu ayette Allah ile kulları arasındaki iletişim köprüsü olan peygamberi ifade ettiğini, ona itaatin bizzat Allah’a itaatle yan yana zikredilmesinin, elçinin taşıdığı mesajın ilahi otoritesini pekiştirdiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, peygamberlik kurumunun Kur'an'daki semantik işlevini analiz ederken, "resul" kavramının aşkın olanla (Allah) sonlu olan (insan) arasındaki ontolojik boşluğu dolduran yegane otorite figürü olduğunu vurgular. Gabriel Said Reynolds, kelimenin Geç Antik Çağ’ın dini terminolojisiyle olan bağına değinerek, "elçi" kavramının vahyedilen mesajın meşruiyetini ve hukuki bağlayıcılığını sağlayan kilit bir terim olduğunu savunur.

        Tevelleytüm (تَوَلَّيْتُمْ)

        İbn Fâris, "v-l-y" kökünün yakınlık ve dostluk ifade etmesine rağmen, bu babdaki kullanımının "yüz çevirmek", "arkasını dönmek" ve "uzaklaşmak" gibi zıt bir anlam kazandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin kişinin kendisine sunulan hakikatten ve sorumluluktan kasıtlı olarak kaçmasını, iradi bir kopuş sergilemesini ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, "tevelleytum" eyleminin Kur'an'ın inkar psikolojisindeki yerine değinerek, bunun sadece fiziksel bir uzaklaşma değil, ilahi çağrıya karşı alınan negatif ve inatçı bir tavır, bir tür zihinsel kapanma olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetteki şart cümlesi içinde bu fiilin kullanılmasının, insanın özgür iradesiyle seçebileceği olumsuz bir yola ve bu yolun getireceği sorumluluğa dair bir uyarı niteliği taşıdığını ifade eder.

        el-Belâğ (الْبَلَاغُ)

        İbn Fâris, "b-l-ğ" kökünün bir yere ulaşmak, sona varmak ve bir şeyi kemaline erdirip tamamlamak anlamlarını taşıdığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "belâğ" kelimesinin bir mesajı hedefine, yani muhatabın kalbine ve zihnine hiçbir eksiklik bırakmadan, etkili bir şekilde ulaştırmak manasına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, peygamberin görevinin sınırlarını çizen bu kavramın, elçinin sadece duyurmakla yükümlü olduğunu, hidayetin veya sonucun Allah'a ait olduğunu vurgulayan semantik bir sınırlama işlevi gördüğünü analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin hukuki bir tebliğ (itmam-ı hüccet) anlamı taşıdığını, elçinin mesajı apaçık şekilde iletmesiyle insanların ahirette öne sürebilecekleri mazeretlerin ortadan kalktığını savunur.

        el-Mubîn (الْمُبِينُ)

        İbn Fâris, "b-y-n" kökünün iki şeyi birbirinden ayıran mesafe, açıklık ve netlik ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mubîn" sıfatının hem kendi içinde apaçık olan hem de başka şeyleri açıklayıp birbirinden ayıran manasına geldiğini; ayette belâğ kelimesini nitelemesinin, iletilen mesajın hiçbir kapalılık, şüphe veya muğlaklık barındırmayan, hak ile batılı birbirinden keskin çizgilerle ayıran karakterine işaret ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu sıfatı hem kendisi hem de elçisinin tebliği için sıkça kullandığını, bunun mesajın "kamusallığını" ve her türlü ezoterik/gizli yorumdan uzak, rasyonel bir açıklığa sahip olduğunu gösterdiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın peygamberin "beyan" göreviyle olan ilişkisini inceleyerek, mesajın insan idrakine en uygun ve en sarih biçimde sunulmuş olmasının ilahi bir lütuf olduğunu analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X