Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Teğabün Sûresi, 7. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Teğabün Sûresi, 7. Ayet

    زَعَمَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنْ لَنْ يُبْعَثُواۜ قُلْ بَلٰى وَرَبّ۪ي لَتُبْعَثُنَّ ثُمَّ لَتُنَبَّؤُنَّ بِمَا عَمِلْتُمْۜ وَذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ze’ame-lleżîne keferû en len yub’aśû(c) kul belâ ve rabbî letub’aśunne śümme letunebbeunne bimâ ‘amiltum(c) ve żâlike ‘ala(A)llâhi yesîr(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      İnkârcılar asla diriltilmeyeceklerini iddia ediyorlar. De ki: ‘Hayır, öyle değil! Rabb’ime yemin ederim ki mutlaka diriltileceksiniz, ardından yapıp ettikleriniz size bildirilecek. Bu da Allah’a göre kolaydır.

      İnkârcılar asla ... mutlaka diriltileceksiniz ... De ki: Rabb’ime yemin ederim ki evet. Bu beyan iki anlama gelebilir: Biri, âyet Resûlullaha (s.a.) yemin etmeyi öğretmektedir; öldükten sonra dirilmek konusunda verdiği haberleri yeminle pekiştirmesini söylemektedir. Kur an-ı Kerîmdeki bütün yeminlerin bu anlama gelmesi mümkündür. Çünkü yemin, mümkün olan bir töhmeti reddetmek için yapılır. Allah’ın verdiği haberden şüphe edilmez. Peygamber ise, insanlar onun getirdiği delilleri düşünmedikleri ve bu yüzden onların nezdinde nübüvveti ortaya çıkmadığı için verdiği haberler konusunda insanlar kendisini itham edebiliyorlardı. İşte Allah bu yüzden sözlerini pekiştirmek ve onların ithamlarını reddetmek için ona yemin etmeyi öğretmektedir. En doğrusunu Allah bilir. Diğeri, bu yeminin, kâfirlerin öldükten sonra dirilme olmayacağına dair yaptıkları yemine karşılık olarak yapılmış olması da mümkündür. Cenâb-ı Hakk’ın “Onlar, Allah’ın ölen birini diriltmeyeceğine dair en büyük yeminleri yaptılar. Aksine bu, Allah’ın bizzat üstlendiği gerçek bir vâdidir” diye buyurduğunu görmez misin?

      Bu, Allah’a göre kolaydır. Bu beyan da iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi, öldükten sonra diriltme işi Allah için kolaydır, basittir. Onlar toprak haline geldikten sonra dirilme olayını inkâr ediyorlardı. Allah Teâlâ kendilerini diriltip eski hallerine getirmenin, yoktan, yani hiç mevcut değil iken var etmekten -kendi akıllarınca bile- daha kolay olduğunu haber vermektedir. Onlar, Allah’ın kendilerini yoktan yaratmaya Kâdir olduğunu inkâr etmiyorlardı. Böyle iken toprak haline geldikten sonra tekrar diriltmeye Kadir olduğunu nasıl inkâr ederler? İşte Cenâb-ı Hak, bütün bunların kendisi için kolay olduğunu haber vermektedir.

      İkinci yorum da şöyledir: Hayır ve şer olarak bütün yaptıklarını hatırlatmak, gizli ve açık, küçük ve büyük ne yapmışlarsa hepsini kitaplarında tek tek saymak -tâ ki bunları amel defterlerinde görüp hâkimiyetlerini bilsinler- Allah için kolay bir şeydir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Zeame (زَعَمَ)

        İbn Fâris, "z-a-m" kökünün sözlükte bir iddiada bulunmak, doğruluğu şüpheli veya asılsız bir görüşü savunmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin doğru olma ihtimali bulunsa da Kur'an'da çoğunlukla yalan, temelsiz ve batıl inançların kesin bir doğruymuş gibi ileri sürülmesini ifade etmek için kullanıldığını, ayet bağlamında inkarcıların ahireti yalanlarken sergiledikleri kibrin ve asılsız özgüvenin bu fiille resmedildiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin cahiliye aklının epistemolojik bir yansıması olduğunu, vahye dayalı kesin bilginin (yakîn) karşısında, insanın kendi uydurduğu temelsiz bir sanrıyı mutlak bir hakikat statüsüne yükseltme çabasını ve kibrini sembolize ettiğini analiz eder.

        Keferû (كَفَرُوا)

        İbn Fâris, "k-f-r" kökünün bir şeyi örtmek ve gizlemek manası taşıdığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bu ayetteki dirilişi yalanlama bağlamında, insanın içindeki fıtri gerçeği ve ilahi kanıtları bilinçli, inatçı bir körlükle örtbas etme eylemini ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, küfür kavramının burada pasif bir inançsızlıktan ziyade, diriliş ve hesap verme (eskatolojik) gerçeğine karşı ontolojik bir başkaldırı ve ilahi adaletin nihai tecellisini reddeden aktif bir isyan durumu olarak formüle edildiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin dini terminolojideki inkar anlamının, Sami dil ailesindeki Aramaic ve Süryanicede "k-p-r" kökünün dinden çıkma ve reddetme bağlamındaki teolojik kullanımıyla derin bir bağa sahip olduğunu ifade eder.

        Yüb'asû (يُبْعَثُوا)

        İbn Fâris, "b-a-s" kökünün göndermek, harekete geçirmek, uykudan uyandırmak ve ölüleri diriltmek anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hem fiziksel hem de ruhsal bir yeniden canlanmayı, kabirlerden kalkıp nihai hakikate uyanmayı ifade ettiğini, eylemin sadece bir yeniden yaratılış değil, büyük bir hesaplaşma için iradi bir şekilde ayağa kaldırılmak olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, "ba's" kavramının Kur'an'ın ahiret inancının (eskatolojisinin) en merkezi sütunu olduğunu, bu kelimenin dünyevi boyutun sona erip ebedi ve mutlak gerçekliğin patlayıcı bir şekilde varlık sahnesine çıkışını simgelediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin nüzul ortamına atıfta bulunarak, Mekke müşriklerinin zihninde Tanrı'nın varlığından ziyade çürümüş kemiklerin yeniden diriltilmesi fikrinin teolojik en büyük kriz olduğunu, bu nedenle kelimenin üzerine şiddetli bir itiraz ve akabinde ilahi bir yeminle kesin bir tasdik inşa edildiğini savunur.

        Rabbî (رَبِّي)

        İbn Fâris, "r-b-b" kökünün terbiye etmek, besleyip büyütmek, malik olmak ve üzerinde mutlak otorite kurmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin Allah'ın varlıklara olan kesintisiz inayetini, gözetimini ve egemenliğini kapsadığını, ayetteki "Rabbime andolsun" formunun, diriliş gerçeğinin bizzat Allah'ın adaletli ve varlığı kusursuzca idame ettiren terbiye edici vasfıyla doğrudan temellendirildiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin kökenindeki efendi ve sahip anlamlarının diğer Sami dillerinde de yaygın olduğunu, ancak Kur'an'ın bu kelimeyi sadece bir güç sembolü değil, ontolojik bir şefkat ve eskatolojik bir garanti mercii olarak yeniden şekillendirdiğini ifade eder.

        Tünebbeünne (تُنَبَّؤُنَّ)

        İbn Fâris, "n-b-e" kökünün büyük, sarsıcı, önemli ve kesin haber anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dirilişin hemen ardından gelen bu haber verme eyleminin, basit bir bilgilendirme olmadığını; insanın dünyada gizli veya açık yaptığı her şeyin, hiçbir inkar veya kaçış boşluğu bırakmayacak derecede kesin, ilahi bir kayıtla yüzüne vurulması ve epistemolojik bir şokla hakikatle yüzleştirilmesi manasına geldiğini açıklar. Arthur Jeffery, kökün peygamberlik (nebi) kurumuyla olan bağına dikkat çekerek, dünyada peygamberlerin uyardığı sarsıcı haberin, ahirette fiili ve mutlak bir bildirim halini aldığını, kelimenin her iki alemde de ilahi iletişimin keskinliğini yansıttığını belirtir.

        Amiltüm (عَمِلْتُمْ)

        İbn Fâris, "a-m-l" kökünün irade, kasıt ve bilinçle yapılan işler manasına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin refleksif hareketlerden ziyade arkasında bir ahlaki tercih barındıran eylemler için kullanıldığını, hesap gününde haber verilecek olanın da tam olarak insanın kendi özgür iradesiyle ortaya koyduğu bu ahlaki bagaj olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, eylem (amel) kavramının Kur'an'ın ahlak felsefesinde imanın veya inkarın pratik ve kaçınılmaz bir tezahürü olduğunu, dirilişin amacının da işte bu amellerin ontolojik değerinin tartılması ve adaletin tesisi olduğunu analiz eder.

        Allâh (اللَّهِ)

        İbn Fâris, "e-l-h" kökünün ibadetle yönelmek ve hayret içinde sığınmak anlamlarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, yüce Yaratıcının bu en kapsamlı isminin ayetin sonunda geçmesinin, diriliş gibi insan aklına imkansız görünen kozmik bir eylemin, ancak ve ancak mutlak kemal ve kudret sahibi olan Allah'ın zatı için düşünüldüğünde akla yatkın olacağını vurguladığını belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Sami geleneğindeki köklerine, bilhassa Süryanice ve Aramicedeki "Alaha" lafzıyla olan fonetik ve teolojik bağlantısına işaret eder.

        Yesîr (يَسِيرٌ)

        İbn Fâris, "y-s-r" kökünün kolaylık, zorluğun ve engelin olmaması, yumuşaklık ve pürüzsüzlük anlamlarını taşıdığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin insanın zihinsel kapasitesine göre imkansız veya çok zor görünen yeniden yaratılış eyleminin, ilahi kudret açısından hiçbir külfet, zaman veya efor gerektirmeyen son derece basit bir iş olduğunu, Allah'ın iradesi ile oluşu arasında hiçbir mesafe bulunmadığını ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin başındaki inkarcı kibrin ve devasa itirazın, ayetin sonundaki bu tek kelimeyle adeta yerle bir edildiğini; muazzam bir eskatolojik tablonun (ölülerin kalkması ve hesabın görülmesi) ilahi mutlaklık karşısında sadece bir "kolaylık" (yesîr) olarak nitelendirilmesinin, müşrik aklına vurulan psikolojik ve teolojik en ağır belağat darbesi olduğunu savunur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X