Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Teğabün Sûresi, 1. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Teğabün Sûresi, 1. Ayet

    يُسَبِّحُ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۚ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yusebbihu li(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(s) lehu-lmulku ve lehu-lhamd(u)(s) ve huve ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Göklerde bulunanlar da yerde bulunanlar da Allah’ı tesbih ediyor. Egemenlik Onundur ve hamd Ona mahsustur, Onun her şeye gücü yeter.

      Göklerde bulunanlar da yerde bulunanlar da Allah’ı tesbih ediyor. Tesbihin üç anlama geldiği konusu daha önce geçmişti. Egemenlik O’nundur ve hamd Ona mahsustur. Bu cümle iki anlama gelebilir. Birincisi, mülk kelimesi yönetim ve hâkimiyet anlamına gelebilir. İkincisi, egemenlik O’nundur, yani bütün hükümdarların egemenliği Ona aittir. Nitekim başka bir âyette, “De ki ey hükümdarlara ait hükümdarlığın gerçek sahibi olan Allah’ım!” buyurulmaktadır. Bu İlâhî beyan, bütün meliklere ait mülkün Allah’a ait olduğunu haber vermektedir. Mülkten istifade eden de ancak Allah’ın lütfü ve ihsanı sayesinde ondan yararlanmaktadır. En doğrusunu Allah bilir. Hamd O’na mahsustur meâlindeki beyan üç şekilde yorumlanabilir. Birincisi, en yüce sıfatları ve en güzel isimleriyle her türlü güzel övgü O’na mahsustur. İkincisi, hamd eden her insanın hamdi O’na mahsustur. O’na ait olan bu hamdin hakikati, O’nun, kullarına olan ihsanı ve lütfu sebebiyledir. “el-Hamdu lillâh” (الحمد لله) ibaresinin anlamı da budur. Yani hamd ve güzel övgüler, bize olan ihsanı ve lütfettiği nimetler sebebiyle Cenâb-ı Hakk’a aittir. Üçüncüsü de hamdin şükür anlamında yorumlanmasıdır, çünkü hamd bazan şükür yerine kullanılır.

      O'nun her şeye gücü yeter. Bu cümle, “O dilediği her şeyi yapmaya kadirdir” anlamına gelebilir. Söz konusu beyan Mûtezile’nin aleyhine bir delil oluşturur, çünkü Cenâb-ı Hak kendini “Basîr ve Alîm” yani gören ve bilen ve her şeye güç yetiren olmakla övmektedir. Mûtezile mensupları Allah’ın “Basîr ve Alîm” olduğunu kabul etmekte, fakat kullarının fiilleri üzerinde veya kullardan birinin ıslahı konusunda kudret sahibi olmadığını benimsemektedir. Bu ise âyette, Cenâb-ı Hakk’ın kendini övmesine aykırı düşmektedir. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yüsebbihu (يُسَبِّحُ)

        İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Lüga adlı eserinde bu kelimenin kökü olan "s-b-h" harflerinin suda veya havada akıp gitmek, yüzmek anlamına geldiğini, dini terminolojide ise Allah'ı her türlü noksanlıktan tenzih ederek uzak tutmak manasına evrildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât içerisinde kelimeyi ilahi boyuta taşıyarak, kozmik veya iradi olarak Allah'a ibadette hızlıca hareket etmek ve O'nu kusurlardan arındırmak şeklinde detaylandırır. Toshihiko Izutsu, bu ayetteki kullanım bağlamında kelimeyi sıradan bir sözlü ifadeden ziyade, tüm varlık âleminin ontolojik bir boyutta Allah'ın mutlak kusursuzluğunu hal diliyle haykırması ve O'na boyun eğmesi olarak semantik bir analizle açıklar.

        es-Semâvât (السَّمَاوَاتِ)

        İbn Fâris, "s-m-v" kökünün etimolojik olarak yükseklik, ululuk ve bir şeyin üstünde olma durumunu ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bu kökten türeyen kelimenin, aşağıda olanı kuşatan ve onun üstünde yer alan her şey için kullanıldığını, ayetteki çoğul yapının göklerin çok katmanlı, ihtişamlı ve hiyerarşik kozmolojik yapısına işaret ettiğini vurgular. Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında, kelimenin köken itibarıyla ortak Sami dil ailesine ait olduğunu belirtirken, Süryanice ve Aramicedeki "şemaya" formuyla olan etimolojik ve fonetik bağına dikkat çeker.

        el-Ard (الْأَرْضِ)

        İbn Fâris, "e-r-d" kökünün semantik olarak aşağıda olanı, ağır olanı ve ayak basılan tabanı imgelediğini, gökyüzünün zıddı olarak konumlandığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin yerküre, üzerinde yaşanılan ve varlıkların mesken edindiği en alt tabaka manasına geldiğini, ayet bağlamında göklerle birlikte zikredilerek tüm fiziksel evrenin sınırlarını çizen bir kapsayıcılık ifade ettiğini belirtir.

        el-Mülk (الْمُلْكُ)

        İbn Fâris, "m-l-k" kökünün bir şey üzerinde tam bir tahakküme, güce ve tasarruf yetkisine sahip olmak anlamına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin sıradan bir sahiplik manasından çok daha geniş olduğunu, akıl sahibi varlıklar üzerinde mutlak otorite, emir verme ve yönetme erkini barındırdığını vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın dünya görüşünde mülk kavramının, Allah'ın evren üzerindeki egemenliğini ve insan otonomisine yer bırakmayan mutlak hakimiyetini simgeleyen anahtar bir terim olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Kur'an'ın nazil olduğu dönemdeki sosyo-kültürel bağlamına atıfla, siyasi ve ontolojik iktidarın yalnızca Allah'a ait olduğu fikrini pekiştiren bir egemenlik ilanı olarak okunması gerektiğini savunur.

        el-Hamd (الْحَمْدُ)

        İbn Fâris, "h-m-d" kökünün etimolojik temelinde, birinin iyiliğini, güzelliğini ve üstünlüğünü en yüksek derecede takdir edip övmek yattığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi sadece bir övgü veya sadece bir teşekkür olmaktan ayırarak, ikisinin arasında bir yerde, bilinçli bir nimete veya zata ait içsel bir erdeme yönelik yapılan en yüce takdir olarak konumlandırır. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde bu kelimenin, kul ile Rab arasındaki ilişkinin en tepe noktası olduğunu ve insanın ilahi azamet karşısındaki ontolojik minnettarlığını ifade ettiğini belirtir.

        Şey' (شَيْءٍ)

        İbn Fâris, "ş-y-e" kökünün, var olan, irade edilebilen ve kastedilebilen her türlü nesne veya kavramı ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin meşiet kökünden türediğini, varlık sahasına çıkması dilenebilen veya zihinde tasavvur edilebilen her şeyi kapsayan en genel kavram olduğunu detaylandırır.

        Kadîr (قَدِيرٌ)

        İbn Fâris, "k-d-r" kökünün, bir şeyi tam ölçüsüne göre yapmak, miktarını belirlemek ve ona güç yetirmek anlamlarını taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin failin fiilini tam bir hikmet ve ölçü ile, ne eksik ne de fazla olmaksızın gerçekleştirmesi manasına geldiğini, formunun mübalağa ifade ettiğini ve mutlak manada yalnızca Allah için kullanılabileceğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ismin Kur'an'daki yapısal işlevini incelerken, kelimenin sadece kaba bir güç gösterisi değil, evrendeki ince ayarı ve ilahi ölçüyü de içinde barındıran bilinçli bir mutlak kontrol mekanizmasını işaret ettiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X