Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tevbe Sûresi, 129. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tevbe Sûresi, 129. Ayet

    فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُۘ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fe-in tevellev fekul hasbiya(A)llâhu lâ ilâhe illâ hu(ve)(s) ‘aleyhi tevekkeltu vehuve rabbu-l’arşi-l’azîm(i)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Buna rağmen yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter, O’ndan başka tanrı yoktur, ben yalnız O’na güvenip dayanırım; O, büyük arşın sahibidir.

      Buna rağmen yüz çevirirlerse. Senden. Yani sana olumlu cevap vermekten ve senin onları iman ve tevhide davet etmenden yüz çevirirlerse, de ki: Allah bana yeter. Yani Allah bana yeter. O’ndan başka tanrı yoktur. Buna rağmen yüz çevirirlerse mealindeki beyan şu manaya da gelebilir: Yani senden yüz çevirirlerse, sana olumlu cevap vermeyi, sana itaat etmeyi ve sana boyun eğmeyi reddederlerse ve sana tuzak kurmaya çalışırlarsa, de ki: Allah bana yeter. Yani Allah bana yeterlidir. O’ndan başka tanrı yoktur, ben yalnız O’na güvenip dayanırım. Yani Allah’ın bana vadettiği yardım ve zafere güvenip dayanırım. Yani O’nun vadine güvendim ve işimi ona havale ettim. Buna rağmen yüz çevirirlerse mealindeki beyan şu manaya da gelebilir: Yani düşmana karşı senin yardımın ve desteğinden yüz çevirirlerse, de ki: Allah bana yeter. Düşmana karşı yardım ve destek hususunda Allah bana yeter ve onlara karşı O bana yeterlidir. Bu konuda bu, gerçeğe daha yakın bir yorumdur. Çünkü Cenab-ı Hak, münafıkların durumunu bildirdikten hemen sonra bu beyanı indirmiştir. Yine bu beyan, belirtmiş olduğumuz üzere tevhitten ve peygambere olumlu cevap vermekten yüz çevirme manasına da gelebilir.

      O, büyük arşın sahibidir. Denildi ki: O, büyük mülkün sahibidir. Yani bütün mülkler Onun mülkünün yanında küçük kalır, mülk sayılmaz. Eğer arş, bazı müfessirlerin söylediği gibi taht ise, bu -en doğrusunu Allah bilir ya- yaratılmışlar içerisinde seçkinler ve iyilere lütfedilen tahttır. Daha önce bu konuda söylenenleri belirtmiştik. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 4414

        #4
        Tevellev (تَوَلَّوْا)

        "v-l-y" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "v-l-y" kökünün temel anlamının "iki şeyin arasında hiçbir mesafe olmaksızın yan yana gelmesi ve yakınlık" olduğunu belirtir. Ancak bu fiilin tefe'ul babında (tevelli) ve genellikle yüz çevrilen nesneyle beraber kullanıldığında anlam değiştirdiğini; "sırtını dönmek, yüz çevirmek, terk etmek ve uzaklaşmak" manasına büründüğünü kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta tevelli eyleminin fiziksel olarak sırt dönmekten ziyade, inanç ve itaat bağlamında "haktan yüz çevirmek ve itaati terk etmek" olduğunu açıklar. Ayette peygamberin onlara duyduğu o derin şefkat ve hırsa (önceki ayetteki vurgulara) rağmen, muhatapların bu ilahi ve nebevi daveti reddederek "yüz çevirmeleri" (tevellev) durumunda peygambere nasıl bir ontolojik duruş sergilemesi gerektiğinin talimatının verildiğini vurgular.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde "tevelli" eylemini, İslam ahlakındaki "ahd" (sözleşme) kavramının mutlak ihlali olarak analiz eder. İnsanların peygamberin getirdiği kurtuluş reçetesini reddetmelerinin (yüz çevirmelerinin) pasif bir ilgisizlik değil, aktif bir inkar ve varoluşsal bir kopuş olduğunu belirtir.

        Hasbiye (حَسْبِيَ)

        "h-s-b" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "h-s-b" kökünün "saymak, hesap etmek, birikmek" ve aynı zamanda "yetmek, kafi gelmek" anlamlarına sahip olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta hasb kelimesini "kişiye yeten, onu başkasına muhtaç bırakmayan yeterlilik durumu" olarak açıklar. Ayette "hasbiyellâh" (Allah bana yeter) ibaresinin; insanların yüz çevirmesiyle oluşan sosyal, psikolojik veya siyasi yalnızlık hissini anında dolduran ve dünyevi hiçbir desteğe ihtiyaç bırakmayan mutlak bir teolojik yetinme halini ifade ettiğini kaydeder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Tefsir okumalarında bu kavramı peygamberin psikolojik ve sosyolojik duruşu bağlamında tahlil eder. Yeni bir toplum inşa eden peygamberin, insanların kitleler halinde kendisinden yüz çevirmesi (tevellev) durumunda yaşayabileceği moral çöküntüsünün; "Allah bana yeter" (hasbiye) bilinciyle engellendiğini, bu ifadenin kalabalıkların onayına (niceliğe) karşı ilahi otoritenin mutlaklığına (niteliğe) sığınan muazzam bir tevhid ve direnç manifestosu olduğunu analiz eder.

        İlâhe (إِلَٰهَ)

        "e-l-h" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "e-l-h" kökünün temel etimolojik anlamının "kulluk etmek, tapınmak ve birine derin bir sevgi ve korkuyla yönelmek" olduğunu belirtir. Kendisine ibadet edilen, sığınılan ve mutlak otorite kabul edilen varlığa ilah dendiğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta ilah kelimesinin, ibadete yegane layık olan varlık anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki "Lâ ilâhe illâ hû" (O'ndan başka ilah yoktur) ifadesinin; insanların yüz çevirmesine karşılık peygamberin sığındığı "Allah bana yeter" güvencesinin teolojik gerekçesini oluşturduğunu, yeryüzünde O'nun dışında sığınılacak, korkulacak veya medet umulacak başka hiçbir ontolojik güç bulunmadığını ilan ettiğini vurgular.

        Arthur Jeffery: The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde "ilah" kelimesinin etimolojik kökeninin tüm Sami dillerinde ortak olan (El, Eloh, Alaha) antik "Tanrı/Deity" mefhumuna dayandığını belirtir. Ancak Kur'an'ın bu kelimeyi "Lâ ilâhe illâ hû" formülüyle kullanarak, geç antik çağın çok tanrılı veya aracı tanrılarla dolu panteonunu tamamen sıfırladığını ve kelimeyi mutlak, ortaksız bir monoteizmin merkezine yerleştirdiğini ileri sürer.

        Tevekkeltu (تَوَكَّلْتُ)

        "v-k-l" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "v-k-l" kökünün "bir işi başkasına havale etmek, ona güvenmek, dayanmak ve kendi acziyetini bilerek işin yönetimini bir vekile devretmek" anlamlarına geldiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta tevekkül eylemini, insanın kendi sınırlarını idrak edip işini en iyi yapacak olana (Allah'a) teslim etmesi olarak tanımlar. Ayette peygamberin "O'na tevekkül ettim" (aleyhi tevekkeltu) demesinin, insanların reddedişi karşısında hiçbir endişeye kapılmadan, davanın sonucunu, kendi güvenliğini ve ruhsal durumunu tamamen ilahi iradenin mutlak korumasına (vekâletine) bıraktığını gösterdiğini ifade eder.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde tevekkül mefhumunu, İslam ahlakının en yüksek ontolojik duruşu olarak inceler. Tevekkülün pasif bir teslimiyet, bir tembellik veya kadercilik olmadığını; aksine dünyevi desteklerin (insanların) çöktüğü noktada, eyleme ve hakikate devam edebilmek için gücü yalnızca Mutlak Varlık'tan alan son derece aktif, bilinçli ve sarsılmaz bir ruhsal merkezlenme olduğunu tahlil eder.

        Rabbu (رَبُّ)

        "r-b-b" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "r-b-b" kökünün temel anlamının "bir şeyi düzeltmek, ıslah etmek, gözetmek, efendilik yapmak ve bir şeye sahip olmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta Rabb kavramını, bir varlığı başlangıç noktasından alıp onu aşama aşama, koruyarak ve terbiye ederek kemal (olgunluk) noktasına ulaştıran mutlak sahip olarak açıklar. Ayette Allah'ın "Rabb" vasfıyla zikredilmesinin; O'nun sadece dünyayı yaratıp bırakmadığını, her an her şeyi idare eden, terbiye eden ve tevekkül edeni asla yalnız bırakmayan aktif bir "Efendi" olduğunu gösterdiğini vurgular.

        Arthur Jeffery: The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde bu kelimenin Sami dillerindeki kökenine değinir. Süryanice ve Yahudi-Aramice lügatte "rabbâ" kelimesinin "büyük, ulu, efendi ve öğretmen" anlamlarında yaygın kullanıldığını; Kur'an'ın bu köklü otorite kavramını alarak onu evrenin mutlak terbiyecisi ve kozmik yöneticisi manasında en temel ilahi isimlerden biri haline getirdiğini belirtir.

        El-Arşi (الْعَرْشِ)

        "a-r-ş" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "a-r-ş" kökünün "yüksekte olan şey, tavan, çardak, bir yapıyı yükseltmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Hükümdarların oturduğu ve otoritenin sembolü olan yüksek tahta da bu kökten hareketle "arş" dendiğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta arş kelimesinin somut olarak kralın tahtı anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da Allah'a nispet edildiğinde bunun fiziksel bir oturma yeri değil; ilahi saltanatın, mutlak egemenliğin, evrensel idarenin ve kudretin ulaşılamaz zirvesini temsil eden bir ontolojik metafor olduğunu açıklar.

        Arthur Jeffery: The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde "arş" kelimesinin saf Arapça (çardak/tavan) anlamından öte, Kur'an'daki "ilahi taht" şeklindeki kozmolojik/eskatolojik kullanımının dışarıdan beslendiğini tartışır. Bu kelimenin Habeşçe (Etiyopya) "arash" veya Aramice "'arsâ" (taht, ilahi makam) kavramlarıyla taşıdığı doğrudan paralelliğe dikkat çekerek, kelimenin geç antik çağ monoteist kozmolojisine uygun olarak İslami lügatte taçlandığını ileri sürer.

        El-Azîm (الْعَظِيمِ)

        "a-z-m" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "a-z-m" kökünün temel etimolojik kaynağının insanın veya hayvanın "kemiği" (azm) olduğunu belirtir. Kemiğin bedendeki sertliği, büyüklüğü ve taşıyıcı gücünden hareketle; her türlü büyüklük, yücelik, heybet ve ihtişamın bu kökten türetildiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta azamet kavramının, insanın aklıyla, duyularıyla veya tasavvuruyla sınırlarını kavrayamayacağı kadar uçsuz bucaksız bir büyüklük ve yücelik olduğunu ifade eder. Ayetin sonunda Arş'ın "el-Azîm" (Büyük/Yüce) sıfatıyla nitelendirilmesinin; peygamberden yüz çeviren insanların niceliksel çokluğunun hiçbir öneminin kalmadığını, çünkü tevekkül edilen makamın (Büyük Arş'ın Rabbinin) tüm evreni, siyasi güçleri ve insanlık alemini hiçe sayacak derecede mutlak, heybetli ve ulaşılamaz bir büyüklüğe sahip olduğunu tescillediğini vurgular.

        Yorum

        İşleniyor...
        X