Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tevbe Sûresi, 127. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tevbe Sûresi, 127. Ayet

    وَاِذَا مَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ نَظَرَ بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍۜ هَلْ يَرٰيكُمْ مِنْ اَحَدٍ ثُمَّ انْصَرَفُواۜ صَرَفَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-iżâ mâ unzilet sûratun nazara ba’duhum ilâ ba’din hel yerâkum min ehadin śümme-nsarafû(c) sarafa(A)llâhu kulûbehum bi-ennehum kavmun lâ yefkahûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ne zaman bir sure indirilse, ‘sizi biri görüyor mu?’ diyerek birbirlerine bakarlar, sonra sıvışıp giderler. Anlamamakta direndikleri için Allah da onların kalplerini haktan çevirmiştir.

      Ne zaman bir sure indirilse, ‘Sizi biri görüyor mu?’ diyerek birbirlerine bakarlar, sonra sıvışıp giderler. Allah da onların kalplerini haktan çevirmiştir. Bazıları şöyle demiştir: Ayet “Ne zaman bir sure indirilse, içlerinden ‘bu hanginizin imanını arttırdı ki?’ diye soranlar çıkar” mealindeki ayetin bağıntı cümlesidir (sıla). Yani onlar birbirlerine bakarlar, sonra da belirtilen sözleri söylerler. Müfessirler içerisinde şöyle diyenler de vardır: Eğer inen sure dinin ve imanın açıklaması hakkındaysa bunu dinlerler ve ‘bu hanginizin imanını arttırdı ki?’ derler. Eğer onların münafıklıklarını ve rezilliklerini açıklayan bir sure inerse birbirlerine bakarlar ... sonra sıvışıp giderler. Onlar bu durumda münafıklıkları ortaya çıkmasın diye korkarak Resulullah’tan sureyi dinlemezler.

      Allah da onların kalplerini haktan çevirmiştir. Bu beyanın, “Allah’ın onlarda kalplerin çevrilmesi fiilini yaratması” manasına gelmesi mümkündür. Böylece bu çevirme O’na nispet edilmiştir. Bu beyanın, ceza olarak Allah onların kalplerini çevirmiştir manasında olması da uygundur. Yani Allah, inada dayalı inançları, delilleri reddetmeleri, delilleri anlamayı, incelemeyi, düşünmeyi ve kabul etmeyi terketmeleri yoluyla onların kalplerini çevirmek suretiyle onları cezalandırmıştır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Nazara (نَظَرَ)

        "n-z-r" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "n-z-r" kökünün temel etimolojik anlamının "gözle bakmak, bir şeyi izlemek, gözlemlemek ve üzerinde düşünmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta "nazar" eyleminin sıradan ve kasıtsız bir görme (rü'yet) eyleminden farklı olduğunu; içinde bir niyet, beklenti, araştırma veya derin bir duygu barındıran "bilinçli bir bakış" olduğunu açıklar. Ayette münafıkların yeni bir sure indiğinde "birbirlerine bakmalarının" (nazara ba'duhum ilâ ba'dın), sadece göz göze gelmek değil; suçluluk psikolojisiyle, korkuyla ve bulundukları meclisten kaçmak için aralarında kurdukları gizli, sessiz ve komplovari bir iletişimi ifade ettiğini kaydeder.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı): Kur'an'ın edebi icazı ve insan psikolojisinin tasviri bağlamında bu fiilin kullanımına odaklanır. Kur'an'ın, vahyin ağırlığı altında ezilen münafık ruhun o panik halini, suçluluk duygusunu ve ifşa olma korkusunu eşsiz bir edebi sahneyle sunduğunu belirtir. "Nazara" fiilinin, kalplerindeki hastalığın yüzlerine ve göz hareketlerine yansıdığı o kaçamak, tedirgin ve sinsi bakışmayı mükemmel bir psikolojik realizmle resmettiğini tahlil eder.

        İnsarafû (انصَرَفُوا) / Sarafa (صَرَفَ)

        "s-r-f" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "s-r-f" kökünün temel anlamının "bir şeyi yönünden çevirmek, başka bir tarafa yönlendirmek, geri döndürmek ve savuşturmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta "sarf" eylemini, bir durumdan veya mekandan yüz çevirip ayrılmak olarak tanımlar. Ayette bu kökün önce münafıkların eylemi için "insarafû" (dönüp gittiler/sıvıştılar), ardından Allah'ın onlara karşılığı olarak "sarafa" (çevirdi/döndürdü) formunda kullanılmasındaki teolojik nedenselliğe dikkat çeker. Onların, gerçeği dinlemekten kendi iradeleriyle bedenen yüz çevirip meclisi terk etmelerinin (insarafû) mutlak bir sonucu olarak, Allah'ın da onların idraklerini ve kalplerini hidayetten kopardığını (sarafa) vurgular.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde bu iki fiilin art arda kullanımını ontolojik bir ceza mekanizması olarak analiz eder. Münafıkların peygamberin meclisinden gizlice sıvışmaları (insarafû) salt fiziksel bir yer değiştirme iken; Allah'ın onların kalplerini çevirmesinin (sarafallâhu kulûbehum) varoluşsal ve ruhsal bir mühürlenme olduğunu belirtir. İnsanın kendi ahlaki tercihiyle (kötü niyetle) başlattığı bir eylemin, ilahi irade tarafından nihai ve geri döndürülemez bir ruhsal körlüğe dönüştürüldüğünü tahlil eder.

        Kulûbehum (قُلُوبَهُم)

        "k-l-b" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "k-l-b" kökünün "bir şeyin içini dışına çıkarmak, döndürmek, çevirmek ve altüst etmek" temel anlamlarına geldiğini açıklar. İnsan kalbine (kalb), bir hal üzere sabit kalmayıp sürekli düşünce, inanç ve hisler arasında gidip gelmesinden (değişken ve esnek doğasından) dolayı bu ismin verildiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta kalbin insanın niyet, düşünce, idrak ve ahlaki karar merkezi olduğunu ifade eder. Ayette "kalplerin çevrilmesinin" (sarafallâhu kulûbehum), bedensel bir organın yönünün değişmesi değil; insanın hakikati algılama, doğruyu yanlıştan ayırma ve ilahi mesajı içselleştirme yeteneğinin (idrak merkezinin) tamamen tersyüz edilmesi, işlevsiz bırakılması ve manevi olarak mühürlenmesi anlamına geldiğini kaydeder.

        Yefkahûn (يَفْقَهُونَ)

        "f-k-h" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "f-k-h" kökünün temel etimolojik anlamının "bir şeyi yarıp içine girmek, dış kabuğu aşıp öze ulaşmak ve derinlemesine anlamak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta "fıkıh" kavramının sıradan bir bilme (ilim) veya duyma eylemi olmadığını, bilinen şeylerden yola çıkarak gizli ve derin olan hakikate ulaşma becerisi olduğunu açıklar. Ayetin sonunda münafıkların "anlamayan/kavramayan bir topluluk" (kavmun lâ yefkahûn) olarak nitelendirilmesinin; onların biyolojik olarak sağır veya akılsız olmalarından değil, inen surelerin arkasındaki varoluşsal ve ahlaki derinliği kavrama (fıkıh) yetilerini kendi nifakları yüzünden tamamen kaybetmiş olmalarından kaynaklandığını vurgular.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde "fıkıh" kavramını yüzeysel algının ontolojik zıddı olarak konumlandırır. Münafıkların Kuran'ın kelimelerini fiziksel olarak duyduklarını, ancak kalplerinin çevrilmiş olması (sarafa) nedeniyle bu kelimelerin taşıdığı manevi ağırlığa "nüfuz edemediklerini" (lâ yefkahûn) analiz eder. Kur'an'ın bu kelimeyle, salt zihinsel bir zekadan ziyade, ruhsal ve ahlaki bir içgörü/farkındalık eksikliğini (epistemolojik körlüğü) eleştirdiğini tahlil eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Tefsir okumalarında ayetteki "anlamama/kavrayamama" (lâ yefkahûn) vurgusunu, münafıkların Medine'deki siyasi miyopluğu üzerinden okur. Onların, inen ayetlerin sadece günübirlik siyasi iktidar mücadelelerine dair sözler olduğunu sandıklarını; bu ilahi projenin devasa sosyolojik ve teolojik hedefini, yepyeni bir medeniyet inşasını derinden okuyamadıklarını (tefekkuh edemediklerini) ve bu yüzden basit bir kabilevi korkuyla meclisten gizlice kaçmaya çalıştıklarını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X