اَوَلَا يَرَوْنَ اَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ ف۪ي كُلِّ عَامٍ مَرَّةً اَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tevbe Sûresi, 126. Ayet
Daralt
X
-
Görmüyorlar mı ki her yıl bir veya iki defa musibetlerle sınanıyorlar da yine tövbe etmiyorlar ve ibret almıyorlar.
Görmüyorlar mı ki her yıl bir veya iki defa musibetlerle sınanıyorlar. Denildi ki: Cihat ve savaşla sınanıyorlar da bundan geri kalıyorlar. Dolayısıyla bu vesileyle onların münafıklıkları ve inkarcılıkları ortaya çıkıyor. Yine denildi ki: Sıkıntı ve açlıkla sınanıyorlar. Böylelikle yine münafıklıkları ortaya çıkıyor. Tıpkı şu ilahi beyanda bildirildiği gibi: “Yine insanlar içinde kimileri vardır ki, Allah’a şartlı olarak kulluk eder; öyle ki kendisine bir iyilik denk gelirse bundan pek memnun olur, ama başına bir imtihan sıkıntısı gelse hemen yüz çevirir”. Yine denildi ki: Her yıl bir veya iki defa musibetlerle sınanıyorlar. Buna göre onlar kendi başlarına kaldıklarında aralarında inkarcılığı konuşuyorlardı. Sonra Resulullah’a geldiklerinde o, kendilerine yalnız kaldıklarında ne konuştuklarını haber veriyordu. Böylece onlar bununla rezil rüsvay oluyorlardı. Dolayısıyla bu durum, Resulullah’ın onları sınaması ve onlara yönelik imtihanıdır. Bu belirtilen durumla bir defasında Allah yolunda cihat hususunda, diğer defasında ise duydukları sıkıntı ve korku ile başka bir seferde ise Allah’ın peygamberine onların gizlediklerini ve kendi başlarına kaldıklarında konuştukları şeyleri bildirmesi vesilesiyle onların münafıklıkları ortaya çıkıyordu. Bu ayet şu üç manaya da muhtemeldir: Resulullah’la beraber cihat, sıkıntılar ve korkularla sınanmak, kendi içlerinde gizledikleri sırlarının ortaya çıkarılması ve sır olarak sakladıkları şeyler dolayısıyla rezil rüsvay olmak. Fakat durum böyleyse, bu hal onlarda çokça meydana gelmektedir. Bundan münafıklığın gizlenmesi ve müslümanlara karşıtlığın sır olarak saklanmasını kastediyorum. Fakat ayette bir ve iki defanın bildirilmesi, rezil rüsvaylığa ve ortaya çıkarılmaya dönüktür. Bu durumun senede bir veya iki defa olması mümkündür.
Yine de tövbe etmiyorlar. Münafıklıklarından. İbret de almıyorlar. Rezil rüsvay olmakla ve münafıklıklarının ortaya çıkmasıyla sınanmaktan. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Yuftenûn (يُفْتَنُونَ)
"f-t-n" kökünden türemiştir.
İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "f-t-n" kökünün temel etimolojik anlamının "altın ve gümüş gibi değerli madenleri, içindeki cüruftan ve sahtelikten arındırmak için ateşe sokup eritmek" olduğunu belirtir. Bu somut eritme/ayırma eyleminin, mecazi olarak insanın gerçek inancını ve karakterini ortaya çıkarmak için zorluklarla "imtihan edilmesi, sınanması ve belaya uğratılması" anlamında kavramsallaştığını kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta fitne kavramını insanın içinin dışına çıkması, gizlediği niyetin tıpkı ateşe giren maden gibi açığa çıkması olarak tanımlar. Ayetteki "yuftenûn" (sınanıyorlar/belaya uğratılıyorlar) edilgen fiilinin; münafıkların yaşadıkları hastalık, kıtlık veya savaş gibi zorluklar karşısında içlerindeki nifakın, korkunun ve sahteliğin ilahi bir denetim mekanizmasıyla deşifre edilmesini ifade ettiğini açıklar.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde "fitne" mefhumunu, Kur'an'ın ontolojik test (sınanma) anlayışı bağlamında inceler. Ayette münafıkların sürekli "fitneye" maruz kalmalarına rağmen akıllarını başlarına toplamamalarını, onların ilahi imtihanın mahiyetini ve kendilerini uyarmaya yönelik bu varoluşsal sarsıntıyı anlayamayacak kadar ahlaki bir körlük içinde oldukları şeklinde tahlil eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Tefsir okumalarında "yuftenûn" kelimesini Medine'nin askeri ve sosyolojik gerçekliği üzerinden okur. Münafıkların her yıl bir veya iki kez maruz kaldıkları bu fitnenin; savaşa çağrılmak, askeri seferlerdeki (Tebük gibi) korkuları veya toplumsal ifşalar olduğunu; bu süreçlerin her seferinde onların maskelerini düşürmesine rağmen yalan bataklığından çıkamadıklarını analiz eder.
Âmin (عَامٍ)
"a-v-m" kökünden türemiştir.
İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "a-v-m" kökünün temel anlamının "suda yüzmek, bir döngüyü tamamlamak ve akıp gitmek" olduğunu belirtir. Güneşin gökyüzündeki dönüşünü ve zamanın akışını tamamlamasına istinaden bu kelimenin "yıl" anlamını kazandığını kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta Kur'an terminolojisindeki "âm" (yıl) ile "sene" kelimeleri arasındaki ince anlamsal farka dikkat çeker. "Sene"nin genellikle kıtlık, kuraklık ve meşakkatli geçen uzun yıllar için; "âm"ın ise doğal zaman döngüsü ve hayatın genel akışı için kullanıldığını açıklar. Ayette "fî kulli âmin" (her yıl) ifadesinin, münafıkların yaşadığı bu ifşa olma ve sınanma süreçlerinin (fitnenin) rastlantısal olmadığını, hayatın doğal akışı içinde periyodik, düzenli ve kaçınılmaz bir döngüye dönüştüğünü vurgular.
Arthur Jeffery: The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde bu kökün tüm Sami dillerinde zaman belirteci olarak bulunduğunu belirtir. Kelimenin Arapça lügate çok erken dönemde yerleştiğini, Kur'an'ın zamanın akışına ve insanın bu periyodik zaman dilimi içindeki ahlaki duyarsızlığına dair eskatolojik uyarılarını bu köklü zaman kavramı üzerinden inşa ettiğini ifade eder.
Yezzekkerûn (يَذَّكَّرُونَ)
"z-k-r" kökünden türemiştir.
İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "z-k-r" kökünün temel etimolojik anlamının "bir şeyi hatırda tutmak, anmak, unutkanlığın ve gafletin zıddı olarak uyanık bulunmak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta zikir eyleminin hem dil ile söylemek hem de kalp/akıl ile idrak edip uyanık olmak olduğunu açıklar. Ayetteki "yezzekkerûn" (tezekkür ederler/ibret alırlar) fiilinin, insanın yaşadığı olaylardan sonuç çıkarması, geçmiş hatalarını hatırlayarak geleceğini düzeltmesi anlamına geldiğini; münafıkların ise her yıl yaşadıkları onca hezimete rağmen bu "ders çıkarma" idrakinden tamamen yoksun ve manen ölü olduklarını kaydeder.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde "tezekkür" kavramını insanın ilahi işaretleri (ayetleri ve yaşanan olayları) okuma yetisi olarak analiz eder. Ayetin sonunda tövbe etmemekle (lâ yetûbûn) tezekkür etmemenin (lâ yezzekkerûn) yan yana kullanılmasının; ahlaki dönüşümün (tövbe) ancak zihinsel ve ruhsal bir uyanış/ders çıkarma (tezekkür) ile mümkün olabileceğini, bu idraki kaybeden münafığın ontolojik ve ahlaki bir kilitlenme yaşadığını tahlil eder.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı): Kur'an'ın edebi icazı bağlamında "yezzekkerûn" fiilindeki idğam (harflerin birbirine kaynaşması - yetezekkerûn yerine yezzekkerûn) sanatına dikkat çeker. Bu fonetik kaynaşmanın ve kelimenin aldığı ağır formun, tezekkür eyleminin (derinlemesine düşünüp ibret almanın) gerektirdiği o yoğun zihinsel çabayı ve aklın olaylarla bütünleşmesini yansıttığını; ancak münafıkların başlarına gelen musibetler karşısında zihinlerini kapattıklarını ve bu içsel yüzleşmeden kasten kaçtıklarını edebi bir dille resmettiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla