Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tevbe Sûresi, 123. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tevbe Sûresi, 123. Ayet

    يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قَاتِلُوا الَّذ۪ينَ يَلُونَكُمْ مِنَ الْكُفَّارِ وَلْيَجِدُوا ف۪يكُمْ غِلْظَةًۜ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّق۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû kâtilû-lleżîne yelûnekum mine-lkuffâri velyecidû fîkum ġilza(ten)(c) va’lemû enna(A)llâhe me’a-lmuttekîn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ey iman edenler! İnkarcılardan hemen yakınınızda bulunanlarla savaşın. Onlar sizin çetin gücünüzü görsünler. Biliniz ki Allah, buyruğuna karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.

      Ey iman edenler! İnkarcılardan hemen yakınınızda bulunanlarla savaşın. Bu beyan hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları şöyle demiştir: Bu ayet, “müşrikler sizinle topyekün savaştıkları gibi siz de onlarla topyekün savaşın” mealindeki ayetin inmesinden öncedir. Daha önce en yakındakilerden başlamak üzere savaş emri vardı. Sonra tüm kafirlerle savaş emri gelmiştir. Bazıları da şöyle demiştir: Resulullah savaştığında muhtemelen bazı kafirleri bağışlıyor ve onları arkasında bırakıyor, sonra da başkalarıyla savaşıyordu ki bu durum onun nübüvvetine delil olsun, savaştığı kimseleri önemsemediği ve arkasında bıraktığı kimselerden korkmadığı bilinsin. Daha sonra Allah, müminlere en yakınlarından başlayarak kademeli olarak savaşmalarım ve düşmam arkalarında bırakmamalarım emretmiştir. Müfessirlerin bir kısmı bu yorumu benimsemiştir. Bunun Allah’tan müminlere dönük savaş işine ve bunun yöntemlerine dair bir öğretim olması da mümkündür. Bu öğretim, Cenab-ı HakKın, savaş yöntemlerine dönük olarak onların ihtiyaç duyduğu her şeyi Kur’an’ın başka ayetlerinde öğretmesi gibidir. Şu ayetler, bu durumu ifade etmektedir: “Ey iman edenler! Bir düşman birliği ile çatıştığınız vakit sebat ediniz ve Allah’ı çokça anınız”; “Ey Müminler! İnkar edenlerle savaşta karşı karşıya gelince onlara arkanızı dönüp kaçmayın”; “Onlara karşı elinizden geldiği kadar güç ve savaş atları hazırlayın”. Veya Cenab-ı Hakk’ın diğer ibadetlerde olduğu gibi en yakınlardan başlayarak savaşmayı emretmiş olması mümkündür.

      İnkarcılardan hemen yakınınızda bulunanlarla savaşın. Bu beyan iki manaya gelir: Bunlardan biri belirttiğimiz üzere Allah’ın müminlere savaş işini öğretme manasıdır. İkincisi, düşmana karşı cihadın ve savaşın ebedi olarak devam edeceğini haber vermesidir. Çünkü her bir belde ve her bir toplum fethedildiğinde bunların ötesinde kalanlar müminlerin hemen yakınında olmuş oluyorlar.

      Onlar sizin çetin gücünüzü görsünler. Denildi ki: Onlara karşı bir şiddet. İbn Mesud ve Übeyy’in mushafında “Sizin onlara karşı çetin gücünüzü görsünler” şeklindedir. Yani şiddet. Bu beyandaki kelime “ğulzatün” (غُلْظَة) şeklinde “ğayn” harfinin merfU kılınmasıyla da; “ğilzatün” (غِلْظَة) şeklinde kesralı olarak da okunur. Bu iki farklı dil kullanımıdır; anlamları ise birdir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâtilû (قَاتِلُوا)

        "k-t-l" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "k-t-l" kökünün temel anlamının "bir şeye şiddetle çarpmak, boyun eğdirmek ve birinin hayatını sona erdirmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta bu kelimenin mufâ'ale babında (kâtilû) kullanılmasının tek taraflı bir öldürmeyi (katl) değil, karşılıklı bir çarpışmayı ve savaşı (mukâtele) ifade ettiğini açıklar. Eylemin, varoluşsal bir savunma veya askeri bir mücadele bağlamı taşıdığını kaydeder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Tefsir okumalarında bu emri dönemin siyasi ve askeri sosyolojisi bağlamında inceler. Ayetteki savaş emrinin rastgele bir şiddet çağrısı olmadığını, henüz yeni kurulan Medine İslam devletinin sınır güvenliğini sağlamak için düşman güçlere (özellikle Tebük seferi bağlamında Bizans veya çevre kabilelere) karşı meşru ve organize bir askeri harekat başlatma stratejisi olduğunu tahlil eder.

        Yelûnekum (يَلُونَكُم)

        "v-l-y" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "v-l-y" kökünün "iki şeyin arasında hiçbir mesafe olmaksızın yan yana gelmesi, bitişiklik ve doğrudan yakınlık" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta yakınlık mefhumunun mekana, inanca veya soy bağına göre değişebildiğini; bu ayetteki "size yakın olanlar" (yelûnekum) ifadesinin tamamen coğrafi ve stratejik bir sınır komşuluğunu ifade ettiğini kaydeder.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar: Bu kelimenin Kur'an'ın savaş stratejisi ve dış politikası bağlamındaki yerine dikkat çeker. Müslüman ordusuna, uzaktaki belirsiz hedeflerden önce kendi sınırlarına dayanmış, doğrudan tehdit oluşturan ve "temas hattında" bulunan (yelûnekum) düşman unsurlara öncelik verilmesi emrinin, askeri bir rasyonalite ve kademeli savunma kuralı içerdiğini analiz eder.

        El-Kuffâri (الْكُفَّارِ)

        "k-f-r" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "k-f-r" kökünün somut anlamının "bir şeyin üzerini örtmek ve gizlemek" olduğunu; tohumu toprağın altına saklayan çiftçiye bu yüzden "küffâr" denildiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta kelimenin dini manasının, ilahi nimetleri nankörlükle örtmek veya hakikati inatla gizlemek olduğunu açıklar. "Kuffâr" formunun mübalağalı çoğul kalıbında olmasının, bu kişilerin sıradan bir inkarcı değil, İslam'a karşı organize ve şiddetli bir husumet içinde olan aktif savaşçı düşmanlar olduğunu gösterdiğini ifade eder.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar adlı eserinde küfür kavramını imanın ontolojik ve ahlaki tam zıddı olarak konumlandırır. Bu ayetteki bağlamıyla "kuffâr" kelimesinin sadece teolojik bir inançsızlığı değil, aynı zamanda Medine'deki İslami düzene karşı silahlı bir tehdit oluşturan ve merhamet göstermeyen sosyo-politik bir askeri cepheyi tanımladığını tahlil eder.

        Arthur Jeffery: The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde bu kökün Arapçada "örtmek" manasında bulunmasına rağmen, "dini inkar ve nankörlük" şeklindeki spesifik teolojik terim halinin Aramice/Süryanice "k-p-r" (inkar etmek, reddetmek) kökünden beslendiğini ileri sürer.

        Yecidû (يَجِدُوا)

        "v-c-d" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "v-c-d" kökünün "bir şeye rastlamak, bulmak, idrak etmek ve karşılaşmak" temel anlamlarına sahip olduğunu açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta "vücud" (bulma) eyleminin hem duyularla somut olarak hem de akıl ve kalple soyut olarak idrak etmeyi kapsadığını belirtir. Ayette düşmanların müminlerde bir sertlik "bulmalarının" (yecidû), savaş meydanında inananların kararlılığını bizzat yaşayarak, sarsıcı psikolojik ve fiziksel bir gerçeklik olarak tecrübe etmelerini anlattığını kaydeder.

        Gılzaten (غِلْظَةً)

        "ğ-l-z" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "ğ-l-z" kökünün "sertlik, kalınlık, katılılık ve inceliğin/yumuşaklığın (rikkat) zıddı" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta ğılza kavramının cisimler için kullanıldığında fiziksel kalınlık, karakter ve davranış için kullanıldığında ise tavizsizlik, acımasızlık ve sertlik anlamına geldiğini açıklar. Ayette savaş hukukuna dair bir emir olarak geçmesinin, rastgele bir gaddarlık veya zulüm değil, düşmana karşı savaş meydanında gösterilmesi gereken askeri direnci, caydırıcı duruşu ve psikolojik üstünlüğü ifade ettiğini vurgular.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç: İslam ahlak felsefesinde bu kavramın yerine değinir. Kur'an'ın genel ahlak ilkesi olarak yumuşak huyluluğu (hilm) ve merhameti öğütlemesine rağmen, bu ayette "sertlik" (ğılza) emredilmesinin; İslam ahlakının pasifist ve teslimiyetçi bir boyun eğiş olmadığını gösterdiğini belirtir. Toplumun savunulması ve saldırganlığın defedilmesi söz konusu olduğunda (savaş anında) gösterilecek sertliğin de bizzat ahlaki ve hukuki bir erdem sayıldığını analiz eder.

        El-Muttekîn (الْمُتَّقِينَ)

        "v-k-y" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "v-k-y" kökünün temel anlamının "bir şeyi zarar verecek dış etkenlerden korumak, muhafaza etmek ve sakınmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta takvanın, nefsi günaha sokacak her türlü ihlalden ilahi sınırları bir zırh gibi kuşanarak korunmak olduğunu açıklar. Ayetin sonunda Allah'ın "muttakilerle beraber" olduğunun zikredilmesinin; savaşta düşmana karşı emredilen "sertliğin" (ğılza) ahlaki bir fren mekanizması olduğunu, askeri eylemin mutlak bir vahşete dönüşmeyip, ilahi yasalara bağlı bir disiplin içinde yürütülmesi gerektiğini tescillediğini vurgular.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde takva kavramını Kur'an'ın temel ahlaki dinamiği olarak inceler. Ayette savaş ve sertlik emrinin hemen ardından takva vurgusunun gelmesinin son derece çarpıcı olduğunu belirtir; İslam askerinin en acımasız şiddet ortamında bile "Allah korkusu ve ahlaki sorumluluk" (takva) bilinciyle donanmış olması gerektiğini, böylece savaşın kişisel bir kin, yağma veya sınır tanımazlık değil, kendi ontolojik sınırlarını (hududullah) bilen kontrollü bir adalet eylemi olarak kalmasını sağladığını tahlil eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X