اَلتَّٓائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّٓائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ الْاٰمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللّٰهِۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tevbe Sûresi, 112. Ayet
Daralt
X
-
O tövbekarlar, ibadet edenler, hamdedenler, dünyada yolcu gibi yaşayanlar, rükua varanlar, secde edenler, iyiliği teşvik edip kötülükten alıkoyanlar, Allah’ın sınırlarını gözetenler; müjdele o müminleri!
O tövbekarlar, ibadet edenler, hamdedenler, dünyada yolcu gibi yaşayanlar, rükua varanlar, secde edenler, iyiliği teşvik edip kötülükten alıkoyanlar, Allah’ın sınırlarını gözetenler; müjdele o müminleri! Bazıları şöyle demiştir: Bu ilahi beyan, daha önce bildirilmiş olan alışveriş ve belirtilen niteliklere haiz olmaları durumunda vadedilen cennete ilişkin ilk beyanla bağlantılıdır. İbn Mesud ve Übeyy’in mushaflarında şöyle geçmektedir: "İnnellahe’ştera mine’l-mü’minine’t-taibine’l-abidine’l-hamidine" (إن الله اشترى من المؤمنين التائبين العابدين الحامدين). Yani Allah tövbekar, ibadet eden, hamdeden müminlerden satın almıştır. Bu kıraat, öncekiyle bağlantılı bir şekilde kesra üzeredir. Allah’ın sınırlarını gözetenler mealindeki ayete kadar böyledir. O, bunu “el-kalimine ala hudıdi’llah” (القائمين على حدود الله) şeklinde okumuştur. İşte Allah böyle müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. Bazıları da şöyle demiştir: Bu beyan başlangıç cümlesi olarak merfû şeklindedir: O tövbekarlar, ibadet edenler, hamdedenler mealindeki beyanın sonuna kadar böyledir. Bunun ayetin başında belirtilen satın alma manasına gelmesi de uygundur. Cenab-ı Hakk’ın cihadda canlarını ve mallarını harcama karşılığında vadetmiş olduğu hususlar, aynı şekilde diğer ibadet ve hayırlı işlerde de olur. Allah’a belirtilen ibadetlerde, çalışmalarda ve ayette belirtilen durumlarda O’nun için canını harcayan kimse, kendi canını Allah’a adamıştır. Tıpkı şu beyanda olduğu gibi: “İnsanlardan öylesi de vardır ki, kendisini Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaya adamıştır”.
O tövbekarlar. Bu beyanın, şirkten tövbe edenler manasına gelmesi mümkündür. Veya tüm günahlardan tövbe edenler anlamına da gelebilir. İbadet edenler. Bu beyan, Allah’ı birleyenler manasına gelebilir. Yine bu beyan, bütün ibadet çeşitlerinde ibadete devam edenler manasına da gelebilir. Hamdedenler. Denildi ki: Şükredenler. Denildi ki: Allah’a övgüde bulunanlar. Eğer ibadet edenler anlamındaki “abidin” (العابدون), ibadet manasında ise hamdedenler anlamındaki “hamidin” (الحامدون) sözcüğü Allah’a övgüde bulunanlar manasına gelir. Çünkü ibadetlerin tümü esasında şükürdür. Eğer ibadet edenler demek olan “abidin” (العابدون) sözcüğü, Allah’ı birleyenler manasında ise hamdedenler anlamındaki “hamidin” (الحامدون) sözcüğü Allah’ın kendilerine bahşettiği nimetlere şükredenler manasına gelir.
Dünyada yolcu gibi yaşayanlar. Denildi ki: Oruç tutanlar. Buna göre Hz. Peygamber’den rivayet edilmiştir ki ona “saihin” (السائحون) sözcüğü hakkında sorulmuş o da “onlar oruç tutanlardır” buyurmuştur. Yine o, “ümmetimin seyahati oruçtur” buyurmuştur. İbn Kuteybe, şöyle demiştir: “Saih” (سائح) kelimesinin sözlükteki anlamı yeryüzünde seyahat eden kişi demektir. Bir kişi gezdiğinde ve bir yere gittiğinde “saih” (سائح) denilir. Yeryüzünde sehayat eden kimse, şehvetleri terkedendir. Dolayısıyla Hz. Peygamber oruçluyu, yemekten, içmekten ve tüm zevklerden el çektiği için ona benzetmiştir. Ebu Avsece şöyle demiştir: Bunlar, yeryüzünde devamlı dolaşan ve evi barkı olmayan kimselerdir. Şöyle denilir: “Saha, yesihu, seyhan ve siyahaten” (ساح يسيح سيحًا وسياحة).
Rükûa varanlar, secde edenler. Denildi ki: Namaz kılanlar. Denildi ki: Allah’a boyun eğenler ve O’ndan korkanlar. Hafsa mushafında böyle zikredilmiştir. İyiliği teşvik edenler. Bunun tevhit olması mümkündür. Yani insanlara Allah’ı birlemeyi emredenler. Ayrıca bu beyanın, onlara bütün iyilikleri emredenler manasına gelmesi de mümkündür. Kötülükten alıkoyanlar. Şirkten. Ayrıca bütün günahlardan, anlamına gelmesi de mümkündür. Allah’ın sınırlarını gözetenler. Bazıları bu beyana Allah’ın kullarına farz kıldığı farzlarını gözetenler, manasını vermişlerdir. Bazıları da Allah’ın sünnetlerini gözetenler, manasını vermiştir. Bununla birlikte bunlar Allah’ın tüm hükümlerini gözetenlerdir; Allah’ın kendileri için belirlediği sınırları aşmayanlar ve bunda aşırı gitmeyenlerdir.
Müjdele o müminleri! Bu beyanın bahsedilen söz konusu kimseler hakkında bir müjdeleme olması mümkündür. Bu beyanın, yeni bir cümle olması da mümkündür. Yani tüm müminleri müjdele! Tıpkı şu ilahi beyan gibi: “Kendileri için Allah’ın büyük bir lütfunun bulunduğunu müminlere müjdele!”. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Et-Tâibûn (التَّائِبُونَ)
"t-v-b" kökünden türemiştir.
İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "t-v-b" kökünün temel etimolojik anlamının "geri dönmek ve vazgeçmek" olduğunu belirtir. Kişinin bulunduğu bir yoldan veya halden geriye, asıl merkeze dönmesi eylemini ifade ettiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta tövbe kavramını, "günahın çirkinliğini bilip idrak ederek ondan dönmek" olarak tanımlar. Ayette ism-i fâil çoğul kalıbıyla (tâibûn) kullanılmasının, bu kişilerin sadece bir anlık pişmanlık duyanlar değil; tövbeyi, Allah'a dönüşü sürekli ve aktif bir karakter özelliği, bir yaşam biçimi haline getirenler olduğunu açıklar.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde tövbeyi, inanan insanın ontolojik duruşu olarak tahlil eder. Önceki ayetlerde münafıkların savaştan kaçışları ve kalplerindeki nifak anlatılırken, bu ayette peş peşe sıralanan ideal mümin vasıflarının en başına "tâibûn" (tövbe edenler) sıfatının yerleştirilmesinin; İslam ahlakında insanın kusursuz sayılamayacağını, ancak ideal müminin hatasından kibirlenmeden ilahi otoriteye "geri dönen" aktif bir ahlaki iradeye sahip olduğunu vurguladığını analiz eder.
El-Âbidûn (الْعَابِدُونَ)
"a-b-d" kökünden türemiştir.
İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "a-b-d" kökünün "boyun eğmek, itaat etmek ve alçakgönüllü olmak" temel anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta ubûdiyyet (kulluk) ve ibadet kavramlarının, mutlak bir teslimiyetle Allah'ın emrine amade olmayı ifade ettiğini kaydeder. Ayetteki bağlamıyla ibadetin sadece belirli ritüelleri yerine getirmek değil, nefsin ilahi irade önünde tam bir tevazu ile erimesi olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Allah ve İnsan adlı çalışmasında "abd" (kul) kavramını Kur'an'ın varlık hiyerarşisinin ("Rabb-Abd" ilişkisinin) en temel taşı olarak konumlandırır. İdeal mümin tipolojisinde tövbeden hemen sonra "âbidûn" sıfatının gelmesinin, Allah'a dönüş yapan insanın fıtratındaki asıl ontolojik statüye (Rabbine boyun eğen varlık konumuna) yerleşmesini ifade ettiğini tahlil eder.
Es-Sâihûn (السَّائِحُونَ)
"s-y-h" kökünden türemiştir.
İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "s-y-h" kökünün temel etimolojik anlamının "suyun yeryüzünde akıp gitmesi, yayılması ve insanın yeryüzünde dolaşması, seyahat etmesi" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta bu kelimenin zahiri anlamının yeryüzünde ibret almak veya cihat etmek için yolculuk yapmak olduğunu ifade eder. Ancak mecazi olarak "oruç tutanlar" (sâimûn) anlamında da kullanıldığını; çünkü oruçlunun da tıpkı yeryüzünde azıksız dolaşan bir seyyah gibi nefsani arzulardan ve gıdadan kendini uzak tutarak manevi bir yolculuğa çıktığını kaydeder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Tefsir okumalarında "sâihûn" kelimesini dönemin sosyolojik şartları ve nüzul ortamı bağlamında değerlendirir. Kelimeyi sırf "oruç tutanlar" şeklinde ruhbanvari bir içe kapanış olarak yorumlamanın ayetin aktif ve dinamik ruhuna uymayabileceğini; bu kelimenin Tebük seferi bağlamında, Allah yolunda zorluklara katlanarak sefere çıkan, hicret eden veya ilim ve tebliğ için yeryüzünde "hareket halinde olan" dinamik İslam toplumunun bir vasfı olarak anlaşılmasının Kur'an'ın genel cihat vizyonuna daha uygun olduğunu analiz eder.
Er-Râki'ûn (الرَّاكِعُونَ) / Es-Sâcidûn (السَّاجِدُونَ)
"r-k-a" ve "s-c-d" köklerinden türemişlerdir.
İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "r-k-a" kökünün "başını öne eğmek, eğilmek ve bel bükmek"; "s-c-d" kökünün ise "tevazu gösterip alçalmak ve boyun eğmek" anlamlarına geldiğini açıklar.
Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta rükû ve secdenin hem fiziksel namaz hareketleri olduğunu hem de insanın Allah karşısındaki psikolojik/manevi alçalışını simgelediğini belirtir. Ayette bu iki fiilin yan yana ism-i fâil kalıbında kullanılmasının, müminlerin hayatı bir ibadet disiplini içinde yaşadıklarını ve namazı (ritüeli) ilahi otoriteye itaatin bedensel bir ilanı olarak içselleştirdiklerini vurgular.
Arthur Jeffery: The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde, özellikle "s-c-d" kökünden türeyen secde eyleminin ve mabet anlamındaki "mescid" kelimesinin ibadet lügatindeki yerini inceler. Arapçada bu kökler bulunsa da, spesifik olarak dini bir ayin, prostrasyon (yere kapanma) ve tapınma manasındaki kullanımının Süryanice/Aramice "sgdh" (secde etmek/tapınmak) kökünden yoğun biçimde etkilendiğini; Kur'an'ın bu köklü monoteist ibadet terminolojisini kendi inanan topluluğunun tanımlayıcı eylemi olarak sabitlediğini ileri sürer.
El-Ma'rûf (الْمَعْرُوفِ) / El-Munker (الْمُنْكَرِ)
"a-r-f" ve "n-k-r" köklerinden türemişlerdir.
İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "a-r-f" kökünün "bilmek, tanımak ve yüksek yer"; "n-k-r" kökünün ise "bilmemek, yadırgamak ve reddetmek" temel anlamlarına geldiğini açıklar.
Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta ma'ruf kavramını "aklıselim ve şeriat tarafından güzelliği ve doğruluğu bilinen/tanınan her şey"; munker kavramını ise "sağlam aklın ve ilahi yasanın çirkin bulduğu, yadırgadığı ve reddettiği her türlü kötülük" olarak tanımlar.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar adlı eserinde bu iki kavramı Kur'an'ın ahlak felsefesinin kalbi olarak tahlil eder. İslam öncesi Cahiliye bedevisi için "ma'ruf"un sadece kendi kabilesinin atalarından gelen gelenekler, "munker"in ise kabile kurallarına uymayan yabancı şeyler olduğunu belirtir. Kur'an'ın bu sosyolojik "kabilevi tanınmışlık" (ma'ruf) kavramını alarak, onu mutlak bir evrensel etik yasaya dönüştürdüğünü; iyiliği emredip (âmirûn) kötülükten alıkoymanın (nâhûn), inananları pasif bir inanç topluluğundan çıkarıp, yeryüzünde ilahi adaletin bekçiliğini yapan aktif bir "ahlak zabıtası" ve sosyal denetim mekanizması haline getirdiğini vurgular.
El-Hâfızûn (الْحَافِظُونَ)
"h-f-z" kökünden türemiştir.
İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "h-f-z" kökünün temel etimolojik anlamının "bir şeyi gözetmek, korumak, zayi olmasını engellemek ve dikkatle takip etmek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta hıfz eyleminin bir şeyi unutulmaktan, bozulmaktan veya ihlal edilmekten muhafaza etmek olduğunu kaydeder. Ayetteki "Allah'ın sınırlarını koruyanlar" (hâfızûne li hudûdillâh) ifadesinin, müminlerin sadece bireysel erdemlere (tövbe, ibadet) değil; aynı zamanda Allah'ın helal, haram, hukuk ve ceza yasalarını hem kendi hayatlarında titizlikle uygulamayı hem de bu yasaların toplumda ihlal edilmesini engelleyecek bir hukuki ve ahlaki uyanıklık içinde olmayı ifade ettiğini açıklar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Tefsir çalışmalarında bu kelimeyi "hudud" (sınırlar) bağlamında sosyolojik bir sorumluluk olarak okur. Ayetin sonunda sınırları koruma vasfının verilmesinin; tövbe, ibadet ve sosyal uyarı (emr-i bil maruf) gibi eylemlerin nihai hedefinin İslam'ın "hukukunu ve toplumsal nizamını" (hududullah) ayakta tutmak olduğunu gösterdiğini analiz eder.
Beşşir (بَشِّرِ)
"b-ş-r" kökünden türemiştir.
İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "b-ş-r" kökünün temel anlamının "insan derisi, dış yüzey, bir şeyin dıştan görünümü" olduğunu belirtir. İnsana aniden gelen sevindirici ve büyük bir haberin, onun yüz derisinde (büşrâ) yarattığı fiziksel değişim (kızarma, aydınlanma) nedeniyle, müjdeleme eylemine bu kökten türeyen "tebşîr" denildiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta "beşâret" eyleminin, nefsi sevindiren ve yüz hatlarına yansıyacak kadar derin bir sevinç yaratan haberi iletmek olduğunu açıklar. Ayetin bitiminde, sayılan bu muazzam ve zorlu ahlaki/sosyal vasıfları taşıyan müminlere "müjdele" (beşşir) emrinin gelmesinin; ilahi vaadin ve nihai kurtuluşun (cennetin) onlarda yaratacağı ontolojik sevincin ve tatminin kesinliğini edebi bir vurguyla tescillediğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla