Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tevbe Sûresi, 109. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tevbe Sûresi, 109. Ayet

    اَفَمَنْ اَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلٰى تَقْوٰى مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٍ خَيْرٌ اَمْ مَنْ اَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلٰى شَفَا جُرُفٍ هَارٍ فَانْهَارَ بِه۪ ف۪ي نَارِ جَهَنَّمَۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Efemen essese bunyânehu ‘alâ takvâ mina(A)llâhi veridvânin ḣayrun em men essese bunyânehu ‘alâ şefâ curufin hârin fenhâra bihi fî nâri cehennem(e)(k) va(A)llâhu lâ yehdî-lkavme-zzâlimîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Binasını Allah’a saygı ve O’nun hoşnutluğunu kazanma temeli üzerine kuran mı daha iyidir yoksa binasını kaymak üzere olan bir uçurumun kenarına kurarak onunla birlikte cehennem ateşine yuvarlanan mı? Allah hakkı çiğneyenleri doğru yola iletmez."

      Binasını Allah’a saygı temeli üzerine kuran mı. Yani Allah’a itaat ve ona karşı ihlas temeli üzerine. Ve O’nun hoşnutluğunu kazanma temeli üzerine. Onun rızasını talep etme temeli üzerine kuran mı daha iyidir yoksa binasını kaymak üzere olan bir uçurumun kenarına kuran mı? Yani müminler arasında ihtilaf, ayrılık çıkarmak ve Allah’ı inkar için kurulan. Bu, mekana mekanla mukabele edilmiştir. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: İstikrar bulacağı ve faydalanacağı sağlam bir yere bir bina kuran, sağlam durmayacak, onu helaka götürecek ve faydalanmacağı bir yere bina kurandan daha iyidir. İlki ise bir fiilin karşılığında fiilin yapılması manasındadır. Bu şu ilahi beyandaki anlamdır: Zararlı eylemler gerçekleştirmek, inkarcılıklarını pekiştirmek ve müminlerin arasına ayrılık sokmak üzere mescit inşa edenler, bunun aksini yapmak üzere inşa eden gibi midir?” Yani bunlar eşit değildir. Sonra Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: Daha ilk günden takva temeli üzerine kurulan mescit ise namaz kılman için elbette daha uygundu!. Bu bir fiilin karşılığında bir fiilin yapılması manasındadır. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: Allah’a itaat, O’na ihlasla ibadet, O’nun rızasını talep etme ve orada toplanma temeli üzerine mescit inşa edenler mi iyidir? Yoksa Allah’ı inkar, mü minI erin arasına ayrılık sokma ve onlara zarar vermek üzere inşa edenler mi iyidir? Bu, bir fiil karşılığında bir fiilin bildirilmesi şeklindedir. Binasını Allah’a saygı ve O’nun hoşnutluğunu kazanma temeli üzerine kuran mı daha iyidir yoksa binasını kaymak üzere olan bir uçurumun kenarına kurarak mealindeki ayet belirttiğimiz üzere bir mekana mekan la mukabele etme şeklindedir.

      Kuran, tesis eden, “el-üss, el-üsüs, et-te’sis, el-esas” (الأساس, التأسيس, الأسس, الأُسّ) kelimeleri birdir.

      Kaymak üzere olan bir uçurumun kenarı. Ebu Avsece şöyle demiştir: Uçurumun kenarı. Dedi ki: “şefa” (شفا) sözcüğü ağız anlamına gelir. Bunun çoğulu “eşfa” (أشفى) kelimesidir. Uçurum manasına gelen “curuf” (جرف) kelimesi selin, kazıp çukur açacak şekilde içine aktığı toprak demektir. Bunun çoğulu “cirefet” (جرفة) kelimesidir. Kaymak üzere olan. Sert olmayan yumuşak. “İnhara, yenharu” (انهار ينهار) denilir ve çöktü, yıkıldı manası kastedilir. Yine “raculün harin” (رجل هار) denilir ve zayıf adam manası kastedilir. Yine “ardun heşşetün” (أرض هشة) çabuk çöken yumuşak yer demektir. “Heşşetün” (هشة) yumuşaklık demektir. İbn Kuteybe şöyle demiştir: Kaymak üzere olan bir uçurumun kenarı. Yani çöken bir uçurumun kenarı. “Curuf”, (الجرف) sellerin kazıp çukur açtığı vadilerdir. “Hair” (الهائر), düşen, yıkılan demektir. Bu kökten türetilerek “tehevvera’l-binau” (تهور البناء) denilir ve düşüp yıkıldı anlamı kastedilir. Ebu Ubeyde şöyle demiştir: Bir uçurumun kenarı. “Şefa” (شفا) kelimesi kenar demektir. “Curuf” (جرف) , sellerin vadilerde açtığı yer demektir. “Harin” (هار) beyanından maksat da yıkılıp çöken şeydi.

      Onunla birlikte cehennem ateşine yuvarlandı. Bazıları şöyle demiştir: Allah mescitlerini cehennem ateşinde yerin dibine batırdı. İbn Mesıld’un mushafına göre “burası temellerinden cehennem ateşine düştü” şeklindedir. Denilir ki: Oranın bir bölümü kazılmış ve burada ortaya çıkan bir duman görülmüştür. Bazıları şöyle demiştir: İnşa ettikleri binalarını cehennem ateşine atmıştır. Bunun nasıl olduğunu ve manasının ne olduğunu tam olarak bilmiyoruz.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Bunyânehu (بُنْيَانَهُ)

        "b-n-y" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "b-n-y" kökünün temel etimolojik anlamının "bir şeyi diğerinin üzerine koyarak yükseltmek, sağlam bir şekilde kurmak ve inşa etmek" olduğunu belirtir. Somut bir yapıyı ifade ettiği gibi, insanın hayatını, inancını veya eylemlerini üzerine kurduğu manevi temelleri de anlattığını kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta binanın, unsurların birbiriyle bütünleşerek oluşturduğu yapı olduğunu açıklar. Ayette bu kelimenin, hem inananların takva üzerine kurdukları sağlam manevi yapıyı (Kuba Mescidi ve saf İslami inanç) hem de münafıkların nifak üzerine kurdukları çürük yapıyı (Mescid-i Dırâr) karşılaştırmak amacıyla merkezi bir metafor olarak kullanıldığını vurgular.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Tefsir çalışmalarında bu ayetteki "bünyan" (bina/yapı) kelimesinin sadece fiziksel bir mescidi değil, bütünüyle bir kurumsallaşma biçimini, niyeti ve toplumsal örgütlenmeyi sembolize ettiğine dikkat çeker. İnananların ve münafıkların farklı niyetlerle oluşturdukları zıt sosyolojik ve ahlaki yapıların bu kelime üzerinden kıyaslandığını tahlil eder.

        Rıdvânin (رِضْوَانٍ)

        "r-d-y" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "r-d-y" kökünün "istemek, seçmek, kalbin bir şeye yatışması ve hoşnut olmak" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta rıza kavramını incelerken, "rıdvân" kelimesinin Allah'ın kulundan razı olmasının en üstün, en büyük ve en kapsamlı derecesini ifade ettiğini kaydeder. Ayette takva (kötülükten korunma) kelimesinin hemen ardından rıdvânın gelmesinin, temeli sağlam atılan bu mescidin ve inanç sisteminin sadece ilahi cezadan korunmayı değil, proaktif olarak ilahi sevgi ve mutlak hoşnutluğu hedeflediğini vurgular.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde "rıza/rıdvân" mefhumunu, İslami ahlak sisteminin nihai ontolojik amacı olarak konumlandırır. İnananların eylemlerindeki yegane itici gücün (bina kurma motivasyonunun) Allah'ın rızası olması gerektiğini, bunun da fitne, gösteriş ve dünyevi menfaat üzerine bina kuran münafıkların ahlak anlayışıyla taban tabana zıt sarsılmaz bir temel oluşturduğunu analiz eder.

        Şefâ (شَفَا)

        "ş-f-y" veya "ş-f-v" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da bu kökün temel anlamının "bir şeyin ucu, kıyısı, sınırı ve uç noktası" olduğunu açıklar. İnsanın ölüme yaklaştığı veya sağlığına kavuşma eşiğine geldiği durumları ifade eden "şifa" kelimesinin de etimolojik olarak bu "eşik/sınır/kenar" anlamından türediğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta "şefâ" kelimesinin özellikle bir kuyunun, vadinin veya uçurumun tam kenar noktası, boşluğa düşmek üzere olunan en kritik sınır çizgisi anlamına geldiğini belirtir. Ayette münafıkların yapısının temelinin bu kelimeyle tasvir edilmesinin, onların niyetlerinin ve eylemlerinin en başından beri hiçbir güvenli zemine oturmayan, teolojik olarak tam bir uçurum kenarı olduğunu gösterdiğini ifade eder.

        Curufin (جُرُفٍ)

        "c-r-f" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "c-r-f" kökünün temel eyleminin "bir şeyi kökünden kazıyıp götürmek, yontmak ve silip süpürmek" olduğunu belirtir. Sel sularının toprağı sürükleyip götürmesine bu fiilin kullanıldığını aktarır.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta "curuf" kelimesinin, altı sel suları veya dış etkenler tarafından oyulmuş, içi boşalmış ve kendi ağırlığını bile taşıyamayacak hale gelip çökmeye hazır toprak parçası (yar/uçurum) olduğunu açıklar. Uçurumun kenarı (şefâ) kelimesiyle birleştiğinde, münafıkların nifak yapısının sadece bir kenarda durmadığını, aynı zamanda altının tamamen boş, çürük ve yıkılmaya mahkum olduğunu vurgular.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı): Kur'an'ın edebi icazı ve tasvir gücü üzerine yaptığı çalışmalarda, ayetteki "şefâ curufin hârin" (çökmek üzere olan, altı oyulmuş yar kenarı) tamlamasının Arap dilindeki en çarpıcı psikolojik ve görsel metaforlardan biri olduğunu tahlil eder. Münafığın kalbindeki inançsızlığın, ikiyüzlülüğün getirdiği içsel çürümenin ve her an ifşa olma korkusuyla yaşanan o sallantılı, panik dolu ruh halinin, bu altı oyuk ve yıkılmaya yüz tutmuş uçurum imgesiyle kusursuz bir edebi sanatla resmedildiğini belirtir.

        Hârin (هَارٍ) / Fenhâra (فَانْهَارَ)

        "h-v-r" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "h-v-r" kökünün temel etimolojik çerçevesinin "yıkılmak, çökmek, düşmek ve bir yapının kendi üzerine yığılması" olduğunu kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta bu kökün hem fiziksel binaların çöküşü hem de bir işin, niyetin veya argümanın iflas ederek manevi olarak yıkılması anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayette altı oyulmuş uçurumun (hârin) sıfatı olarak ve hemen ardından "fenhâra" (ve böylece onunla birlikte çöktü) fiiliyle pekiştirilerek kullanılmasının; kurulan nifak merkezinin ve münafık zihniyetinin, ilahi ateş (nâri cehennem) karşısında hiçbir direnç gösteremeyeceğini, kurucularıyla beraber mutlak ve geri döndürülemez bir varoluşsal çöküş yaşayacağını simgelediğini açıklar.

        Zâlimîn (الظَّالِمِينَ)

        "z-l-m" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "z-l-m" kökünün "bir şeyi ait olmadığı, hakkı olmayan bir yere koymak" ve "karanlık, ışığın olmaması" şeklinde iki temel anlama geldiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta zulmün, hakikati saptırmak, eksiltmek ve hakkı ihlal etmek olduğunu belirtir. Ayette münafıkların "zâlimler topluluğu" (kavmez zâlimîn) olarak nitelendirilmesinin, onların sadece Müslümanlara zarar vermekle kalmayıp, kutsal bir mekan (mescid) ve ibadet kavramını siyasi bir fitne ve bölücülük aracı olarak kullanarak (bir şeyi ait olmadığı bir amaca hizmet ettirerek) yapısal ve teolojik zulmün en büyüğünü işlediklerini kaydeder.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar adlı eserinde zulüm kavramını "adalet" (bir şeyi yerli yerine, hak ettiği şekliyle koymak) kavramının zıddı olarak ontolojik bir sapma şeklinde inceler. Allah'ın zalim topluluğu "doğru yola iletmeyeceğinin" (lâ yehdî) belirtilmesini; nifakı, yalanı ve zulmü karakter haline getirenlerin, kendi elleriyle kurdukları o altı oyuk nifak binasının karanlığında kalarak (z-l-m kökünün karanlık etimolojisine uygun olarak) ilahi rehberliğin nurundan ebediyen kendi iradeleriyle mahrum kaldıkları şeklinde yorumlar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X