Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tevbe Sûresi, 106. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tevbe Sûresi, 106. Ayet

    وَاٰخَرُونَ مُرْجَوْنَ لِاَمْرِ اللّٰهِ اِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَاِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veâḣarûne murcevne li-emri(A)llâhi immâ yu’ażżibuhum ve-immâ yetûbu ‘aleyhim(k) va(A)llâhu ‘alîmun hakîm(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Bir diğer grubun durumu ise Allah’ın hükmüne kalmıştır; ya onlara azap edecek veya tövbelerini kabul edecektir. Allah bilen ve hikmetle yönetendir."

      Bir diğer grubun durumu ise Allah’ın hükmüne kalmıştır; ya onlara azap edecek veya tövbelerini kabul edecektir. Bazıları şöyle demiştir: Bu beyan, “Bir başka grup iyi işe bir de kötü iş karıştırmış olarak sonra günahlarını itiraf etmişlerdir” mealindeki beyanla bağlantılıdır. Onlar, Allah’ın haklarında ne hüküm vereceğini bilmedikleri bir halde tutulmuş ve durdurulmuş idiler. Allah onlara azap mı edecek, yoksa onların tövbelerini kabul mü edecek? Bunun üzerine “Bir başka grup iyi işe bir de kötü iş karıştırmış olarak sonra günahlarını itiraf etmişlerdir” mealindeki ayet inmiştir. Bazıları da şöyle demiştir: Bu beyan, “zararlı eylemler gerçekleştirmek üzere bir mescit yapmış kimseler” anlamındaki ayetle bağlantılıdır. Onlar mescit yapmışlardı. Onların durumu Allah’ın hükmüne kalmıştı. Sonra Cenab-ı Hak, onların mescit yapmasını zararlı eylemler gerçekleştirmek, inkarcılık ve ayrışma amacıyla olduğunu açıklamıştır. Yine bazıları şöyle demiştir: Bir diğer grubun durumu ise Allah’ın hükmüne kalmıştır. Bunlar geriye bırakılan üç kişidir. Ebu Avsece şöyle demiştir: Bir diğer grubun durumu ise Allah’ın hükmüne kalmıştır. Yani alıkonulmuş kimselerdir. “Erceytehu” (أرجيته) denilir ve bununla “onu alıkoydun” anlamı kastedilir. İbn Kuteybe şöyle demiştir: Bir diğer grubun durumu ise Allah’ın hükmüne kalmıştır. Yani O’nun emrine bırakılmışlardır. Sanki bu ayet, dünyaya meyletmek ve ona rağbet etmek üzere geride kalan kimseler hakkında inmiş olmalıdır. Bunlar müminlerdir. Bundan önceki ayet ise dünyaya meyletmek, inkarcılık ve münafıklık sebebiyle geride kalan münafıklar hakkındaydı.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Âharûne (آخَرُونَ)

        "e-h-r" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "e-h-r" kökünün "ilk olanın zıddı, geride kalan, sonra gelen ve bir başkası" anlamlarına geldiğini belirtir. Bu kökün, bir sıralamada önde olanlara kıyasla arkada bırakılanları tanımladığını kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta "âhar" kelimesinin, mevcut bir gruptan veya durumdan farklı olan "diğerlerini" işaret ettiğini açıklar. Ayetin bağlamında bu kelimenin, bir önceki ayetlerde bahsedilen, günahlarını hemen itiraf edip tövbe eden gruptan farklı olarak; durumları tamamen belirsizliğe terk edilmiş, mazeret bildirmeyen ve sessiz kalan farklı bir sosyolojik kategoriyi (diğerlerini) belirtmek için kullanıldığını ifade eder.

        Murcevne (مُرْجَوْنَ)

        "r-c-v" (veya "r-c-e") kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da bu kökün temel anlamının "bir şeyi ertelemek, geriye bırakmak ve ayrıca umut/beklenti içinde olmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta bu kelimenin "irşâ" (geciktirme) kökünden geldiğini, haklarındaki hükmün anında verilmediğini ifade eder. Onların durumunun ne affedilecekler ne de kesin cezalandırılacaklar kategorisinde netleşmediğini, ilahi kararın bilerek ertelendiğini ve bir bekleme sürecine sokulduklarını belirtir.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde, bu ayette geçen "erteleme" kavramının erken İslam kelamındaki siyasi ve teolojik yansımalarına dikkat çeker. Bu kelimenin, büyük günah işleyenlerin durumunu dünyevi otoritelerin yargısından çıkarıp ahirette Allah'a havale etme (erteleme) şeklinde gelişen "İrca/Mürci'e" (erteleyenler) mezhebinin isimlendirilmesine ilham veren temel teolojik zemin olduğunu analiz eder. Eylemin pasif formda (murcevne - ertelenenler) kullanılmasının, insanın kendi nihai ahlaki akıbeti üzerindeki kontrolsüzlüğünü vurguladığını kaydeder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Tefsir okumalarında "murcevne" kelimesini, dönemin sosyolojik boyutuyla bir "arafta kalma" ve toplumsal tecrit durumu olarak inceler. Tebük seferinden mazeretsiz geri kalan ve haklarındaki hüküm elli gün boyunca ertelenen (Ka'b b. Malik ve iki arkadaşı) bu kişilerin yaşadığı ağır psikolojik baskının, sosyal boykotun ve çaresiz bekleyişin, doğrudan bu "erteleme/bekletilme" (irca) fiiliyle resmedildiğini belirtir.

        Emri (أَمْرِ)

        "e-m-r" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "e-m-r" kökünün "bir iş, durum, hadise" ile "birine bir şey yapmasını söylemek, yetki kullanmak ve buyurmak" şeklinde iki temel anlama sahip olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta "emr" kelimesinin, sıradan bir iş veya tavsiyeden ziyade, üzerinde mutlak tasarruf hakkı olan bir otoritenin bağlayıcı hüküm ve irade beyanı olduğunu kaydeder. Ayetteki "emrillâh" (Allah'ın emri/işi) tamlamasının, bu ertelenen kişilerin durumunun peygamberin veya toplumun yargısından çıkarılıp tamamen ilahi iradenin ve nihai yargının mutlak tekeline alındığını gösterdiğini vurgular.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Allah ve İnsan eserinde, Allah'ın "emr"inin sıradan bir buyruk değil, varoluşsal bir yasa ve mutlak kader (ilahi ferman) olduğunu analiz eder. Ertelenen kişilerin akıbetinin "emrillâh"a bırakılmasının, İslami ahlak felsefesinde ahlaki yargılamanın ontolojik sınırını çizdiğini; insanın başkasının kalbindeki niyeti tam olarak bilemeyeceği için nihai tasnifin ve kurtuluş/helak kararının ancak ve ancak ilahi "emr" ile belirlenebileceğini tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X