Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tevbe Sûresi, 95. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tevbe Sûresi, 95. Ayet

    سَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ لَكُمْ اِذَا انْقَلَبْتُمْ اِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا عَنْهُمْۜ فَاَعْرِضُوا عَنْهُمْۜ اِنَّهُمْ رِجْسٌۘ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Seyahlifûne bi(A)llâhi lekum iżâ-nkalebtum ileyhim litu’ridû ‘anhum(s) fea’ridû ‘anhum(s) innehum rics(un)(s) veme/vâhum cehennemu cezâen bimâ kânû yeksibûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Yanlarına döndüğünüz zaman, onları hesaba çekmekten vazgeçesiniz diye size yemin billah edecekler. Artık onlardan uzak durun; zira onlar tiksinilecek kimselerdir, işlemiş oldukları günahların karşılığı olarak varacakları yer de cehennemdir."

      Yanlarına döndüğünüz zaman, onları hesaba çekmekten vazgeçesiniz diye size yemin billah edecekler. Artık onlardan uzak durun. Onları hesaba çekmekten vazgeçesiniz diye ilahi beyanı şu manaya gelebilir: Yani onları bağışlayasınız ve hak ettikleri karşılığı vermeyesiniz diye. Bu durumda bu beyanın manası şöyle olur: Artık onlardan uzak durun; çünkü onlar kendilerini bağışlamanızı ve hak ettikleri karşılığı vermemenizi istemişlerdir. Onları hesaba çekmekten vazgeçesiniz diye; siz de artık onlardan uzak durun mealindeki beyan şu anlama da gelebilir: Yani onlarla tartışmayın ve kendinizi onlarla meşgul etmeyin. Zira onlar hiçbir zaman ıslah olmazlar. Onlar tiksinilecek kimselerdir, işlemiş oldukları günahların karşılığı olarak varacakları yer de cehennemdir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Se yahlifûne (سَيَحْلِفُونَ)

        "h-l-f" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "h-l-f" kökünün temel olarak "yemin etmek, ant içmek ve bir sözü pekiştirmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Bu eylemin, söylenen sözün doğruluğuna karşı tarafı inandırmak için kutsal kabul edilen bir değerin şahit tutulmasıyla gerçekleştiğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta "half" (yemin) kelimesini incelerken, ayetteki bağlamın münafıkların kendilerini kınanmaktan ve cezalandırılmaktan kurtarmak için başvurdukları bir savunma mekanizması olduğunu ifade eder. Onların Allah'ın adını kullanarak yemin etmelerinin, kalplerindeki tasdikin değil, sadece pragmatik bir korkunun ve dünyevi bir menfaatin dışa vurumu olduğunu vurgular.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde "yemin" mefhumunu Cahiliye dönemi ile Kur'an semantiği ekseninde karşılaştırır. Ayetteki kullanımıyla münafıkların yemin eyleminin, ilahi otoriteye duyulan bir saygıdan ziyade, Allah'ın adını toplumsal bir kalkan, bir siyasi sığınak olarak kullanmak anlamına geldiğini belirtir. Bu durumun, inancın içselleştirilmediği durumlarda kutsalın nasıl araçsallaştırıldığını gösteren ontolojik bir nifak belirtisi olduğunu analiz eder.

        Tu'ridû (لِتُعْرِضُوا)

        "a-r-d" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "a-r-d" kökünün "bir şeyin eni, genişliği, bir şeyin ortaya çıkması, kendini göstermesi" anlamlarının yanı sıra "bir tarafa dönmek, yüz çevirmek" manasını da barındırdığını belirtir. İ'râz eyleminin, fiziksel veya zihinsel olarak bir konudan veya kişiden uzaklaşmayı ifade ettiğini aktarır.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta "i'râz" kavramını, muhataptan yüz çevirmek, ilgiyi kesmek ve onunla meşgul olmayı bırakmak olarak açıklar. Ayette münafıkların, inananlardan bekledikleri "i'râzın" (hatalarını görmezden gelme, onları hesaba çekmeme isteği), Allah'ın emrettiği "i'râz" (onları muhatap almayarak dışlama ve manevi olarak yok sayma) ile edebi bir zıtlık (müşâkele) içinde kullanıldığını vurgular.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Tefsir çalışmalarında "i'râz" (yüz çevirme) eylemini dönemin Arap kabile kültüründeki sosyolojik karşılığıyla okur. Ayette müminlere verilen "onlardan yüz çevirin" (fe a'ridû anhum) talimatının sıradan bir küslük değil; aktif bir sosyal boykot, toplumsal izolasyon ve onları kendi ikiyüzlülükleriyle baş başa bırakarak itibarsızlaştırma stratejisi olduğuna dikkat çeker.

        Ricsun (رِجْسٌ)

        "r-c-s" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "r-c-s" kökünün "ses çıkarmak, karışıklık, sarsıntı" ve etimolojik gelişimiyle "maddi ve manevi pislik, iğrençlik, kirlilik" anlamlarına ulaştığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta "rics" kelimesini dört farklı kategoriye ayırır: Tabiatı gereği pis olanlar, aklen pis/kötü görülenler, dini/şer'î hükümlerce pis sayılanlar ve tüm bunları kendisinde toplayanlar. Ayette münafıklar için kullanılan "rics" vasfının, onların iç dünyalarındaki nifakın, yalanın ve ahlaki çürümenin boyutunu gösterdiğini; bunun kalıcı, akli ve manevi bir kirlenme hali olduğunu ifade eder.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar adlı eserinde "rics" kavramını İslami ahlakın değerler skalasında en alt basamağa, "tâhir" (saf/temiz) kavramının tam zıddına yerleştirir. Kur'an'ın bu ayette münafıkları sadece günahkâr olarak değil, bizatihi "pislik" (rics) olarak tanımlamasının derin bir ontolojik anlam taşıdığını belirtir. Bu ifadenin, nifakın insan doğasını (fıtratı) temelinden bozarak onu varoluşsal bir kirlilik haline dönüştürdüğünü vurgulayan bir ahlaki hüküm olduğunu analiz eder.

        Cehennemu (جَهَنَّمُ)

        "c-h-n-m" kök harflerinden oluşmakla birlikte (Arapça dışı kökenli kabul edilir).

        El-Cevâlîkî: el-Mu'arreb adlı eserinde bu kelimenin saf Arapça olmadığını, yabancı bir dilden Arapçaya geçerek (mu'arreb) kullanıma girdiğini ve ahiretteki azap mahallinin özel ismi olarak kalıplaştığını kaydeder.

        Celaleddin el-Suyuti: el-İtkân fî Ulûmi'l-Kur'ân eserinde Kur'an'daki yabancı kökenli kelimeleri listelerken "Cehennem" kelimesine yer verir. Kelimenin Farsça kökenli (ateş çukuru anlamında) olduğuna dair iddiaları zikretmekle birlikte, ağırlıklı olarak İbranice/Süryanice kökenli dini bir terim olduğuna işaret eder.

        Arthur Jeffery: The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde bu ismin etimolojik kökeninin İbranice "Ge-Hinnom" (Hinnom Vadisi) kelimesine dayandığını detaylarıyla açıklar. Kudüs'ün güneyinde, geçmişte çocuk kurban edilen ve sonraları şehrin çöplerinin yakıldığı ateşli bir vadi olan Ge-Hinnom'un, geç dönem Yahudi eskatolojisinde (ahiret inancında) nihai azap yerinin sembolü haline geldiğini; bu teolojik kavramın Süryanice üzerinden veya doğrudan Habeşçe "Gahannem" formuyla Arapçaya geçerek Kur'an lügatine yerleştiğini ve bu ayette münafıkların manevi kirliliğine (rics) layık görülen nihai arınma/azap mekanı olarak konumlandırıldığını analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X