Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tevbe Sûresi, 94. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tevbe Sûresi, 94. Ayet

    يَعْتَذِرُونَ اِلَيْكُمْ اِذَا رَجَعْتُمْ اِلَيْهِمْۜ قُلْ لَا تَعْتَذِرُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكُمْ قَدْ نَبَّاَنَا اللّٰهُ مِنْ اَخْبَارِكُمْۜ وَسَيَرَى اللّٰهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ ثُمَّ تُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ya’teżirûne ileykum iżâ raca’tum ileyhim(c) kul lâ ta’teżirû len nu/mine lekum kad nebbeena(A)llâhu min aḣbârikum(c) veseyera(A)llâhu ‘amelekum verasûluhu śümme turaddûne ilâ ‘âlimi-lġaybi ve-şşehâdeti feyunebbi-ukum bimâ kuntum ta’melûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Onlar, yanlarına döndüğünüz zaman da size özür beyan ederler. De ki: Boşuna mazeret ileri sürmeyin, size asla inanmayız, çünkü Allah yaptıklarınızın içyüzünü bize bildirmiştir. Bundan böyle de Allah ve resulü yapıp ettiklerinizi görecektir; sonra gizli açık her şeyi bilenin huzuruna çıkarılacaksınız ve O size neler yapmış olduğunuzu haber verecektir."

      Onlar, yanlarına döndüğünüz zaman da size özür beyan ederler. De ki: Boşuna mazeret ileri sürmeyin, size asla inanmayız. Bunda münafıkların, müminlerin yanına döndüklerinde onlara söylediklerine ilişkin bir haber verme vardır. Yine bunda Allah’tan resulüne ve müminlere yönelik münafıklara ne söyleyeceklerine ve ne cevap vereceklerine dair bir öğretim vardır. Buna göre Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: Onlar, yanlarına döndüğünüz zaman da size özür beyan ederler. De ki: Boşuna mazeret ileri sürmeyin, size asla inanmayız. Yani mazeret beyanınız hususunda sizi doğrularnayız. Yani kendiniz için açıklamış olduğunuz mazeretiniz hususunda. Mazeret ileri sürmeyin. Bu beyan, yasak manasında değildir; aksine kınama ve kötüleme anlamındadır.

      Çünkü Allah yaptıklarınızın içyüzünü bize bildirmiştir. Çünkü Allah yaptıklarınızın iç yüzünü bize bildirmiştir mealindeki beyan şu anlama gelebilir: Siz asla ıslah olmazsınız. Bu, Cenab-ı Hakk’ın şu beyanı gibidir: “Onlar tiksinilecek kimselerdir; varacakları yer de cehennemdir”. Cenab-ı Hak onların tiksinilecek kimseler olduğunu ve varacakları yerin cehennem olduğunu bildirmiştir. Denildi ki: Allah yaptıklarınızın iç yüzünü bize bildirmiştir. Bunu, Cenab-ı Hak, “Şayet onlar sizinle beraber sefere çıkmış olsalardı, size bozgunculuktan başka katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek istedikleri için aranıza sokulacaklardı” beyanı sırasında onlara bildirmiştir. Dediler ki: Bu, Allah’ın sizin yaptıklarınız hakkında bildirdiği şeydir.

      Bundan böyle de Allah ve resulü yapıp ettiklerinizi görecektir. Bazıları şöyle demiştir: Allah ve resıılü, yeni başladığınız işlerde yaptıklarınızı görecektir. Allah ve resulü yapıp ettiklerinizi görecektir mealindeki beyan şu manaya da gelebilir: Yani Allah ve resıılü, yaptıklarınızı geçersiz görecektir. Allah yapıp ettiklerinizi görecektir anlamındaki beyan şu manaya da gelebilir: Yani yaptıklarınızın karşılığını size verecektir. Resıılullah ve müminler bu hususta size şahitlik edecektir.

      Sonra gizli açık her şeyi bilenin huzuruna çıkarılacaksınız. Daha önce belirttiğimiz üzere Allah'tan gizli kalan bir şey yoktur. Veya O’nun katında bir şey başka bir şeyden daha açık olabilir. Fakat insanlardan gizli kalan ile O’ndan gizli kalmayan bir konumdadır.

      O size neler yapmış olduğunuzu haber verecektir. Bu beyan tehdit (vaid) manasındadır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Raca'tum (رَجَعْتُمْ)

        "r-c-a" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da bu kökün temel anlamının "eski bir duruma veya önceki bir yere geri dönmek" olduğunu belirtir. Ayette, Tebük seferinden Medine'ye dönen inananların fiziksel dönüşünü ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta "rücû" eyleminin hem fiziksel bir mekana dönüşü hem de fikri/manevi bir hale dönüşü kapsadığını söyler. Ayetin bağlamında bu kelimenin, savaştan geri kalanların sahte mazeretler uydurmak için inananların cepheden fiziki dönüşünü (raca'tum) beklemelerine işaret ettiğini kaydeder.

        Nu'mine (نُؤْمِنَ)

        "e-m-n" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "e-m-n" kökünün temelinde "nefsin sükunet bulması, korku ve endişenin zail olması, güvenilirlik ve tasdik" anlamlarının yattığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta kelimenin tasdik ve güven boyutuna vurgu yapar. Ayetteki "size inanmayacağız/iman etmeyeceğiz" (len nu'mine lekum) ifadesinin teolojik bir inkar değil, mutlak bir "güvensizlik" ve muhatabın sözünü "tasdik etmeme" durumu olduğunu açıklar.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde "iman" kavramının Kur'an'daki teolojik (Allah'a inanmak) kullanımının yanı sıra, bu ayette kök anlamına, yani "birine güvenmek ve onu doğru kabul etmek" şeklindeki seküler/sosyal kullanımına geri döndüğüne dikkat çeker. Münafıkların ürettiği yalanların, sosyal dokudaki güveni (emin olma halini) kalıcı olarak yıktığını ve müminlerin onlara karşı duyduğu itimadın tamamen sıfırlandığını analiz eder.

        Nebbe'anâ (نَبَّأَنَا)

        "n-b-e" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "n-b-e" kökünün "bir yerden başka bir yere gelip haber vermek, bir durumu açığa çıkarmak" anlamında olduğunu kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta sıradan haber (haber) ile "nebe'" arasındaki kavramsal farka dikkat çeker. "Nebe"nin; yalan olma ihtimali taşımayan, cehaleti kesin olarak ortadan kaldıran ve insanı harekete geçiren büyük ve önemli haber olduğunu belirtir. Ayette, Allah'ın münafıkların gerçek durumunu bildirmesinin (nebbe'anâ) sıradan bir bilgilendirme değil, şüphe götürmez bir ilahi ifşa ve maske düşürme eylemi olduğunu vurgular.

        Ahbârikum (أَخْبَارِكُمْ)

        "h-b-r" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "h-b-r" kökünün temelinin "bir şeyin içyüzünü, gizli tarafını bilmek, köküne inmek ve tecrübe etmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta "haber"in, bir nesne veya olay hakkındaki bilgi aktarımı olduğunu ifade eder. Ayette "nebe'" (ilahi kesin ifşa) ile "ahbâr" (münafıkların gizli halleri ve sırları) kelimelerinin yan yana kullanılmasının, Allah'ın onların iç dünyalarındaki nifakı, planlarını ve gizledikleri mazeretlerin asılsızlığını peygamberine en ince detaylarına kadar bildirdiğini gösterdiğini aktarır.

        El-Gayb (الْغَيْبِ)

        "ğ-y-b" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "ğ-y-b" kökünün "örtülmek, gizli kalmak ve gözden kaybolmak" anlamlarına geldiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta gaybı "duyuların algı alanına girmeyen ve aklın doğrudan, vasıtasız idrak edemediği her şey" olarak tanımlar. Ayet bağlamında gaybın, savaştan kaçanların içlerinde sakladıkları asıl niyetleri, kurguladıkları yalanları ve kalplerinin derinliklerindeki nifak durumu olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Allah ve İnsan adlı eserinde "gayb" kavramını Kur'an'ın ontolojik (varlıkbilimsel) sisteminin merkezine oturtur. Bu ayetteki kullanımının, insanın kendi niyetlerini saklayarak başkalarını mutlak surette aldatabileceği zannının kırılması olduğunu; kalpteki gizli olanın (gayb) tek ve gerçek sahibinin Allah olduğunu vurguladığını analiz eder.

        Eş-Şehâdeti (الشَّهَادَةِ)

        "ş-h-d" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "ş-h-d" kökünün "hazır bulunmak, kesin bir şekilde bilmek ve bir şeye gözle görerek tanık olmak" temel anlamlarına sahip olduğunu kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta şehadeti, "bir şeyi bizzat görerek veya idrak ederek ona kesin tanıklık etmek" olarak tanımlar. Gayb kelimesiyle zıtlık (tıbak) sanatı içinde kullanıldığında, fiziksel alemde gerçekleşen, duyularla algılanabilen açık eylemleri (savaşa katılmamak, dille sahte özürler dilemek) ifade ettiğini belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Tefsir çalışmalarında, ayetteki "âlimü'l-gaybi ve'ş-şehâdeti" (gizliyi ve açığı bilen) terkibini, münafıkların psikolojik savunma mekanizmalarını çökerten nihai bir ihtar olarak okur. Hem sahte özür beyanları gibi açık ve fiziksel eylemlerinin (şehâdet) hem de kalplerinde sakladıkları asıl kaçış motivasyonunun (gayb) mutlak bir ilahi denetime tabi olduğunu; dolayısıyla üretilen hiçbir mazeretin bu kuşatıcı bilginin önünde işe yaramayacağını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X