Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tevbe Sûresi, 92. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tevbe Sûresi, 92. Ayet

    وَلَا عَلَى الَّذ۪ينَ اِذَا مَٓا اَتَوْكَ لِتَحْمِلَهُمْ قُلْتَ لَٓا اَجِدُ مَٓا اَحْمِلُكُمْ عَلَيْهِۖ تَوَلَّوْا وَاَعْيُنُهُمْ تَف۪يضُ مِنَ الدَّمْعِ حَزَناً اَلَّا يَجِدُوا مَا يُنْفِقُونَۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velâ ‘alâ-lleżîne iżâ mâ etevke litahmilehum kulte lâ ecidu mâ ahmilukum ‘aleyhi tevellev vea’yunuhum tefîdu mine-ddem’i hazenen ellâ yecidû mâ yunfikûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Kendilerine binek sağlaman için sana gelip de ‘sizi bindirecek bir şey bulamıyorum’ diye cevap verdiğin zaman, harcayacak bir şey bulamamanın üzüntüsünden göz yaşları dökerek geri dönenlere de günah yoktur.

      Kendilerine binek sağlaman için sana gelip de ‘sizi bindirecek bir şey bulamıyorum’ diye cevap verdiğin kimselere de günah yoktur. Bazı rivayetlerde anlatıldığına göre Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Eğer ümmetime zor gelmeseydi -veya müminlere demiştir- gönderdiğim her seriyyeyle birlikte sefere çıkardım. Çünkü onlar sefere çıkmak için harcayacak bir şey bulamıyorlar. Ben de onlara binek sağlayamıyorum. Dolayısıyla bizden ayrılmaları onlara çok zor gelmektedir”. Böylelikle onlar harcayacak bir şey ve binek bulamadıklarında sefere çıkmayı terketliklerinden dolayı onlara günah yoktur.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Tahmilehum (تَحْمِلَهُمْ)

        "h-m-l" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "h-m-l" kökünün temel olarak "bir şeyi sırtında, içinde veya üstünde taşımak, kaldırmak" anlamına geldiğini belirtir. Bu ayetteki bağlamıyla fiilin, savaş veya yolculuk için gerekli olan "binek hayvanı (at veya deve) sağlama" eylemini ifade ettiğini kaydeder. Taşıma eyleminin hem fiziksel yükü hem de lojistik sorumluluğu kapsadığını açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta "haml" kelimesinin maddi ağırlıkları taşımak için kullanıldığı gibi, mecazi olarak borç, günah veya hukuki sorumluluk yüklenmek anlamlarında da kullanıldığına dikkat çeker. Ayetteki "tahmilahum" fiilinin, sefere katılmak için büyük bir arzu duyan ancak fiziksel imkanları olmayan kişilerin, bizzat peygamberden kendilerini cepheye taşıyacak fiziksel bir araç (binek) talep etmelerini anlattığını belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Tefsir çalışmalarında bu kelimeyi dönemin lojistik ve sosyo-ekonomik şartları bağlamında analiz eder. Çöl şartlarında yapılan bir sefere (Tebük) yaya olarak katılmanın imkansızlığına vurgu yaparak, bu kelimenin o günkü İslam toplumundaki yoksul kesimin cihat arzusunu ve binek bulamamanın getirdiği çaresizlik halini sosyolojik bir gerçeklik olarak yansıttığını ifade eder.

        Tefîdu (تَفِيضُ)

        "f-y-d" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "f-y-d" kökünün temel anlamının "suyun veya bir sıvının kabına sığmayarak dolup taşması" olduğunu açıklar. Nehrin yatağından taşması veya gözyaşının tutulamayarak boşalması gibi durumların bu kökle ifade edildiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta bu fiilin sadece "akmak" (cereyân) anlamına gelmediğini, suyun şiddetli ve bol miktarda, kontrol edilemez bir biçimde dökülmesi olduğunu kaydeder. Ayetteki kullanımıyla, gözyaşının damlaması değil, derin bir kederin sonucu olarak adeta bir nehir gibi taştığını mecazi bir yoğunlukla gösterdiğini ifade eder.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı): Kur'an'ın edebi icazı ve tasvir gücü üzerine yaptığı analizlerde, ayette basitçe "ağladılar" (bekev) fiili yerine "tefîdu" (taştı) fiilinin kullanılmasının altını çizer. Bu seçimin, içsel üzüntünün psikolojik boyutunu, tutulamaz halini ve kalpteki samimi hüznün fiziksel bedene sığmayarak dışa vurumunu eşsiz bir edebi tasvirle resmettiğini belirtir.

        Hazenen (حَزَنًا)

        "h-z-n" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "h-z-n" kökünün etimolojik olarak "arazinin engebeli, taşlık, kaba ve sert olması" anlamına geldiğini tespit eder. Bu fiziksel sertlik ve zorluk halinin zamanla insan ruhuna aktarılarak, ruhun yaşadığı darlık, zorluk, pürüz ve manevi sıkıntıyı (hüzün) ifade edecek şekilde evrildiğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta hüznü, "insanın başına gelen kayıplar, elinden çıkan nimetler veya kaçırdığı fırsatlar nedeniyle duyduğu içsel keder ve kalp darlığı" olarak tanımlar. Ayetteki hüznün sıradan bir üzüntü değil, Allah yolunda hizmet etme fırsatını maddi imkansızlıklar yüzünden kaçırmış olmanın verdiği derin bir manevi sarsıntı olduğunu vurgular.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde "hüzün" kavramını İslami ahlak sistemi içinde inceler. Bu ayetteki hüznün, çaresizlikten doğan ancak pasif olmayan, aksine inancın ve samimiyetin (nush) aktif bir göstergesi olduğuna dikkat çeker. Münafıkların savaştan kaçmak için ürettikleri sahte mazeretlerin zıddı olarak; sahabelerin savaşa gidememekten dolayı yaşadıkları bu manevi ızdırabın, onların ahlaki değerini yücelten bir ölçüt olduğunu analiz eder.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç: İslam ahlak felsefesi bağlamında hüznü, Kuran'da sıklıkla kınanan dünyevi depresyon veya isyan halinden ayırır. Ayette geçen hüznün, ulvi ideallere ulaşamamanın, ilahi çağrıya pratik olarak yanıt verememenin getirdiği duyarlı bir kalp sancısı olduğunu; bunun da yüksek bir iman şuuruna işaret ettiğini belirtir.

        Yunfikûn (يُنْفِقُونَ)

        "n-f-k" kökünden türemiştir.

        İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "n-f-k" kökünün "tükenmek, eksilmek, bitmek veya bir şeyin (tünel gibi) iki ucunun açık olması, geçip gitmek" gibi anlamlar taşıdığını belirtir. İnfak kelimesinin, malın elden çıkarılması, harcanarak bitirilmesi veya ihtiyaç sahiplerine ulaştırılarak dolaşıma sokulması anlamında kullanıldığını kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta "infak" eylemini genel anlamda malı iyi ve meşru yollarda harcamak olarak açıklar. Ayetteki "yunfikûn" fiilinin, savaş teçhizatı almak, binek temin etmek ve seferin maddi külfetini karşılamak üzere yapılacak askeri ve hayır amaçlı harcamaları ifade ettiğini belirtir.

        Arthur Jeffery: The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde "n-f-k" kökünün Arapça kökenli olduğunu kabul etmekle birlikte, kelimenin spesifik olarak "dini harcama, hayır amaçlı sarfiyat ve bağış" anlamındaki teolojik kullanımının Aramice/Süryanice "nפק" (nafak - çıkmak, harcamak, masraf yapmak) kökünden etkilenmiş olabileceğini ileri sürer. Bu kavramın, önceki monoteist geleneklerdeki dini vergi ve sadaka kültürünün Kur'ani bağlamda yeniden şekillenmiş bir formu olduğunu savunur.

        Toshihiko Izutsu: İnfak kavramını Kur'an'ın sosyal ahlakının temel direklerinden biri olarak konumlandırır. Bu kökten türeyen "nifak" (ikiyüzlülük/münafıklık - bir yoldan girip diğerinden çıkmak) ile "infak" (harcamak) arasındaki etimolojik bağa dikkat çekerek, inancın bedelini ödemekten kaçınmanın nifakı, malını ve canını feda etmenin ise gerçek imanı doğurduğunu; ayetteki kişilerin harcayacak bir şey bulamamalarının mazeretinin, gözyaşlarıyla kanıtlanan sarsılmaz imanlarıyla telafi edildiğini analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X