Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tevbe Sûresi, 88. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tevbe Sûresi, 88. Ayet

    لٰكِنِ الرَّسُولُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ جَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الْخَيْرَاتُۘ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lâkini-rrasûlu velleżîne âmenû me’ahu câhedû bi-emvâlihim veenfusihim(c) veulâ-ike lehumu-lḣayrât(u)(s) veulâ-ike humu-lmuflihûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Fakat peygamber ve beraberindeki müminler mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. İyi ve güzel şeylerin her türlüsü onların olacaktır, gerçek kurtuluşa erenler de onlardır."

      Fakat peygamber ve beraberindeki müminler mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. Cenab-ı Hak -en doğrusunu Allah bilir ya- şöyle buyurmaktadır: Peygamber ile birlikte imanı ve tasdiki gerçekleştirenler mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. Yani Allah’ın dinine yardım etmek ve O’nun yolunu ortaya çıkarmak için canlarını ve mallarını harcadılar. Münafıkların, düşmana karşı cihat yoluyla Allah'ın dinine yardım etmemeleri, mallarını ve canlarını harcama konusunda cimrilik yapmaları, imanı ve tasdiki gerçekleştirmemeleri gibi onlar cimrilik etmediler.

      Yine Cenab-ı Hak, iman ve tasdiki gerçekleştiren, canlarını ve mallarını harcayan, bunlarla Allah'ın dinine yardımda ve O'nun yolunun açıklanmasında cihat eden müminler için iyi ve güzel şeylerin her türlüsünün olduğunu bildirmiştir. Bazıları şöyle demiştir: İyi ve güzel şeylerin her türlüsü onların olacaktır. Dünyada anılma, güzel övgü ve insanların onların yoluna girmesi; ahirette ise sevap ve karşılık. Denildi ki: İyi ve güzel şeylerin her türlüsü onların olacaktır. Ahirette; çünkü onlar, Allah'ın dinine yardım etmede ve O'nun düşmanlarıyla cihat etmede canlarını ve mallarını harcadılar. Denildi ki: İyi ve güzel şeylerin her türlüsü onların olacaktır. Güzel gözlü huriler. Tıpkı şu beyanda bildirildiği gibi: "Oralarda, huyu güzel, yüzü güzel kadınlar var".

      Gerçek kurtuluşa erenler de onlardır. Kurtuluşa eren kişi, ihtiyaç duyduğunu elde eden kimsedir. "Efleha" (أفلح) denir. Daha önce bunu açıkladık.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Lâkini (لَٰكِنِ)

        Arapçada istidrak (düzeltme ve karşıtlık) edatıdır. "Fakat, lakin, bilakis" anlamlarına gelir. Önceki ayetlerde anlatılan münafıkların savaştan kaçma ve oturma hallerine karşı, cümlenin yönünü tamamen tersine (müminlerin eylemine) çeviren sarsıcı bir bağlaçtır.

        Râgıb el-İsfahânî, bu edatın dildeki işlevini, muhatabın zihninde oluşan olumsuz bir tabloyu kesip atarak, onun tam zıddı olan müspet ve güçlü bir gerçeği (burada peygamberin ve müminlerin onurlu duruşunu) inşa etmek olarak açıklar.

        Er-Resûlü (الرَّسُولُ)

        Sözcüğün kökü "r-s-l" harflerinden meydana gelir. Göndermek, yavaş ve yumuşak bir şekilde peş peşe ulaştırmak demektir. "Elçi" manasında cümlenin failidir (öznesidir).

        İbn Fâris, bu kökün temelinde sükûnetle ve birbiri ardınca bir şeyi bir yere sevk etmek fikrinin yattığını belirtir.

        Vellezîne (وَالَّذِينَ)

        Arapçada ilgi zamiridir (ism-i mevsul). "Ve o kimseler ki" anlamına gelir. Eylemin sadece devlet başkanına (Resul) ait olmadığını, etrafındaki topluluğu da kapsadığını belirtir.

        Âmenû (آمَنُوا)

        Kelimenin kökü "e-m-n" harfleridir. Güvenmek, korkudan emin olmak, şüpheyi terk etmek ve tasdik etmek demektir. Geçmiş zaman çoğul fiili olarak "İman ettiler / İnanıp güvendiler" manasındadır.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde insanın kalbindeki her türlü şüphe ve yalanlamanın bertaraf edilerek yerine mutlak bir sükûnetin ve güvenin yerleşmesi durumunun bulunduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'ani semantikte "iman" eyleminin, münafıkların dilde kalan "sözleşmelerinden" (ahd) farklı olarak, bedeni ve ruhu kuşatan mutlak bir teslimiyet (güven) olduğuna işaret eder. İman, kişiyi eyleme (cihada) iten ontolojik bir motordur.

        Meahû (مَعَهُ)

        Birliktelik bildiren zarf ve iyelik zamirinden oluşur: "Onunla beraber / O'nun (Peygamberin) safında."

        Câhedû (جَاهَدُوا)

        Sözcüğün kökü "c-h-d" harflerinden meydana gelir. Bütün gücünü harcamak, sonuna kadar çabalamak, zorluğa göğüs germek ve savaşmak demektir. Mufa'ale babında geçmiş zaman çoğul fiili olarak "Cihad ettiler / Var güçleriyle savaştılar" manasında geçer.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde insanın takatinin ve gücünün (cühd) son sınırına kadar bir amaca ulaşmak veya bir engeli aşmak için kendisini zorlaması fikrinin bulunduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "cihad" kavramını düşmana karşı (veya zorluklara karşı) insanın elindeki tüm maddi, manevi ve bedensel imkânları seferber etmesi olarak açıklar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, münafıkların eylemi olan "oturmak" (ku'ûd) kavramının tam zıddı olarak burada "cihad" kelimesinin kullanılmasının dinamik yapısına dikkat çeker. Münafıkların o korkak statikliğine karşılık, peygamber ve beraberindeki müminler, varoluşsal bir hareketlilik, diriliş ve aktif bir mücadele (câhedû) içindedirler.

        Bi-Emvâlihim (بِأَمْوَالِهِمْ)

        Kelimenin kökü "m-v-l" harfleridir. Eğilim göstermek ve sahip olunan servet anlamındaki "mal" kelimesinin çoğuludur. Harf-i cer ve iyelik zamiriyle "Kendi mallarıyla."

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, Kur'an'ın cihad tasvirlerinde "malın" daima "candan" önce zikredilmesinin teolojik vurgusunu hatırlatır. Münafıklar zenginlikleri (ülü't-tavl) olduğu halde mallarını infak etmekten (cimrilikten) dolayı sefere çıkmamışken; müminler sahip oldukları malları hiç tereddüt etmeden ilahi davanın emrine sunarak nifakın o materyalist putunu kırmışlardır.

        Ve Enfüsihim (وَأَنفُسِهِمْ)

        Sözcüğün kökü "n-f-s" harflerinden meydana gelir. Ruh, can ve öz varlık anlamlarındaki "nefs" kelimesinin çoğuludur. "Ve kendi canlarıyla."

        Ve Ülâike (وَأُولَٰئِكَ)

        Arapçada işaret zamiridir. "İşte onlar" manasına gelir. Cümlenin akışını eylemden ödüle çevirerek, o fedakar müminleri yücelten bir hitap başlatır.

        Lehümü (لَهُمُ)

        "Onlar içindir / Onlara aittir."

        El-Hayrâtü (الْخَيْرَاتُ)

        Kelimenin kökü "h-y-r" harfleridir. Faydalı olan, iyi, güzel, seçkin ve üstün olan şey demektir. Dişil çoğul formda "Bütün iyilikler, en güzel nimetler ve hayırlar" manasında cümlenin öznesidir.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının, bütün insanların aklının ve fıtratının doğru, faydalı ve faziletli bularak meylettiği şey (mutlak iyilik) olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hayrat" kelimesinin hem dünyadaki onurlu yaşamı, zaferi ve ganimeti hem de ahiretteki eşsiz cennet nimetlerini (maddi ve manevi tüm güzellikleri) kapsayan mutlak bir övgü olduğunu açıklar.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin münafıkların dünyevi zenginliğiyle (tavl) olan edebi tezatlığına işaret eder. Münafıklar savaştan kaçarak sadece dünyevi, geçici ve nihayetinde onları boğacak olan (tezheka enfüsühüm) bir serveti ellerinde tuttuklarını zannederken; müminler mallarını ve canlarını feda ederek, hem dünyanın hem de ahiretin o kalıcı, temiz ve en üstün "hayırlarını" (hayrât) elde etmişlerdir. Gerçek kâr, feda etmekle kazanılmıştır.

        Ve Ülâike (وَأُولَٰئِكَ)

        "Ve işte onlar..." İşaret zamiri tekrar edilerek müminlerin elde ettiği nihai sonuca (akıbete) dikkat çekilir.

        Hümü (هُمُ)

        Arapçada ayrık zamirdir ("onlar"). Ancak bu cümlede mübteda ile haber arasına giren "zamir-i fasl" (ayırma/hasr zamiri) olarak kullanılmıştır. "Asıl onlar, ta kendileridir" anlamında hükmü ve zaferi sadece o zümreye daraltır.

        El-Müflihûn (الْمُفْلِحُونَ)

        Sözcüğün kökü "f-l-h" harflerinden meydana gelir. Yarıp açmak, toprağı sürmek, kurtuluşa ermek ve başarmak demektir. İf'al babında çoğul ism-i fail olarak "Kurtuluşa erenlerin, mutlak zafere ulaşanların ta kendileridir" manasında ayetin son kelimesidir.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının toprağı derince yarıp açmak (çiftçilik yapmak) olduğunu belirtir. İnsanın zorlukları yarıp geçerek ektiği tohumun (emeğin) ürününü almasına, hayatta kalıp zafere ulaşmasına da bu sebeple "felâh" denilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, "felâh" kavramını, insanın karşısına çıkan dünyevi ve uhrevi engelleri (korkuyu, cimriliği, düşmanı) yarıp geçerek, arzu ettiği o en büyük mutluluğa ve ilahi rızaya ulaşması (nihai kurtuluş) olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, Kur'ani ahlak felsefesinde "felâh" kelimesinin eskatolojik (ahirete dair) ve dünyevi bir "üstünlük" hali olduğunu tahlil eder. Münafıklar savaştan kaçtıklarında geçici bir neşe (ferah) hissetmişlerdir; ancak ferah geçicidir. Müminlerin zorluklara, acılara ve savaşa göğüs gererek elde ettikleri "felâh" (müflihûn olmak) ise; ontolojik bir iflastan (hüsran) kurtuluş, ilahi yasanın sınavını başarıyla geçiş ve kozmik bir zaferdir. Asıl kurtulanlar (çiftçi gibi ektiğini biçenler), oturup kaçanlar değil, canını ve malını ortaya koyanlardır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X