Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tevbe Sûresi, 85. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tevbe Sûresi, 85. Ayet

    وَلَا تُعْجِبْكَ اَمْوَالُهُمْ وَاَوْلَادُهُمْۜ اِنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِي الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ اَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velâ tu’cibke emvâluhum veevlâduhum(c) innemâ yurîdu(A)llâhu en yu’ażżibehum bihâ fî-ddunyâ vetezheka enfusuhum vehum kâfirûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; çünkü Allah onlara dünyada bütün bunlarla eziyet vermeyi ve canlarının da inkarcı olarak çıkmasını murat ediyor.

      Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; çünkü Allah onlara dünyada bütün bunlarla eziyet vermeyi murat ediyor. Müfessirlerin bir kısmı şöyle demiştir: Bu beyan, takdim-tehir üzere anlaşılmalıdır. Sanki Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: Onların bu dünyadaki malları ve evlatları seni imrendirmesin; çünkü Allah onlara ahirette bunlarla eziyet vermeyi murat ediyor. Bu beyanda, Mutezile’nin “aslah” görüşünün reddi vardır. Daha önce onların görüşünün reddine ilişkin delillerin açıklamasını yaptık. Allah onlara dünyada bütün bunlarla eziyet vermeyi murat ediyor mealindeki beyanın, emredildikleri çarpışma ve savaşlar anlamına gelmesi mümkündür. Bunlar onlara zor geliyor ve sıkıntılı bir durum arzediyordu. Dolayısıyla bu, onlar için bir azap olmaktadır. Bu, başka bir ayette bildirilen şu durumdur: “(Gelseler de) size karşı pek hasistirler. Hele korku gelip çattı mı, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince ise, hayra karşı nekeslik içinde size sivri dillerini uzatırlar. Bunlar gerçekte iman etmemişlerdir, Allah da onların yaptıklarını geçersiz saymıştır. Bunu yapmak Allah için çok kolaydır”. Veya dünyadayken azap etme, öldürülmeleridir. Eğer sefere çıkmazlarsa öldürülürler. Tıpkı şu beyanda olduğu gibi: “Allah’ın rahmetinden uzaklaşmış olarak nerede bulunsalar yakalanıp öldürülecekler”. Bu, belirtilen azaptır. Çünkü onlar öldürülmüş olacaklardır. Canlarının çıkmasını. Denildi ki: Canlarının çıkıp yok olmasını. İnkarcı olarak.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve Lâ Tu'cibke (وَلَا تُعْجِبْكَ)

        Sözcüğün kökü "a-c-b" harflerinden meydana gelir. Şaşırmak, hayrete düşmek, beğenmek ve imrenmek demektir. Başındaki olumsuzluk ve yasaklama bildiren "lâ" (hayır/yapma) edatıyla birlikte, if'al babında muzari fiil olarak "Seni şaşırtmasın / Senin hoşuna gidip seni imrendirmesin" manasında yer alır. Hitap doğrudan peygambere (ve onun şahsında inananlaradır).

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir şeyin alışılmışın dışında, şaşırtıcı, nadir ve nefsin hoşuna giden bir durum arz etmesi olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ucb" (beğenme/şaşırma) eylemini, insanın mahiyetini tam olarak kavrayamadığı bir güzellik, statü veya zenginlik karşısında kapıldığı geçici psikolojik hayret ve imrenme duygusu olarak tanımlar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, münafıkların dışarıdan bakıldığında sahip oldukları o debdebeli servetin ve sosyal nüfuzun, inananların kalbinde geçici de olsa bir "imrenme" (ucb) uyandırmaması gerektiğine dair bu sarsıcı uyarıyı tahlil eder. İlahi irade, inanan aklın, nifakın o gösterişli ama içi boş illüzyonuna aldanmasını ve onların dünyevi gücünü gözünde büyütmesini kesin bir dille yasaklamaktadır.

        Emvâlühüm (أَمْوَالُهُمْ)

        Kelimenin kökü "m-v-l" harfleridir. Eğilim göstermek ve sahip olunan varlık anlamındaki "mal" kelimesinin çoğuludur. İyelik zamiriyle (hüm) "Onların malları, onların servetleri" manasında cümlede fail (özne) konumundadır. (Seni imrendiren şey onların malları olmasın).

        İbn Fâris, bu kökün temelinde insanın mülkiyetine aldığı, elinin altında bulundurduğu ve nefsinin fıtri olarak yönelip sevdiği her türlü maddi varlık (servet) fikrinin bulunduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın nifak ve Cahiliye ahlakındaki materyalist algıyı bu kavram üzerinden nasıl yıktığını analiz eder. Izutsu'ya göre, inkarcı aklın evreninde "mal", sadece bir harcama aracı değil; insanı ölümsüzleştireceğine, onu her türlü felaketten koruyacağına inanılan mutlak bir "güç ve ilahlık" kalkanıdır. Allah, bu putlaştırılmış nesneyi (malı) anlamsızlaştırarak, onun sadece bir imtihan aracı olduğunu beyan eder.

        Ve Evlâdühüm (وَأَوْلَادُهُمْ)

        Sözcüğün kökü "v-l-d" harflerinden meydana gelir. Doğurmak, meydana getirmek ve çocuk demektir. "Veled" kelimesinin çoğulu ve iyelik zamiriyle "Ve onların evlatları / çocukları" manasında, mal ile birlikte böbürlenilen ikinci büyük dünyevi güçtür.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, Arap toplumunun sosyolojisinde kalabalık "erkek çocuk" (evlat) nüfusunun, kabile için yenilmez bir askeri, ekonomik ve sosyal güç (koruma) kalkanı olduğunu belirtir. Münafıkların en çok güvendikleri ve kibirlendikleri iki temel dayanak olan "para ve nüfus", Kur'an tarafından teolojik olarak tamamen değersizleştirilmektedir.

        İnnemâ (إِنَّمَا)

        Arapçada hasr (sınırlama) ve tekit edatıdır. "Ancak, sadece, yegane durum şu ki" anlamlarına gelir. Cümleyi, kendisinden sonra gelecek olan asıl ilahi amaca ve niyete odaklar.

        Yürîdüllâhu (يُرِيدُ اللَّهُ)

        Sözcüğün kökü "r-v-d" harflerinden meydana gelir. İstemek, kastetmek, yönelmek, talep etmek ve irade etmek demektir. İf'al babında muzari fiil ve Allah lafzıyla "Allah (sadece şunu) irade etmektedir / kastetmektedir" manasında geçer.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeye yönelmek, onu arzu etmek ve o hedefe ulaşmak için kararlılıkla eyleme geçmek fikrinin yattığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "irade" eylemini, aklın ve kudretin bir şeyi gerçekleştirmeye karar vermesi olarak tanımlar. Allah'ın iradesi mutlak ve karşı konulmazdır; münafıkların zenginliği O'nun iradesini saptıramaz, bilakis O'nun planının bir parçasıdır.

        En Yü'azzibehüm (أَن يُعَذِّبَهُم)

        Kelimenin kökü "a-z-b" harfleridir. Ceza vermek, eziyet etmek ve azap etmek demektir. Mastar edatı (en), tef'il babında muzari fiil ve nesne zamiriyle (hüm) "Onlara azap etmeyi / onları cezalandırmayı" manasında irade edilen asıl eylemdir.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının kişiyi şiddetle engellemek, onu yapmakta olduğu eylemden acı vererek alıkoymak ve onun huzurunu (azb) gidermek olduğunu belirtir.

        Bihâ (بِهَا)

        "Bi" (ile, vasıtasıyla) harf-i ceri ve "hâ" (o/onlar) zamiridir. "O mallar ve evlatlar vasıtasıyla / Bizzat onlar yüzünden."

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), mal ve evladın normalde birer ilahi "lütuftken", münafıklar için bizzat birer "azap aracına" dönüşmesindeki o muazzam Kur'ani tasviri (beyanı) ve psikolojik ironiyi inceler. Nifak ehlinin doymak bilmez hırsı, mallarını kaybetme korkusu, servet biriktirirken çektikleri haset ve evlatlarının bitmeyen dertleri, onlara daha dünyadayken verilmiş ontolojik ve ruhsal bir ceza (azap) sistemidir. Onların sarayları, aslında kendi elleriyle inşa ettikleri zindanlarıdır.

        Fi'd-Dünyâ (فِي الدُّنْيَا)

        Sözcüğün kökü "d-n-v" harflerinden meydana gelir. Alçak olmak, aşağıda olmak ve yakın olmak demektir. Harf-i cer ile "Bu dünyada / Şu yakın ve alçak hayatta" manasındadır.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir şeyin diğerine mekânsal veya zamansal olarak mesafesinin yakınlığı olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, içinde bulunulan hayata "dünya" denmesinin sebebini, ahirete kıyasla çok daha değersiz (denî) olması ve zamansal olarak insana daha yakın/acil (dânî) olması şeklinde açıklar.

        Ve Tezheka (وَتَزْهَقَ)

        Kelimenin kökü "z-h-k" harfleridir. Zorlukla çıkmak, telef olmak, heba olmak, boşa gitmek ve ruhun bedenden şiddetli bir sıkıntıyla ayrılması demektir. Geniş zaman fiili olarak "Ve zorlukla çıkmasını / acı içinde telef olmasını (irade eder)" manasında ayetin o en can alıcı fiilidir.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin asılsız ve batıl bir durum olarak tamamen yok olup gitmesi veya canın büyük bir sıkıntıyla, daralarak bedeni terk etmesi fikrinin bulunduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "zehek" eylemini, batılın hak karşısında eriyip yok olması ve özellikle ölüm anında canın (ruhun) bedeninden ayrılırken yaşadığı o şiddetli ızdırap ve boğulma hali olarak tanımlar.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, münafıkların dünyevi varlıklarına (mal ve evlat) olan aşırı ve hastalıklı bağlılıkları yüzünden, ölüm anının (canın çıkmasının) onlar için basit bir biyolojik süreç olmadığına işaret eder. Onların can vermesi (tezheka), tapındıkları ve asla bırakmak istemedikleri o devasa servetten sökülüp koparılmanın verdiği korkunç bir ruhsal parçalanma ve acıdır. Azap, tam da bu kopuş anında gizlidir.

        Enfüsühüm (أَنفُسُهُمْ)

        Sözcüğün kökü "n-f-s" harflerinden meydana gelir. Ruh, can, öz varlık ve insan nefsi anlamlarındaki "nefs" kelimesinin çoğuludur. İyelik zamiriyle "Onların canları." Cümlede "tezheka" fiilinin failidir (öznesidir).

        İbn Fâris, bu kökün temelinde insanın canlılığını ve özünü temsil eden nefes/hayat fikrinin bulunduğunu belirtir. Bedenden zorlukla (ve azapla) ayrılan o fıtratı bozulmuş nefs/ruh kastedilir.

        Ve Hüm (وَهُمْ)

        "Ve onlar ... iken" manasında, ölüm anındaki nihai durumlarını ve teolojik statülerini bildiren hal (durum) cümlesinin başlangıcıdır.

        Kâfirûn (كَافِرُونَ)

        Kelimenin kökü "k-f-r" harfleridir. Örtmek, gizlemek ve hakikati inkar etmek demektir. Çoğul ism-i fail olarak "İnkarcılar olarak / Kâfirler olarak" manasında ayetin son kelimesidir.

        Toshihiko Izutsu, ölüm anında (tezheka enfüsühüm) münafıkların içinde bulundukları statüyü "kâfirûn" olarak mühürleyen bu ifadenin varoluşsal ağırlığını vurgular. Münafıklar, Medine'de zahiren müslüman görünseler ve kendi yalanlarına kendileri de inansalar bile; kalplerindeki o derin materyalizm, cimrilik ve nifak sebebiyle son nefeslerini verirken gerçek ontolojik kimlikleriyle (mutlak kâfirler olarak) ölürler. Uğruna inançlarını sattıkları o çok sevdikleri "malları ve evlatları" (zenginlikleri), onları bu teolojik iflastan ve acı sondan kurtaramamıştır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X