وَلَا تُصَلِّ عَلٰٓى اَحَدٍ مِنْهُمْ مَاتَ اَبَداً وَلَا تَقُمْ عَلٰى قَبْرِه۪ۜ اِنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَمَاتُوا وَهُمْ فَاسِقُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tevbe Sûresi, 84. Ayet
Daralt
X
-
Onların arasından ölen birinin namazını sakın kılma, mezarı başında da durma! Çünkü onlar Allah ve resulünü inkar ettiler ve yoldan sapmış olarak öldüler.
Onların arasından ölen birinin namazını sakın kılma. Yani münafıklardan. Mezarı başında da durma! Bazı rivayetlerde anlatıldığına göre Abdullah b. Übey öldüğünde oğlu Resulullah’a (s.a.) geldi ve “Ya Resulallah! Babam öldü ve o, senin gömleğinle kefenlenmeyi ve senin cenaze namazını kılmanı vasiyet etmişti. Bunun üzerine Resulullah gömleğini çıkararak ona verdi. Akabinde yürüdü, cenaze namazını kıldı ve mezarı başında da durdu. Bazı rivayetlere göre Resulullah cenaze namazını kılmış ve ona gömleğini giydirmiştir. Ona şöyle denilmiştir: “Allah’ın düşmanına gömleğini mi giydiriyorsun?” Resulullah buna karşı şöyle buyurmuştur: “Ben gömleğimle Hazrecoğullarından bin kişinin müslüman olmasını umuyorum.” Bildirildiğine göre Resulullah böyle yaptığında münafıklardan bin kişi müslüman olmuştur. Ayrıca Resulullah’ın onun cenaze namazını kılmadığı da rivayet edilmiştir. Biz, onların arasından ölen birinin namazını sakın kılma, mezarı başında da durma! Çünkü onlar Allah ve resulünü inkar ettiler ve yoldan sapmış olarak öldüler mealindeki beyanla münafıkların cenaze namazının kılınmasının yasaklanmasından sonra durumun nasıl olduğunu bilmiyoruz. Cenab-ı Hak onları itaatten çıkmış (fasık) kimseler olarak adlandırmıştır. İnkar nitelemesi ise daha çirkin ve daha kötüdür. Fakat onlar inkarla birlikte itaatten çıkma (fısk) çeşitlerini de kendilerinde toplamışlardır. Bu durum, onların inkara dair inançlarına ve benimsedikleri mezhebe sadece hevalarından dolayı inandıklarının bilinmesi içindir. Zira itaatten çıkma (fısk), her mezhep ve din mensubunun haram kıldığı bir durumdur. Herkes fısktan kaçınır ve uzak durur. İnkar ise böyle değildir. Çünkü bir şeye inanan kişi, bunun zıddını inkar etmiş olur. Fıskın aslı ise emrin dışına çıkmaktır. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Lâ Tüsalli (وَلَا تُصَلِّ)
Sözcüğün kökü "s-l-v" harflerinden meydana gelir. Dua etmek, yönelmek, ibadet etmek, bağışlanma dilemek ve desteklemek demektir. Olumsuz emir (nehiy) kipi ve meczum (sonundaki illet harfi düşmüş) formda: "Namazını kılma / Cenaze namazını kılma / Dua etme" manasındadır.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının ateşte pişirmek/kızartmak olduğunu, insanın da Allah'a yönelirken nefsinin arzularını yakıp ona teslim olmasından (veya bedenini bükmesinden) dolayı bu kelimenin ibadet/dua manası kazandığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "salât" kavramının, peygamberin yapması bağlamında sadece namaz kılmak değil; aynı zamanda o kişi için Allah'tan aktif olarak merhamet ve bağışlanma talep etmek (istiğfar) olduğunu açıklar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu yasağın İslam hukuku (fıkıh) tarihindeki yerine işaret eder. Cenaze namazı (salât), kişinin toplum önünde "mümin" olarak tescil edilmesi ve ahirete şerefle (ve şefaatle) uğurlanmasıdır. Allah'ın "lâ tüsalli" (cenaze namazını kılma) emri, münafıkların sadece dünyevi ordudan (83. ayet) değil; "ahiret ordusundan" ve İslam'ın sosyal kimliğinden de (defin hakkından) ebediyen ihraç edilmesidir.
Alâ Ehadin (عَلَىٰ أَحَدٍ)
Harf-i cer (alâ / üzerine, hakkında) ve "e-h-d" kökünden türeyen kelime (ehad / birisi, hiç kimse). "Hiçbiri üzerine / Onlardan hiçbiri hakkında."
İbn Fâris, vahd (birlik) kökünden gelen ehad kelimesinin, mutlak tekliği ve bölünmezliği ifade ettiğini belirtir. Burada olumsuz cümlenin içinde geçerek (nefy siyakında) "onlardan tek bir kişinin bile istisna edilmeyeceğini" vurgular.
Minhüm (مِّنْهُم)
"Onların içinden." (Münafıklardan).
Mâte (مَّاتَ)
Kelimenin kökü "m-v-t" harfleridir. Ölmek, ruhun bedenden ayrılması, canlılığın yitirilmesi ve hissizleşmek demektir. Geçmiş zaman fiili olarak "Ölmüş olan (hiç kimsenin)" manasında sıfattır.
Ebeden (أَبَدًا)
Zaman zarfıdır. "Sonsuza dek, hiçbir zaman." Namaz kılma (dua etme) yasağının geçici bir kızgınlık değil, evrensel ve kalıcı bir şeriat kuralı olduğunu mühürler.
Ve Lâ Tekum (وَلَا تَقُمْ)
Sözcüğün kökü "k-v-m" harflerinden meydana gelir. Ayakta durmak, kıyam etmek, dikilmek ve ilgilenmek demektir. Olumsuz emir (nehiy) kipi olarak "Ve ayakta durma / başında dikilme" manasındadır.
İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin doğrulup dikilmesi, bir işe azimle yönelmesi ve gözetmesi fikrinin bulunduğunu belirtir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu yasağın (ve lâ tekum) içerdiği sosyolojik tecride (boykota) dikkat çeker. Cenaze namazı kılmamak (lâ tüsalli) teolojik bir reddediş iken; "mezarının başında bile durmamak" (ve lâ tekum), kişiye gösterilen en temel insani ve sosyal saygının (taziyenin) bile iptal edilmesidir. Münafık, ölürken bile değersizliğe ve mutlak bir sosyal yalnızlığa mahkum edilmiştir.
Alâ (عَلَىٰ)
"Üzerinde, başında."
Kabrihî (قَبْرِهِ)
Kelimenin kökü "k-b-r" harfleridir. Gömmek, ölüyü toprağa vermek ve mezar demektir. İyelik zamiriyle (hî) "Onun mezarının (başında)."
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir şeyi (özellikle cesedi) gözden kaybetmek üzere toprağın içine gizlemek olduğunu belirtir.
İnnehüm (إِنَّهُمْ)
"Şüphesiz ki onlar." Yasağın o sarsılmaz ve ağır teolojik gerekçesini açıklamaya başlar. Neden onlara bu kadar ağır bir ceza (ve boykot) uygulanmaktadır?
Keferû (كَفَرُوا)
Kelimenin kökü "k-f-r" harfleridir. Örtmek, gizlemek ve hakikati reddetmek demektir. Geçmiş zaman çoğul fiili: "İnkar ettiler / Kâfir oldular." Onlar sıradan günahkârlar değil, bizzat (aktif) inkar eylemini gerçekleştiren kâfirlerdir.
Billâhi (بِاللَّهِ) Ve Resûlihî (وَرَسُولِهِ)
"Allah'ı ve O'nun Elçisini (inkar ettiler)." Kur'an'da itaatin, isyanın ve ihraç kararlarının daima bu "ikili (Allah ve Resul) otoriteye" karşı yapıldığının tekrar tekrar vurgulanması, devlet başkanı olan peygamberin meşruiyetinin doğrudan ilahi otoriteye bağlandığını (kurumsallaştırıldığını) gösterir.
Ve Mâtû (وَمَاتُوا)
Sözcüğün kökü "m-v-t" harflerinden meydana gelir. "Öldüler." (Sıradan bir ölüm değil, içindeki o hastalıklı hal ile ölme durumu).
Ve Hüm (وَهُمْ)
"Ve onlar ... iken" manasında, ölüm anındaki hallerini (durum zarfını/hal cümlesini) bildiren bağlaçtır. Onların tövbe etme ihtimallerinin de ölümle birlikte ebediyen ortadan kalktığını belirtir.
Fâsikûn (فَاسِقُونَ)
Kelimenin kökü "f-s-k" harfleridir. Yoldan çıkmak, sınırı aşmak, kabuğunu yırtmak ve ilahi yasayı çiğnemek demektir. Çoğul ism-i fail (yüklem) olarak "Yoldan çıkanlar / fâsıklar olarak (öldüler)" manasında ayetin kapanış kelimesidir.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir şeyin kendi koruyucu örtüsünden veya kabuğundan dışarı fırlaması (örneğin taze hurmanın kabuğunu yırtıp çıkması) olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu, münafıkların hayatlarının (ve varoluşlarının) bu kelimeyle mühürlenmesini analiz eder. Münafıklar, İslam'ın o koruyucu zırhını (kabuğunu) içeriden yırtıp çıkmış (fâsık) ve bütün hayatlarını "yalan ve entrika" üzerine kurmuşlardır. Allah, onların ölüm anını ("ve hüm fâsikûn" - fâsıklar olarak öldüler) kaydederek; onların sadece dünyadaki sahte maskelerini (İslam kimliklerini) değil, ahiretteki umutlarını da yırtıp atmıştır. Bir fâsıkın (sistemi içeriden çürütenin) arkasından dua edilmez, mezarında da durulmaz. Hakikat, ihanete merhamet etmez.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla