اَلَمْ يَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ سِرَّهُمْ وَنَجْوٰيهُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ عَلَّامُ الْغُيُوبِۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tevbe Sûresi, 78. Ayet
Daralt
X
-
Hala anlamadılar mı ki Allah onların sırlarını da, gizli görüşmelerini de bilir ve Allah bütün gizlileri eksiksiz bilmektedir!
Hala anlamadılar mı ki Allah onların sırlarını da, gizli görüşmelerini de bilir. Bu beyan iki yoruma açıktır. İlki, onlar, Allah’ın onların sırlarını da gizli görüşmelerini de bildiğini anlamışlardır. Bu anlamalarının sebebi Allah’ın, onların Resulullah’a karşı çıkmaları ve ona karşı kötü söz söylemeleri gibi gizledikleri hususları resulüne çokça bildirmesidir. İkincisi şudur: Hala anlamadılar mı. Yani münafıklar için Allah’ın onların sırlarını da gizli görüşmelerini de bildiğini anlamalarının zamanı gelmedi mi? Öyle ki Allah, resulüne onların sırlarını ve gizli görüşmelerini bildirmektedir. Onlar da Resulullah’ı eleştirmeyi, ona kötü söz söylemeyi ve ona karşı çıkmayı bırakırlar.
Sır, insanın içinde gizlediği şeydir. “Necva” (نجوى), bir topluğun yüksek bir yerde toplanmasıdır.
Allah bütün gizlileri eksiksiz bilmektedir! Yani insanların bilgi sınırlarının dışında olan gizlilikleri eksiksiz bilmektedir. Yoksa Allah hakkında gizli bir şeyin olması söz konusu değildir. İnsanlar için gizli olan da olmayan da Allah için birdir. Allah bütün gizlileri eksiksiz bilmektedir! mealindeki ayet şu manaya da gelebilir: Gelecek bütün vakitlerde ebedi olarak meydana gelecek her şeyi eksiksiz bilmektedir. Bu ayette Allah’ın ezeli olarak eksiksiz bildiğine dair delil vardır. Çünkü gayb ilmi, bir şeyin olacağını bilmesidir. Yoksa mevcut olan bir şeyin bilinmesi değildir. Bu, belirtmiş olduğumuz sebepten dolayı, Allah’ın ezelde alim olduğunu göstermektedir.
Yorumu Yorumla
-
E Lem (أَلَمْ)
Arapçada soru edatı olan "E" (mı/mi) ile geçmiş zaman olumsuzluk edatı olan "Lem" (olmadı, yapmadı) kelimelerinin birleşimidir. Cümleye "Bilmediler mi? / Öğrenmediler mi?" manasında, muhatabı kınayan ve sarsan bir istifham-ı takriri (gerçeği onaylatma sorusu) anlamı katar.
Ya'lemû (يَعْلَمُوا)
Sözcüğün kökü "a-l-m" harflerinden meydana gelir. Bir şeyin hakikatini ve mahiyetini tam olarak idrak etmek, delillerle gerçeği kavramak ve bilmek demektir. Başındaki "lem" edatından dolayı sonundaki "nûn" harfi düşmüş (meczum) muzari fiildir.
İbn Fâris, ilmin, bir şeyin diğerlerinden ayırt edilmesini sağlayan kesin iz, işaret ve şüphe barındırmayan idrak hali olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ilm" kavramını bir şeyi olduğu gibi, gerçek doğasıyla kavramak olarak tanımlar. Ayette münafıkların siyasi kurnazlıklar yaparken aslında ilahi yasanın o en temel ve sarsılmaz gerçeğinden (bilgisinden) ne kadar mahrum oldukları vurgulanır.
Ennellâhe (أَنَّ اللَّهَ)
"Enne" (şüphesiz ki, muhakkak, şu bir gerçek ki) tekit edatı ile "Allah" lafzının birleşimidir. Kendisinden sonra gelecek olan teolojik hükmü zihinlerde sabitlemek için kullanılan vurgulu bir başlangıçtır.
Ya'lemu (يَعْلَمُ)
Yine "a-l-m" kökünden gelen geniş zaman tekil fiilidir. "Bilir / Bilmektedir." Eylemin faili Allah'tır.
Toshihiko Izutsu, Kur'ani semantikte Allah'ın "bilmesi" eyleminin, sadece pasif bir haberdar olma hali değil; aynı zamanda insanın iç dünyasını kuşatan, amellerini kaydeden aktif bir murakabe (gözetim) ve yargılama sürecini ifade ettiğini tahlil eder. Münafık, bu "bilen" otoriteyi unuttuğu için nifaka düşmüştür.
Sırrahüm (سِرَّهُمْ)
Kelimenin kökü "s-r-r" harfleridir. Gizli tutulan şey, içte saklanan duygu, başkasına söylenmeyen niyet ve sır demektir. İyelik zamiriyle (hüm) "Onların sırrını / gizlediklerini" manasında nesne olarak geçer.
İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin içinin (özünün) saklanması, dışarı vurulmaması ve gizlenmesi fikrinin bulunduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "sır" kavramını, insanın sadece kendi içinde (kalbinde) sakladığı, hiç kimseyle paylaşmadığı ve dışarıya vurmadığı gizli niyet, şüphe veya düşünce olarak tanımlar. Münafıkların kalplerinde taşıdıkları o derin inkarcı niyet kastedilir.
Ve Necvâhüm (وَنَجْوَاهُمْ)
Sözcüğün kökü "n-c-v" harflerinden meydana gelir. Baş başa verip fısıldaşmak, gizlice konuşmak ve kurtulmak demektir. İyelik zamiriyle "Ve onların fısıldaşmalarını / gizli toplantılarını" manasında geçer.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının, bir kimseyle (başkalarının duyamayacağı) yüksek ve yalnız bir yerde (necv) baş başa kalıp gizlice konuşmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "necva" kelimesinin, iki veya daha fazla kişinin başkalarından gizleyerek kendi aralarında fısıldaşmaları ve komplo kurmaları olduğunu açıklar.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın bu iki kelimeyi (sır ve necva) yan yana kullanmasındaki muazzam beyani (psikolojik) dehaya işaret eder. "Sır" (sırrahüm), münafığın kendi içinde tek başına tuttuğu bireysel riyakarlıktır. "Necva" ise, münafıkların bir araya gelerek peygambere ve cemaate karşı yürüttükleri örgütlü siyasi entrika ve kulis faaliyetidir. Allah, onların hem bireysel iç dünyalarını (sır) hem de kolektif sinsi organizasyonlarını (necva) ifşa ederek nifakın her iki boyutunu da kuşattığını ilan eder.
Ve Ennellâhe (وَأَنَّ اللَّهَ)
"Ve (yine) şüphesiz Allah..." İkinci bir tekit cümlesiyle Yaratıcı'nın mutlak ilim vasfını daha üst bir seviyede tanımlamak için cümleyi bağlar.
Allâmu (عَلَّامُ)
Kelimenin kökü yine "a-l-m" harfleridir. "Fa'âl" vezninde, çokluk ve mübalağa (abartı/aşırılık) bildiren ism-i fail kalıbıdır. İsim tamlamasının ilk unsuru olarak "Çok iyi bilen, hakkıyla bilen, mutlak bilen" manasındadır.
İbn Fâris, bu veznin eylemi sıradan bir özellik olmaktan çıkarıp mutlak ve sürekli bir vasfa dönüştürdüğünü belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "Allâm" sıfatının, sıradan bir bilginin (âlim) ötesinde; gizli, açık, olmuş ve olacak her türlü detayı mutlak, eksiksiz ve en üst derecede bilen otorite (Allah) için kullanıldığını söyler.
El-Ğuyûb (الْغُيُوبِ)
Sözcüğün kökü "ğ-y-b" harflerinden meydana gelir. Gözden kaybolmak, gizli olmak, örtülü olmak ve görünmeyen şey anlamlarına gelen "gayb" kelimesinin çoğuludur. Ayetin sonunda tamlamayı tamamlayarak "Gaybların / Bütün gizliliklerin (mutlak bilicisidir)" manasında yer alır.
İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin örtülmesi, perdelenmesi ve insan duyularından (özellikle gözden) uzak kalması fikrinin yattığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "gayb" kavramını, insan duyularının idrak edemediği, aklın ve gözün ulaşamadığı mutlak gizlilik alanı olarak açıklar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, münafıkların yaşadığı teolojik (ve ontolojik) yanılgıya bu kavramlar üzerinden dikkat çeker. Münafıklar, peygamberin ve müminlerin yanında olmadıklarında (gizli meclislerinde) söyledikleri yalanların ve komploların, karanlıkta "gizli" (gayb) kaldığını sanırlar. Oysa onlar ilahi otoriteyi beşeri bir lider gibi kısıtlı bir algıya sahip sanmaktadırlar. Allah "Allâmü'l-Ğuyûb" (Gaybları en iyi bilen) sıfatıyla, onların o karanlık ve ulaşılmaz sandıkları meclislerini kendi aydınlık ilmiyle tamamen deşifre eder. Nifak, Allah'ın ilmini insan ilmiyle kıyaslayan devasa bir zeka geriliği ve inanç eksikliğidir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla