Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tevbe Sûresi, 76. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tevbe Sûresi, 76. Ayet

    فَلَمَّٓا اٰتٰيهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ بَخِلُوا بِه۪ وَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Felemmâ âtâhum min fadlihi beḣilû bihi vetevellev vehum mu’ridûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ama Allah onlara lütuf ve kereminden ihsan edince hemen cimrilik gösterdiler ve yüz çevirdiler, zaten yan çizip duruyorlardı.

      Ama Allah onlara lütuf ve kereminden ihsan edince hemen cimrilik gösterdiler ve yüz çevirdiler, zaten yan çizip duruyorlardı. Bu beyanın, vadettikleri şeyi yerine getirmekten yüz çevirdiler, anlamına gelmesi mümkündür. Veya Allah’a kulluktan yüz çevirdiler, manasına da gelebilir. Zaten yan çizip duruyorlardı. Aynı şekilde Allah’a kulluktan yan çiziyorlardı. Veya vadettikleri ve yerine getirmeye söz verdikleri şeylerden yan çiziyorlardı.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fe Lemmâ (فَلَمَّا)

        Arapçada takip ve nedensellik bildiren "Fe" (bunun üzerine, akabinde) atıf harfi ile zaman zarfı olan "Lemmâ" (olduğu zaman, -ınca, -dığı vakit) edatının birleşimidir. Önceki ayette Allah ile yapılan şartlı sözleşmenin (ahdin) sonucunu ve kırılma anını cümlenin başına bağlar.

        Âtâhüm (آتَاهُم)

        Kelimenin kökü "e-t-y" harfleridir. Gelmek, ulaştırmak, ihsan etmek ve vermek demektir. İf'al babında geçmiş zaman fiili ve nesne zamiriyle (hüm) "onlara verince / onlara lütfedince" manasında geçer.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde bir hedefe yönelip ona bizzat ulaşmak veya bir şeyi alıp bir başkasına ulaştırmak fikrinin bulunduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "i'tâ" (vermek) eylemini, bir malın mülkiyetini, menfaatini veya manevi bir lütfu başkasına devretmek olarak tanımlar.

        Min Fadlihî (مِّن فَضْلِهِ)

        Sözcüğün kökü "f-d-l" harflerinden meydana gelir. Artmak, çoğalmak, üstün olmak ve lütuf/ihsan demektir. İyelik zamiriyle "O'nun fazlından / O'nun lütfundan" manasındadır.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir şeyin kendi aslının ötesine taşması ve bollaşması olduğunu belirtir. Hak edilmeden verilen nimete bu yüzden "fazl" denir. Allah onlara istedikleri zenginliği tam da "fazlından" lütfetmiştir.

        Behılû (بَخِلُوا)

        Kelimenin kökü "b-h-l" harfleridir. Cimrilik etmek, nekeslik yapmak, malı elde tutup harcamamak ve kıskanmak demektir. Geçmiş zaman çoğul fiili olarak "cimrilik ettiler / sımsıkı tuttular" manasında, münafıkların zenginleştikten sonraki asıl eylemini bildirir.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde insanın sahip olduğu şeyi (özellikle malı) elinde sıkıca tutması, saklaması ve başkasına vermekten şiddetle kaçınması fikrinin yattığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "buhl" kavramını, insanın malını harcaması gereken zorunlu (vacip/sadaka) yerlere harcamaması ve onu hapsetmesi olarak açıklar. İnsanın kendi doğal ihtiyacını bile kısmaması olan "şuhh" kelimesinden bu yönüyle ayrılır.

        Toshihiko Izutsu, münafık ahlakındaki "buhl" (cimrilik) kavramının sadece ekonomik bir tercih değil, ontolojik bir güvensizlik ve iman zafiyeti olduğunu tahlil eder. Izutsu'ya göre cömertlik (infak/sadaka), Allah'a duyulan mutlak güvenin bir tezahürüdür; cimrilik ise bu teolojik güvenin yokluğu ve insanın kendi dar maddi varlığına tapınmasıdır. Nifakın teolojisi yalan, ekonomisi ise cimriliktir.

        Bihî (بِهِ)

        Harf-i cer (bi) ve o (hî) zamirinden oluşur. "Onda / o (verilen) lütufta (cimrilik ettiler)" demektir.

        Ve Tevellev (وَتَوَلَّوا)

        Sözcüğün kökü "v-l-y" harflerinden meydana gelir. Bir şeye bitişmek, yönelmek, sırt çevirmek ve yüz çevirmek demektir. Tefe'ul babında geçmiş zaman çoğul fiili olarak "Ve yüz çevirdiler / Ve sırt dönüp gittiler" manasında geçer.

        İbn Fâris, "tevelli" eyleminin, kişinin yönünü bulunduğu cepheden kasten başka bir yöne çevirmesi ve oradan uzaklaşması olduğunu ifade eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, münafıkların bu eyleminin siyasi bir ahdi bozma (ihanet) olduğuna işaret eder. Onlar fakirken verdikleri o ağır yeminli sözü (Tevbe 75), zenginleşir zenginleşmez arkalarında bırakmış ve verdikleri sözden (ve cemaatten) fiziken ve hukuken kaçmışlardır (tevelli etmişlerdir).

        Ve Hüm (وَّهُم)

        "Ve onlar ... iken" manasında, kendisinden sonra gelen ism-i faille birlikte bir "hal cümlesi" (durum zarfı) oluşturur. Kaçış anındaki asıl niyetlerini ve psikolojik statülerini bildirir.

        Mu'rıdûn (مُّعْرِضُونَ)

        Kelimenin kökü "a-r-d" harfleridir. Yan taraf, genişlik, görünmek, sunmak ve yüz çevirmek demektir. İf'al babında ism-i failin çoğul formudur. "Yüz çevirenler, ilgisiz kalanlar, umursamayanlar olarak" manasında ayetin son kelimesidir.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin enine veya yan tarafına yönelmek fikrinin bulunduğunu belirtir. Bir şeye cepheden (doğrudan) bakmayıp yan gözle bakmaya veya hiç bakmadan yanından geçip gitmeye bu sebeple "i'raz" denilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, "i'raz" kavramını, insanın bir şeyden kasten uzaklaşması, ondan yüzünü ve kalbini tamamen çevirerek mutlak bir ilgisizlik ve umursamazlık içine girmesi olarak açıklar.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "tevellev" (sırt döndüler) ve "mu'rıdûn" (ilgisizce yüz çevirenlerdir) kelimelerinin peş peşe gelmesindeki Kur'ani tasvir gücüne (beyana) dikkat çeker. "Tevelli", bedensel ve fiziki bir ayrılıştır; cemaatten, savaştan veya sadaka vermekten (eylemsel olarak) kaçmaktır. Ancak "i'raz", bedensel kaçıştan çok daha derin olan ruhsal, zihinsel ve kalbi bir kopuştur. Münafıklar sadece bedenleriyle sadaka vermekten kaçmamış (tevellev); kalpleriyle ve zihinleriyle de ilahi düzenden mutlak bir umursamazlıkla (kibirle) yüz çevirmişlerdir (mu'rıdûn). Bedenin kaçışına, kalbin kibri eşlik etmiştir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X