Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tevbe Sûresi, 73. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tevbe Sûresi, 73. Ayet

    يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِق۪ينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْۜ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yâ eyyuhâ-nnebiyyu câhidi-lkuffâra velmunâfikîne vaġluz ‘aleyhim(c) veme/vâhum cehennem(u)(s) vebi/se-lmasîr(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ey peygamber! İnkarcılara ve münafıklara karşı cihat et, onlara sert davran; onların varacağı yer cehennemdir ve bu ne kötü bir sondur!

      Peygambere Cihat Emri

      Ey peygamber! İnkarcılara ve münafıklara karşı cihat et, onlara sert davran. Bu beyanın, her iki gruba karşı kılıçla cihat emri anlamına gelmesi mümkündür. Ayrıca bu beyanın, her iki gruba karşı kesin delillerle mücadele etme anlamına gelmesi de mümkündür. Yine bu beyanın kafirlere karşı kılıçla cihat, münafıklara da sert ve şiddetli söz yöneltme ve onlara had cezalarını uygulama manasına gelmesi de mümkündür. Eğer bu beyan, her iki gruba karşı kılıçla cihat manasına gelirse, -en doğrusunu Allah bilir ya- müminlerden ayrılan, onların arasından çıkan ve müminleri onayladıktan sonra onlara açıkça karşı çıkan münafıklar hakkında olur. Bu gibi münafıklara karşı kılıçla cihat edilir ve bunlar öldürülür. Bu, tıpkı şu ilahi beyanda bildirilen durum gibidir: "Münafıklar, kalplerinde çürüklük bulunanlar ve Medine'de asılsız haber yayanlar yaptıklarına son vermezlerse seni onların üzerine sevkedeceğiz; o zaman seninle beraber orada fazla oturamayacaklar, Allah'ın rahmetinden uzaklaşmış olarak nerede bulunsalar yakalanıp öldürülecekler". Cenab-ı Hak bunların nerede bulunurlarsa yakalanıp öldürüleceklerini bildirmiştir. Dolayısıyla cihat emrine ilişkin ayetin bu münafıklar hakkında olması uygundur. Bu beyana ilişkin başka bir yorum da mümkündür. O da şudur: Münafıklar Resulullah'ı kötülüyor ve onu kınıyorlardı. Allah bu durumu resulüne bildirdi. Onlar da Allah'ın kendilerinin Resulullah'a yönelik kötülerneleri ve ona ilişkin kötü sözlerini ona bildirdiğini öğrendiler. Dolayısıyla -en doğrusunu Allah bilir ya- Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: Seni kötüler ve sana kötü sözler söylerlerse bundan sonra onlara karşı cihat et! Eğer emir, kesin delillerle mücadele etmeye ilişkin ise Resulullah (s.a.) her iki gruba karşı kesin delillerle mücadele etmişti. Özellikle Berae suresi münafıklara karşı delil getirme konusunda nazil olmuştur. Söz konusu emrin özelde kafirlere karşı cihat emri olması da mümkündür. Münafıklara karşı ise belirtmiş olduğumuz üzere şiddetli ve sert söz yöneltme, had cezalarını uygulama hakkında olması mümkündür. Yine had ve tazir cezasını gerektiren bir şey yaptıklarında münafıklara tazir cezası uygulama anlamında olması da mümkündür. Bu durum, -en doğrusunu Allah bilir ya- onların müminler arasında, onları onayladıklarını açıklayarak yaşamaları sebebiyledir.

      Onların varacağı yer cehennemdir ve bu ne kötü bir sondur! Bu beyan, münafıklık üzere ölen münafıklar hakkındadır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yâ (يَا)

        Arapçada nida (seslenme) harfidir. "Ey!" anlamlarına gelir. Doğrudan ve vurgulu bir hitap başlatır.

        Eyyühe'n-Nebiyyu (أَيُّهَا النَّبِيُّ)

        "Eyyühâ" (uyarı/hitap edatı) ve "Nebî" (Peygamber) kelimelerinden oluşur: "Ey Peygamber!"

        İbn Fâris, nebî kelimesinin iki ana kökünden ("nebe'" / önemli haber getiren veya "nebeve" / makamca yüksekte olan) bahseder. Kur'an, Resulullah'ı kendi adıyla (Ey Muhammed) çağırmak yerine bu teolojik unvanla (Ey Nebi / Ey Resul) çağırarak, verilecek olan emrin onun şahsına değil, doğrudan taşıdığı ilahi makama yönelik devletler ve toplumlar arası bir kanun olduğunu vurgular.

        Câhid (جَاهِدِ)

        Sözcüğün kökü "c-h-d" harflerinden meydana gelir. Bütün gücünü harcamak, sonuna kadar çabalamak, zorluğa göğüs germek ve savaşmak demektir. Mufa'ale babında emir kipi olarak "Cihad et / Bütün gücünle mücadele et" manasında geçer.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde insanın takatinin (gücünün) son sınırına kadar bir amaca ulaşmak veya bir engeli aşmak için kendisini zorlaması (cehd) fikrinin bulunduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "cihad" kavramını sadece kılıçla savaşmak (kıtal) olarak değil; insanın küfre, nefse ve nifaka karşı eliyle, diliyle, malıyla ve canıyla yürüttüğü topyekûn ve sistemli bir savunma/saldırı eylemi olarak tanımlar.

        El-Küffâra (الْكُفَّارَ)

        Sözcüğün kökü "k-f-r" harflerinden meydana gelir. "Kâfir" (inkarcı) kelimesinin çoğulu ve ism-i failin mübalağalı (çokça inkar edenler) formudur. "Kâfirlere karşı (cihad et)." Cihadın hedefindeki birinci gruptur.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, açıkça cephe alan kâfirler (küffâr) ile yapılacak cihadın, o dönemin sosyolojisinde genellikle kılıçla (askeri olarak) yapılan fiziksel savaş anlamına geldiğine dikkat çeker.

        Ve'l-Münâfikîne (وَالْمُنَافِقِينَ)

        Ayetin öncesinde de sıkça geçen, "n-f-k" (ikiyüzlülük/tünel) kökünden gelen ism-i failin çoğul ve nasb (nesne) halidir: "Ve münafıklara karşı (cihad et)."

        Toshihiko Izutsu, münafıklarla yapılacak cihadın niteliğini analiz eder. Münafıklar zahiren İslam toplumu içinde göründükleri için onlara karşı asıl cihad askeri (kılıçla) değil; onların yalanlarını deşifre etmek, delille susturmak, siyasi entrikalarını çökertmek ve onları toplum önünde rezil etmek (hızy) şeklinde yürütülen "entelektüel ve sosyo-politik bir mücadeledir". Cihad (cehd) kelimesinin genişliği, her iki gruba da kendi yöntemleriyle savaş açılmasını kapsar.

        Vağluz (وَاغْلُظْ)

        Kelimenin kökü "ğ-l-z" harfleridir. Sert olmak, kaba olmak, kalın olmak, yoğunlaşmak ve taviz vermemek demektir. Emir kipi olarak "Ve sert davran / Tavizsiz ve çetin ol" manasında geçer.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının yumuşaklığın ve inceliğin (rikkat/lîn) zıddı olan; fiziki veya ahlaki anlamda bükülmesi ve esnetilmesi imkansız "sertlik ve katılık" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ğılzat" kavramını, kişinin karşısındakine kin veya nefret duyduğu için zalimce davranması değil; hakkı korumak, cezayı uygulamak ve caydırıcılık sağlamak amacıyla duruşunu "sert ve bükülmez" kılması olarak açıklar.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu emrin peygamberin kendi ahlaki fıtratıyla (rahmet ve şefkat peygamberi olmasıyla) nasıl bir tezat oluşturduğuna dikkat çeker. Normalde peygamber "müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir". Ancak söz konusu olan devleti içeriden yıkan münafıklar ve dışarıdan yok etmek isteyen kâfirler olduğunda, şefkat göstermek devlete ve dine ihanet (zayıflık) olur. Allah, elçisine fıtratındaki o yumuşaklığı (hılm/rahmet) bırakıp, devletin ve hukukun gereği olan o "tavizsiz sertliği" (ğılzat) kuşanmasını emreder.

        Aleyhim (عَلَيْهِمْ)

        "Onların üzerine / Onlara karşı." Sertliğin yöneleceği kitleyi (kâfirler ve münafıkları) işaret eder.

        Ve Me'vâhüm (وَمَأْوَاهُمْ)

        Sözcüğün kökü "e-v-y" harflerinden meydana gelir. Sığınmak, bir yere yerleşmek, barınmak ve şefkatle kucaklamak demektir. "Me'vâ", ism-i mekan olarak sığınak, barınak, yurt anlamına gelir. İyelik zamiriyle (hüm) "Ve onların barınağı / sığınağı" manasında cümlenin mübtedasıdır (öznesidir).

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının insanın yorgunluktan ve korkudan sonra kendini güvende hissedip geceleyeceği bir yere (yatağına veya evine) kavuşması olduğunu belirtir.

        Cehennemü (جَهَنَّمُ)

        Ahiretteki ebedi azap yurdunun özel ismidir. "Onların sığınağı (me'vâsı) cehennemdir."

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu kısmındaki acı teolojiye (ironiye) işaret eder. "Me'vâ" (sığınak) kelimesi normalde şefkat barındıran, insanın kendini emniyette hissettiği yerler (cennet) için kullanılır. Münafıkların o sığındıkları karanlık sığınaklarına (müddahal/melce) karşılık olarak Allah, onlara ahiretteki yegane "sığınak" (!) olarak mutlak ateş yurdunu (cehennemi) göstermiştir. Bu, cezanın kelimeler üzerinden okunan edebi bir tasviridir.

        Ve Bi'se (وَبِئْسَ)

        Arapçada kötülük, yergi ve kınama (zemm) bildiren mazi fiildir. "Ne kötü / Ne çirkin" demektir. Ni'me (ne güzel) fiilinin zıddıdır.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde insanın yüzünü ekşiten, nefret uyandıran çirkinlik (be's) fikrinin bulunduğunu belirtir.

        El-Masîr (الْمَصِيرُ)

        Kelimenin kökü "s-y-r" harfleridir. Bir halden başka bir hale geçmek, dönüşmek, yönelmek, gitmek ve son durak olmak demektir. "Mesîr", varılacak yer, nihai durak, akıbet manasında "bi'se" (ne kötü) fiilinin faili olarak ayetin son kelimesidir.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir şeyin yönünün başka bir yere çevrilmesi, hareket edip belirli bir merkeze ulaşması olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "masîr" kelimesini, insanın dünyadaki tüm çabalarının, oyunlarının ve yalanlarının en nihayetinde gelip dayanacağı o "kaçınılmaz son, mutlak varış noktası" olarak açıklar. Münafıklar dünyada şefkat ve merhamet bekleyemezler (onlara karşı "sert/ğılzat" olunması emredilmiştir); ahiretteki varacakları "son durak" (masîr) ise sadece cehennemdir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X