وَعَدَ اللّٰهُ الْمُنَافِق۪ينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْكُفَّارَ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ هِيَ حَسْبُهُمْۚ وَلَعَنَهُمُ اللّٰهُۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُق۪يمٌۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tevbe Sûresi, 68. Ayet
Daralt
X
-
Allah, erkeğiyle kadınıyla münafıklara ve açıktan inkarcılık yapanlara, içinde ebedi olarak kalacakları cehennem ateşini vadetmiştir. Onlara bu yeter de artar! Allah onları lanetlemiştir ve onlar için devamlı bir azap vardır.
Allah, erkeğiyle kadınıyla münafıklara ve açıktan inkarcılık yapanlara cehennem ateşini vadetmiştir. Onlara cehennem ateşini vadetmiştir. Sanki cehennem onların azap edilecekleri mekan, ateş ise orada azap edilecekleri araçtır. İçinde ebedi kalacaklar. Onlara bu yeter de artar! Yani yaptıklarına karşılık olarak onlara bu yeter de artar! Bir adam diğerine “sana şu yeter” dediğinde şunu kastetmiş olur: Yani karşılık olarak bu sana yeterlidir. Allah onları lanetlemiştir. Denildi ki: Lanet, dilde uzaklaştırmak anlamına gelir. Yani rahmetinden uzaklaştırmıştır. Onlar için devamlı bir azap vardır. Bu azap, kesinlikle onlardan ayrılmaz.
Yorumu Yorumla
-
Ve (وَ)
Arapçada atıf (bağlaç) harfidir. "Ve, ayrıca, dahi" anlamlarına gelir. Kendinden önceki ayette münafıkların genel karakterlerinin (fâsıklık) açıklanmasından sonra, bu cümlenin hükmünü o genel kapsama bağlar.
Va'adallâhu (وَعَدَ اللَّهُ)
"Vaade" geçmiş zaman fiili ve "Allah" lafzının (fail) birleşimidir. Kökü "v-a-d" harfleridir. Birine gelecekte bir şey vereceğine veya yapacağına dair söz vermek demektir.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının, kişinin başkasına ulaşacak bir iyiliği (veya kötülüğü) önceden haber vermesi ve bunun taahhüdüne girmesi olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "vaad" kelimesinin hem iyilik (müjde) hem de kötülük (tehdit/vaîd) için kullanılabileceğini; ancak sadece vaad denildiğinde genelde iyilik anlaşılsa da, burada mutlak bir tehdit ve ceza bildirisinin hukuki taahhüdü (Allah'ın sözü) olarak yer aldığını açıklar.
El-Münâfikîne (الْمُنَافِقِينَ)
Ayetin başında geçen ve "n-f-k" kökünden gelen (ikiyüzlü erkekler/münafıklar) kelimesinin çoğul ve nasb (nesne) halidir. Vaadin (tehdidin) yöneldiği birinci sınıftır.
Ve'l-Münâfikâti (وَالْمُنَافِقَاتِ)
"Ve ikiyüzlü kadınlara." Tehdidin yöneldiği ikinci sınıftır. Nifakın cinsiyetsiz ve toplumsal bir şebeke olduğunu (önceki ayetteki gibi) teyit eder.
Ve'l-Küffâra (وَالْكُفَّارَ)
Kelimenin kökü "k-f-r" harfleridir. Örtmek, gizlemek ve inkar etmek demektir. Kâfir kelimesinin mübalağalı (çokça inkar edenler) ve çoğul formu olan "küffâr" kelimesidir. "Ve kâfirlere." Tehdidin üçüncü sınıfıdır.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu ayetteki sosyolojik tasnife dikkat çeker. Münafık erkekler, münafık kadınlar ve küffâr (açık inkarcılar) bu ayette Allah'ın vaadinde (cezasında) tek bir blok olarak eşitlenmiştir. Zahiren müslüman görünen münafıkların, ahiret hükmü bakımından açıkça inkar eden kâfirlerle (küffâr) aynı hukuk ve azap zeminine (cehenneme) çekilmesi, nifakın ontolojik olarak doğrudan "küfür" sayıldığının ilanıdır.
Nâra (نَارَ)
Sözcüğün kökü "n-v-r" harflerinden meydana gelir. Işık, parlaklık ve ateş demektir. Ayette "Vaadallahu" (Allah vaat etti) fiilinin ikinci nesnesi (mef'ulü) olarak "Ateşi (vaat etti)" manasında geçer.
Cehenneme (جَهَنَّمَ)
Ahiretteki ebedi azap yurdunun özel ismidir. "Cehennem ateşini."
Hâlidîne (خَالِدِينَ)
Kelimenin kökü "h-l-d" harfleridir. Uzun süre kalmak, ayrılmamak ve ebedi olmak demektir. Çoğul hal (durum) zarfı olarak "Ebedi kalıcılar olarak / Sürekli kalacakları halde" manasında geçer.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir şeyin kendi doğasını bozmadan bulunduğu yerde çok uzun süre (veya sonsuz) sabit kalması olduğunu belirtir.
Fîhâ (فِيهَا)
Harf-i cer (fî / içinde) ve müennes zamirin (hâ / onun) birleşimidir. "Onun (cehennemin) içinde."
Hiye (هِيَ)
Arapçada üçüncü tekil şahıs müennes (dişil) ayrık zamirdir. "O" demektir. Cehennemi işaret ederek onu yeni bir isim cümlesinin öznesi (mübtedası) yapar.
Hasbühüm (حَسْبُهُمْ)
Sözcüğün kökü "h-s-b" harflerinden meydana gelir. Saymak, hesap etmek, kafi gelmek ve yetmek demektir. İyelik zamiriyle (hüm) "Onlara yeter / Onların hakkından gelir" manasında geçer.
İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin insanın ihtiyacını tam olarak karşılayan ve ona yeten (kifayet eden) ölçü fikrinin bulunduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "hasb" kelimesinin burada cezanın şiddetini ve yeterliliğini ifade ettiğini söyler. Cehennem ateşi, münafıkların işlediği tüm ihanetlerin, alayların ve kötülüklerin (münkerin) tam ve kusursuz karşılığıdır; onlara başka bir ceza eklemeye gerek yoktur, o ateş onlara tek başına "yeter" (hasbühüm).
Ve Le'anehümullâhu (وَلَعَنَهُمُ اللَّهُ)
"Ve" atıf harfi, geçmiş zaman fiili "le'ane" (lanet etti), nesne zamiri "hüm" (onları) ve fail "Allah" lafzının birleşimidir. "Ve Allah onları lanetledi."
İbn Fâris, "l-a-n" kökünün temelinde bir şeyi şiddetle kovmak, uzaklaştırmak ve reddetmek fikrinin yattığını belirtir. (Örneğin sürünün dışına itilmiş, zayıf düşmüş kurda "zîbün la'în" denir).
Râgıb el-İsfahânî, lanet kavramını, Allah'a nispet edildiğinde O'nun rahmetinden mutlak surette uzaklaştırılmak, kovulmak ve ebedi hüsrana terk edilmek olarak açıklar. "Fe nesiyehüm" (Allah onları unuttu) eyleminin ontolojik karşılığı ve sonucudur. Lanetlenen kişi, evrensel merhamet bağını koparmış demektir.
Ve Lehüm (وَلَهُمْ)
"Ve onlar için vardır."
Azâbün (عَذَابٌ)
Kelimenin kökü "a-z-b" harfleridir. Ceza, eziyet, acı ve ıstırap demektir.
Mükîm (مُّقِيمٌ)
Sözcüğün kökü "k-v-m" harflerinden meydana gelir. Ayakta durmak, kıyam etmek, sabit olmak, devam etmek ve yerleşmek demektir. İf'al babında ism-i fail sıfatı olarak "sürekli, yerleşik, kesintisiz, kalıcı" manasında geçer.
İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin doğrulup dikilmesi, bir kararda sabit kalması (ikamet) ve yıkılmaması fikrinin bulunduğunu belirtir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu sıfatın edebi tasvir gücüne dikkat çeker. "Mükîm" (sürekli/yerleşik) kelimesi, münafıkların dünyadaki o kaygan, sürekli değişen, kararsız ve aidiyetsiz (tünel/nifak) hallerine karşılık verilmiş teolojik bir cezadır. Dünyada hiçbir hakikatte "sabit kalmayan" (ikamet etmeyen) o ikiyüzlüler, ahirette azabın en "sabit, yerleşik ve kesintisiz" (mükîm) olanına mahkûm edileceklerdir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla