يَحْذَرُ الْمُنَافِقُونَ اَنْ تُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ سُورَةٌ تُنَبِّئُهُمْ بِمَا ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ قُلِ اسْتَهْزِؤُ۫اۚ اِنَّ اللّٰهَ مُخْرِجٌ مَا تَحْذَرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tevbe Sûresi, 64. Ayet
Daralt
X
-
Münafıklar, kendileri aleyhine olmak üzere kalplerindekini ortaya çıkaracak bir surenin indirilmesinden endişe ediyorlar. De ki: Alay edin bakalım! Allah mutlaka o çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır.
Münafıklar, kendileri aleyhine olmak üzere kalplerindekini ortaya çıkaracak bir surenin indirilmesinden endişe ediyorlar. Münafıklar endişe ediyorlar mealindeki beyan şu anlama gelebilir: Yani endişe etmeleri onların bir gerçeğidir. Zira Allah ve resulü, defalarca onların gizlediklerini açığa vurmuştur. Bu beyanın bir bildirme manasında olması da mümkündür. Şöyle ki onlar kendileri aleyhine olmak üzere kalplerindekini ortaya çıkaracak bir surenin indirilmesinden endişe ediyorlardı. Bu endişelerinin sebebi Allah’ın, resulüne onların sırlarını ve akılsızlıklarını çokça bildirmesidir.
De ki: Alay edin bakalım! Allah mutlaka o çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır. En doğrusunu Allah bilir ya, bu emir manasında değil, tehdit (vaid) manasındadır. Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: Alay edin bakalım! Zira Allah, gizlediğiniz kusurları, resulüyle alay etmenizi ve onu eleştirmenizi ortaya çıkaracak ve açıklayacaktır.
Yorumu Yorumla
-
Yahzeru (يَحْذَرُ)
Sözcüğün kökü "h-z-r" harflerinden meydana gelir. Sakınmak, korkmak, uyanık olmak, tetikte beklemek ve bir tehlikeye karşı önlem almak demektir. Ayette geniş zaman fiili olarak "çekiniyorlar / korkuyorlar" manasında geçer.
İbn Fâris, bu kökün temelinde insanın kendisine zarar verecek bir şeyden kaçınması için duyularını ve dikkatini en üst seviyeye çıkarması, uyanık (müteyakkız) bir ruh hali içine girmesi fikrinin bulunduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "hazar" (sakınma) eylemini, sadece kalpteki bir korku değil, o korkunun gereği olarak dış dünyada bir korunma çabası içine girmek olarak tanımlar. Münafıkların Medine'deki psikolojisi budur; onlar sürekli bir "yakalanma" ve "ifşa olma" dehşeti içinde, her an bir vahiy inip maskelerini düşürecekmiş gibi sinsi bir tetikte olma hali (yahzeru) yaşarlar.
El-Münâfikûne (الْمُنَافِقُونَ)
Kelimenin kökü "n-f-k" harfleridir. Tüketmek, harcamak, tünel açmak ve bir delikten girip diğerinden çıkmak anlamlarına gelir. İsm-i fail (çoğul) olarak, "inancı bir tünel gibi kullanıp içinden geçen, dışı başka içi başka olan ikiyüzlüler" manasındadır.
İbn Fâris, bu kökün iki ana çıkış noktası olduğunu belirtir: Birincisi malın tükenmesi (infak); ikincisi ise tarla faresinin (yerboğası) yuvasına yaptığı, bir ucu açık diğer ucu gizli olan kaçış deliğidir (nâfikâ). Münafığa bu ismin verilmesi, onun İslam'a bir kapıdan girip (iman ettiğini söyleyip) tehlike anında gizli diğer kapıdan (inkar) kaçmaya hazır olmasındandır.
Toshihiko Izutsu, Kur'ani semantikte münafık karakterini "ontolojik bir belirsizlik" olarak tahlil eder. Izutsu'ya göre münafık, ne tam kâfir ne de tam mümindir; o sürekli bir tünelin (nifak) içinde yaşayan, ışığı gördüğü yere göre maske değiştiren karanlık bir figürdür.
En Tünezzele (أَن تُنَزَّلَ)
Sözcüğün kökü "n-z-l" harflerinden meydana gelir. Yukarıdan aşağıya inmek, konaklamak ve indirmek demektir. Tef'il babında, edilgen (meçhul) muzari fiil olarak "indirilmesinden" manasını taşır.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir şeyin yüksek bir mevkiden aşağıya doğru yer değiştirmesi olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "tenzîl" (indirme) eyleminin parça parça, zaman ve zemine göre ihtiyaç miktarında vahyedilmesi olduğunu söyler. Münafıkların korkusu, tam da içinde bulundukları ana ve çevirdikleri gizli entrikalara (planlara) dair "taze bir vahyin" inmesi ihtimalidir.
Sûratün (سُورَةٌ)
Kelimenin kökü "s-v-r" harfleridir. Duvar, sur, yüksek yer, binanın bir bölümü ve bir şeyin geri kalanı anlamlarına gelir. Kur'an vahyinin bölümlerinden her birine verilen özel isimdir.
İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyi çevreleyen "yüksek ve sağlam duvar" (sur) fikrinin bulunduğunu belirtir. Ayetlerin bir araya gelerek oluşturduğu bütüne sûre denmesinin sebebi; hem o bölümün kendi içinde bir bütünlük arz etmesi hem de içerdiği ilahi gerçeklerle muhataplarını (ve nifakı) kuşatıp aciz bırakmasıdır.
Tünebbiühüm (تُنَبِّئُهُم)
Sözcüğün kökü "n-b-e" harflerinden meydana gelir. Önemli haber, sarsıcı bilgi ve haber vermek demektir. Tef'il babında muzari fiil olarak "onlara (şunları) haber verir / bildiri verir" manasındadır.
İbn Fâris, "nebe'" kelimesinin sıradan bir duyum (haber) olmadığını; büyük bir fayda veya büyük bir zarar barındıran, kesinlik derecesi yüksek, sarsıcı bilgi olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, peygamberlik makamı olan "nübüvvet"in de bu kökten geldiğini hatırlatarak, vahyin (sûrenin) yaptığı işin münafıkların en derin sırlarını gün yüzüne çıkararak onları "haberdar etmek" (ifşa etmek) olduğunu söyler.
Fî Kulûbihim (فِي قُلُوبِهِمْ)
"Kalplerinin içinde olanı."
İbn Fâris, kalbin (k-l-b) sürekli değişen, halden hale geçen doğasına dikkat çeker. Münafıkların kalpleri şüphe, korku ve ihanetle doludur. İnecek olan sûre, onların dilleriyle söyledikleri yalanları değil, o dehlizlerde (kalplerde) sakladıkları asıl "niyeti" deşifre edecektir.
İstehzi'û (اسْتَهْزِئُوا)
Sözcüğün kökü "h-z-e" harflerinden meydana gelir. Alay etmek, küçümsemek, dalga geçmek ve hafife almak demektir. İstif'al babında emir kipi olarak "Alay edin bakalım! / Dalganızı geçin!" manasında bir tehdit (tahdid) ve meydan okuma ifadesidir.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir şeyi (veya kişiyi) ciddiye almayarak, onunla eğlenmek suretiyle onu aşağı görmek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "istihza" eyleminin, gerçeğin ağırlığını kavrayamayan hafif ve cahil karakterlerin, hakikati kendi sığ dünyalarında bir oyun ve eğlenceye (alay konusuna) dönüştürme çabası olduğunu söyler.
Muhricun (مُخْرِجٌ)
Sözcüğün kökü "h-r-c" harflerinden meydana gelir. Çıkmak, ayrılmak ve dışarı çıkarmak demektir. İf'al babında ism-i fail olarak "çıkaran / açığa çıkaracak olandır" manasında Allah'ın eylemini niteleyen haberdir.
İbn Fâris, kökün asıl manasının gizli olanın, kapalı mekânda (kalpte) saklanan bir şeyin dışarıya (meydana) salınması olduğunu belirtir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin teolojik kesinliğine işaret eder. Münafıklar sinsi planlarını "sakladıklarını" zannederlerken, Allah "Muhric" (dışarı çıkaran) sıfatıyla o planları saklandıkları karanlık kuyulardan (kalplerden) tutup gün ışığına (vahyine) sereceğini ilan eder.
Tahzerûn (تَحْذَرُونَ)
Ayetin başında geçen "h-z-r" kökünün ikinci şahıs çoğul muzari fiilidir: "O çekinip sakındığınız şeyi (Allah açığa çıkaracaktır)."
Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin edebi bir simetriyle başladığı kelimeyle bittiğine dikkat çeker. Münafıkların korkup sakındıkları (yahzeru) o "rezil olma/ifşa olma" durumu, Allah'ın mutlak iradesiyle bizzat başlarına gelecek olandır. Onlar sakındıkça (tahzerûn), Allah o sakındıkları şeyi (nifaklarını) bütün topluma duyuracak ve onları sonsuz bir rezilliğe mahkûm edecektir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla