Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tevbe Sûresi, 63. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tevbe Sûresi, 63. Ayet

    اَلَمْ يَعْلَمُٓوا اَنَّهُ مَنْ يُحَادِدِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاَنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِداً ف۪يهَاۜ ذٰلِكَ الْخِزْيُ الْعَظ۪يمُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elem ya’lemû ennehu men yuhâdidi(A)llâhe verasûlehu feenne lehu nâra cehenneme ḣâliden fîhâ(c) żâlike-lḣizyu-l’azîm(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Bilmiyorlar mı ki Allah ve resulüne karşı çıkanı, içinde ebediyen kalacağı cehennem ateşi beklemektedir! İşte büyük rezillik de budur.

      Bilmiyorlar mı ki Allah ve resulüne karşı çıkan. Ayette, onların yaptıkları davranışlarda inatçı olduklarına ve haksızca inat eden ve kibirlenen kimseler için cehennem ateşi olduğuna delil vardır. Allah'a karşı çıkan. Bu beyan, “Allah'a karşı inat eden” anlamına gelebilir. Denildi ki: Allah'a karşı çıkan. Yani Allah'a muhalefet eden ve karşı çıkan. Bu anlamların hepsi birdir. Bilmiyorlar mı ki. Bu beyan iki yoruma açıktır. Bunlardan biri şudur: Yani zaten bilmişlerdir ki Allah'a ve resôlüne karşı çıkan için belirtilen durum vardır. Fakat onlar, bilmelerine rağmen ona muhalefet etmede ve karşı çıkmada inat etmişlerdir. İkinci yorum şudur: Yani biliniz ki Allah'a ve resôlüne karşı çıkan için belirtilen durum vardır. Nitekim daha önce belirttiğimiz üzere Allah tarafından beyan edilen soru edatı, zorunluluk ve gereklilik ifade etmektedir.

      İşte büyük rezillik de budur. Bu beyan da iki anlama açıktır. Rezillik beyanı, dünyadaki büyük rezillik manasına gelebilir. “Ahiretteki büyük rezillik budur” anlamına da gelebilir. Yani cehennem ateşi büyük bir rezilliktir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yühâdid (يُحَادِدِ)

        Kelimenin kökü "h-d-d" harfleridir. Sınır çekmek, engel olmak, iki şeyi birbirinden ayırmak, cephe almak ve şiddetle karşı gelmek demektir. Mufa'ale babında (müşareket/karşılıklılık bildirir) şart cümlesinin muzari fiili olarak "Kim sınır çekerse / cephe alırsa / başkaldırırsa" manasında geçer.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde birbirine karışması veya geçmesi istenmeyen iki varlık arasına çekilen aşılmaz mania (sınır) fikrinin bulunduğunu belirtir. Demire (hadîd) ve cezalara (hadd) bu ismin verilmesi, caydırıcı ve sınırlandırıcı olmalarındandır.

        Râgıb el-İsfahânî, "muhâdede" eylemini, bir kişinin Allah'ın koyduğu sınırların (hududullah) karşısına geçip kendi şeytani veya dünyevi sınırını çizmesi; hakikate karşı aktif bir düşmanlık ve bölücülük cephesi açması olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, Kur'ani semantikte bu fiilin "küfür" kavramından daha tehlikeli bir siyasi ve ontolojik durumu ifade ettiğini analiz eder. Izutsu'ya göre sıradan kâfir sadece inanmaz; ancak "yühâdid" fiilini işleyen münafık, İslam'ın meşruiyet alanını daraltmak, dinin sınırlarına tecavüz etmek ve ilahi otoriteye (Allah'a) karşı rakip bir egemenlik alanı (kendi kabilevi/menfaat sınırını) oluşturmak için örgütlü bir başkaldırı içindedir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, münafıkların Medine'deki eylemlerinin bu kelimeyle tanımlanmasına dikkat çeker. Onların savaştan kaçmaları veya dedikodu yapmaları basit birer asayiş sorunu değil; doğrudan devletin ve dinin varlığına (sınırlarına) yönelik bilinçli ve ideolojik bir meydan okuma (muhâdede) olarak tescillenmiştir.

        Nâra (نَارَ)

        Sözcüğün kökü "n-v-r" harflerinden meydana gelir. Işık vermek, parlamak ve ateş anlamlarına gelir. Ayette isim tamlamasının ilk unsuru olarak "ateşi" manasında yer alır.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde karanlığı yarıp ortaya çıkan ve etkisini (aydınlık veya yakıcılık olarak) etrafına yayan unsur (nur/nar) fikrinin bulunduğunu belirtir.

        Cehenneme (جَهَنَّمَ)

        Cehennem kelimesi, ahiretteki azap yurdunun özel ismidir. Etimolojik kökeni tartışmalı olmakla birlikte, Sami dillerinden Arapçaya geçmiş (muarreb) bir kelime olduğu genel kabul görür.

        Arthur Jeffery, bu kelimenin Geç Antik Çağ Yahudi-Hristiyan eskatolojisindeki köklerine dikkat çeker. İbranicedeki "Ge-Hinnom" (Hinnom Vadisi - Kudüs'ün güneyinde eskiden ateşlerin yandığı ve pagan kurban ritüellerinin yapıldığı derin vadi) kelimesinin Arapçalaştığını belirtir. Kur'an, bu kadim mefhumu yerelleştirerek, Allah'a ve peygambere "cephe alanların" (yühâdid) hapsolacağı mutlak ve teolojik azap yurdu (nâra cehennem) olarak yeniden inşa etmiştir.

        Hâliden (خَالِدًا)

        Kelimenin kökü "h-l-d" harfleridir. Uzun süre kalmak, ayrılmamak, yerleşmek ve ebedi olmak demektir. İsm-i fail (hal) formunda "ebedi kalıcı olarak" manasında geçer.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir şeyin kendi doğasını bozmadan, değişime uğramadan bulunduğu yerde çok uzun (veya sonsuz) bir süre sabit kalması olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hulûd" kavramını, varlığın çürümekten, yok olmaktan ve mekân değiştirmekten korunmuş bir şekilde sürekli aynı hal üzere bırakılması olarak açıklar.

        El-Hızyü (الْخِزْيُ)

        Sözcüğün kökü "h-z-y" harflerinden meydana gelir. Rezil olmak, utanmak, rüsva olmak, aşağılanmak, başı öne eğilmek ve onuru kırılmak demektir.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde insanın onurunu ve haysiyetini yerle bir eden, onu toplum veya yaratıcı karşısında başını kaldıramayacak derecede alçaltan şiddetli bir kusur, ayıp ve yıkım fikrinin bulunduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hızy" kavramını, nefsin işlediği ağır suçlar yüzünden uğradığı mutlak manevi ve sosyal çöküntü, zillet ve rüsvaylık olarak açıklar.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın ceza (azap) terminolojisindeki bu kelimenin eşsiz edebi ve psikolojik gücüne (beyana) işaret eder. Münafıkların yeryüzündeki en büyük dertleri statüleri, onurları, itibar ve gösterişleridir. Allah, onların yalan yere yemin ederek korumaya çalıştıkları o "sosyal itibarlarını" ahirette bedensel bir ateşten (nâr) çok daha ağır bir yıkımla, yani ruhsal bir parçalanma, mutlak bir aşağılanma ve ebedi bir "rezillik" (hızy) ile cezalandırmıştır. Ateş bedeni yakarken, "hızy" münafığın narsist ruhunu yakar.

        El-Azîm (الْعَظِيمُ)

        Kelimenin kökü "a-z-m" harfleridir. Büyük olmak, ulu olmak, cesametli ve heybetli olmak demektir. Ayetin sonunda "hızy" (rezillik) kelimesinin sıfatı olarak "Büyük (rezillik), ulu/korkunç (rüsvalık)" manasında yer alır.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının, bedenin yapısını ayakta tutan "kemik" (azm) kelimesinden türediğini, bir şeyin sağlamlığına, sertliğine ve göz korkutan büyüklüğüne bu sebeple "azamet" denildiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "azîm" kavramını insanın akıl ve tasavvur sınırlarını aşan, ihtişamı veya dehşeti sebebiyle kavranması zor olan mutlak büyüklük olarak tanımlar. Allah'a ve peygambere cephe almanın bedeli, sadece bir azap değil; "İşte en büyük, en sarsıcı rezillik/utanç budur!" (zâlike'l-hızyü'l-azîm) ilahi fermanıyla mühürlenmiş kozmik bir onur kırılmasıdır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X