Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tevbe Sûresi, 56. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tevbe Sûresi, 56. Ayet

    وَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ اِنَّهُمْ لَمِنْكُمْۜ وَمَا هُمْ مِنْكُمْ وَلٰكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veyahlifûne bi(A)llâhi innehum leminkum vemâ hum minkum velâkinnehum kavmun yefrakûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Sizden olduklarına dair Allah'a yemin de ederler, halbuki onlar sizden değildir, fakat onlar korkak bir topluluktur.

      Sizden olduklarına dair Allah'a yemin de ederler. Yani din konusunda iç dünyalarında. Çünkü zahirde onlardandılar. Cenab-ı Hak halbuki onlar sizden değildir buyurmuştur. Yani din konusunda iç dünyalarında. Fakat onlar korkak bir topluluktur. Yani öldürülmekten korkmaktadırlar. Böylece kendilerini müminlere uymuş gösteriyorlar.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve Yahlifûne (وَيَحْلِفُونَ)

        Sözcüğün kökü "h-l-f" harflerinden meydana gelir. Yemin etmek, ant içmek ve bir sözü mukaddes bir değere bağlayarak pekiştirmek demektir. Ayette geniş zaman çoğul fiili olarak "yemin ediyorlar" manasında, münafıkların kronikleşmiş eylemini ifade eder.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde bir sözün doğruluğunu ispatlamak için o söze, değer verilen bir şeyi bağlamak ve kuvvetlendirmek fikrinin bulunduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, yemin (half) eylemini, kişinin söylediği şeyin şüphesizliğine karşı tarafı inandırmak için kutsal bir otoriteyi şahit tutması olarak açıklar. Ancak ayette münafıkların yemin etmesi, doğruyu ispatlamak için değil, içlerindeki ihaneti ve korkuyu dini bir kılıfın altına gizlemek için başvurdukları ahlaksız bir savunma mekanizmasıdır.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, münafık ahlakında yeminin işlevine dikkat çeker. İçi boşalan ve inancını yitiren birey, toplumdan dışlanmamak için eylem (cihad/infak) üretemediğinden, bunu en ucuz maliyeti olan "yalan yeminle" telafi etmeye çalışır. Yemin, münafığın yalanını örten en kolay sığınağıdır.

        Billâhi (بِاللَّهِ)

        "Allah" lafzı ve yemin (kasem) bildiren "bâ" harf-i cerinin birleşimidir. "Allah'a yemin olsun ki, Allah adına" demektir. Yalanlarına mutlak hakikati (Allah'ı) alet etmeleri, nifakın sınır tanımaz teolojik küstahlığını ve gizlemeye çalıştıkları o derin korkularının büyüklüğünü gösterir.

        İnnehüm (إِنَّهُمْ)

        Tekit (pekiştirme) edatı "İnne" (şüphesiz/muhakkak) ve çoğul zamirden (hüm/onlar) oluşur. "Şüphesiz onlar" anlamındadır. Yalan yere edilen yemin yetmezmiş gibi, cümlenin anlamına ikinci bir pekiştirme katarak, inandırıcılıklarını artırmak için dildeki tüm vurgu araçlarını sonuna kadar kullandıklarını gösterir.

        Le Minküm (لَمِنكُمْ)

        Tevkit (pekiştirme) "Lâm"ı, "Min" (den/dan) harf-i ceri ve "küm" (siz) muhatap zamirinin birleşimidir. "Kesinlikle sizdendirler / şüphesiz sizin içinizdendirler" demektir.

        Toshihiko Izutsu, münafıkların bu "aidiyet" (minküm) iddiasının sosyolojik boyutunu tahlil eder. Onlar, "Biz de sizin inandığınıza inanıyoruz" gibi teolojik bir iddiadan ziyade, "Biz de sizin kabilenizden, sizin siyasi cephenizdeniz" diyerek fiziksel ve sosyal bir güvenlik garantisi (entegrasyon) talep etmektedirler. Nifak, ontolojik bir boşluk olduğu için sürekli bir yerlere "ait olma" ve kendini kalabalığın içinde saklama yalanına ihtiyaç duyar.

        Ve Mâ Hüm (وَمَا هُم)

        "Ve" atıf harfi, "Mâ" olumsuzluk edatı ve "Hüm" (onlar) zamiridir. "Oysa onlar (öyle) değillerdir" manasında, münafıkların kurduğu o yeminli ve pekiştirmeli devasa yalan kulesini tek bir hamlede yıkan ilahi ret (nefy) cümlesinin başlangıcıdır.

        Minküm (مِّنكُمْ)

        "Sizden" demektir. Önceki cümlenin reddi olarak "Oysa onlar sizden değillerdir" (ve mâ hüm minküm) hükmünü tamamlar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin dışlayıcı (aforoz edici) kesinliğine işaret eder. Münafıklar, yalan yeminlerle kendilerini İslam toplumunun içine yamamaya çalışırken; Allah, bu ilahi vahiyle o sahte yamayı söküp atar ve onları müminlerin ontolojik ve sosyolojik kümesinden tamamen dışarı atarak yalıtır.

        Ve Lâkinnehüm (وَلَٰكِنَّهُمْ)

        "Ve" atıf harfi, "Lâkinne" (fakat/ancak) istidrak (düzeltme) edatı ve "hüm" (onlar) zamirinden oluşur. Önceki iddiayı (sizden oldukları yalanını) iptal edip, onların asıl gerçeğini (kim olduklarını) haber veren teolojik düzeltme cümlesidir.

        Râgıb el-İsfahânî, istidrak edatının, muhatabın zihnindeki yanlış algıyı silip yerine mutlak gerçeği ikame etmek için kullanıldığını belirtir.

        Kavmun (قَوْمٌ)

        Sözcüğün kökü "k-v-m" harflerinden meydana gelir. Ayakta durmak, kıyam etmek ve bir işi üstlenmek anlamlarından yola çıkarak, toplumsal işleri birlikte göğüsleyen insan topluluğuna, gruba (kavm) dönüşmüştür.

        İbn Fâris, toplulukları oluşturan bireylerin ortak bir amaç etrafında birbirlerine destek olarak "ayakta kalması" sebebiyle onlara kavm denildiğini belirtir. Burada kavm kelimesi, münafıkların birbirinden kopuk bireyler değil, "korku ve yalan" paydasında birleşmiş homojen bir sosyolojik kitle olduklarını gösterir.

        Yefrakûn (يَفْرَقُونَ)

        Sözcüğün kökü "f-r-k" harflerinden meydana gelir. Parçalamak, ayırmak, bölünmek ve şiddetli korkuya kapılmak demektir. Ayette geniş zaman çoğul fiili olarak "ödleri kopuyor, şiddetle korkuyorlar" manasında, onların asıl psikolojik kimliklerini deşifre eder.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde birleşik olan bir şeyin bütünlüğünün bozularak ikiye veya daha fazla parçaya ayrılması (fark/firak) fikrinin bulunduğunu belirtir. İnsanın kalbinin ve aklının şiddetli bir panik ve dehşet anında adeta "parçalanıp dağılması" hissine de bu sebeple "ferak" (korku) denilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ferak" eylemini sıradan bir korku (havf) olarak değil; insanın iç dünyasını bölen, aklını başından alan ve onu mantıksız hareket etmeye (yalan yeminler etmeye) zorlayan şiddetli bir dehşet hali olarak tanımlar.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin beyani (edebi ve psikolojik) tasvir gücüne dikkat çeker. Kur'an, münafıkların "Biz sizdeniz" yalanının altındaki asıl duyguyu "yefrakûn" kelimesiyle ifşa eder. Onlar inandıkları için değil, maskelerinin düşmesinden, kılıçtan geçirilmekten ve toplumdaki statülerini kaybetmekten o kadar büyük bir dehşet (ferak) duymaktadırlar ki, bu şiddetli korku onları yemin üstüne yemin etmeye zorlamaktadır. Nifakın anası, inançsızlık kadar bu ruhu "parçalayıcı korkudur".

        Toshihiko Izutsu, münafık ahlakını bu fiil üzerinden imanın tam karşıtı olarak konumlandırır. İman (e-m-n kökü), mutlak bir içsel güvenlik, sükûnet, korkusuzluk ve bütünlük halidir. "Yefrakûn" (f-r-k) ise bu güvenliğin yokluğunda ruhun sürekli paramparça olması, bitmek bilmez bir paranoya içinde yaşamak ve etrafındaki herkesi potansiyel bir tehdit olarak görmektir. Yalan yemin (half), bu varoluşsal çöküşü ve korkuyu örtmek için çekilen ince bir perdedir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X