Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tevbe Sûresi, 53. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tevbe Sûresi, 53. Ayet

    قُلْ اَنْفِقُوا طَوْعاً اَوْ كَرْهاً لَنْ يُتَقَبَّلَ مِنْكُمْۜ اِنَّكُمْ كُنْتُمْ قَوْماً فَاسِق۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul enfikû tav’an ev kerhen len yutekabbele minkum(s) innekum kuntum kavmen fâsikîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      De ki: İster gönüllü harcayın ister gönülsüz, sizden asla kabul edilmeyecek! Zira siz günaha gömülmüş kimseler oldunuz.

      De ki: İster gönüllü harcayın ister gönülsüz, sizden asla kabul edilmeyecek! Bazı âlimler şöyle demiştir: Âyet cihat hakkındadır. Münafıklar, müminlere emredildiği şekilde kâfirlere karşı cihadı ve savaşa katılmakla emrolunmuşlardı. Sonra onlardan cihada çıkanlar da vardı. Onların bir kısmı ise başkasını hazırlıyor, kendisi ise geri kalıp oturuyordu. Bir kısmı ise istemeyerek cihada çıkıyordu. Ve bunun gibi durumlar. Bunun üzerine şu mealdeki ayet inmiştir: İster gönüllü harcayın, ister gönülsüz -yani korkarak- sizden asla kabul edilmeyecek. Âlimlerin bir kısmı ayetin zekât hakkında olduğunu söylemiştir. Buna göre Allah müminlerin mallarında zekâtı farz kılmıştır. Münafıklar ise mümin olduklarını açıklamışlardır. Bunlar zekâtı ödüyorlardı. Fakat bunların bir kısmı gönüllü, bir kısmı ise gönülsüz ödüyordu. Bunun üzerine Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: İster gönüllü harcayın ister gönülsüz, sizden asla kabul edilmeyecek! Çünkü onlar, Allah'a yakınlık istemiyorlar, içlerinden gönülsüz bir şekilde harcıyorlardı. Görmez misin ki Cenab-ı Hak "onlar harcamalarını gönülsüz olarak yaparlar" buyurmuştur. Sonra Cenab-ı Hak, onların harcamalarını kabul etmeme sebebini açıklamıştır. O da zira siz günaha gömülmüş kimseler oldunuz mealindeki beyanıdır.

      Zira siz günaha gömülmüş kimseler oldunuz. Yani siz günahkâr kimseler idiniz. İdiniz anlamındaki "küntüm" (كنتم) sözcüğü "gönülsüz harcadığınızdan dolayı günahkâr oldunuz" manasına gelebilir. Zira onlar imanlarını açıklamışlar, sonra bunu terketmişlerdir. Tıpkı şu beyanda belirtildiği gibi: "Şöyle ki, onlar sözde inandılar ama gerçekte inkâr ettiler". Cenab-ı Hak, onların iman ettiklerini sonra inkâr ettiklerini bildirmiştir. Önceki durum da buna göredir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kul (قُلْ)

        Sözcüğün kökü "k-v-l" harflerinden meydana gelir. Söylemek, konuşmak, hitap etmek ve telkinde bulunmak demektir. Ayette emir kipi olarak "De ki / Söyle" manasında yer alır.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde ağızdan çıkan, bir mana ve maksat taşıyan ses (söz) bulunduğunu belirtir. İnsanın zihnindekini karşısındakine aktarmasının aracıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, kavl kavramını, iradeyle üretilen ve bir anlamı olan ifadeler olarak tanımlar. Ayetin başında yer alan bu ilahi emir, Peygamber'e (ve İslam otoritesine), münafıkların riyakar infak (harcama) taleplerini mutlak bir dille ve teolojik bir gerekçeyle reddetmesi için verilmiş kesin bir talimattır.

        Enfikû (أَنفِقُوا)

        Kelimenin kökü "n-f-k" harfleridir. Tüketmek, harcamak, elden çıkarmak, geçip gitmek ve tünel (nafak) anlamlarına gelir. İf'al babında emir kipi olarak "Harcayın / İnfak edin" manasında geçer. Ayette bir tavsiye değil, "ne yaparsanız yapın faydasız" anlamında (emr-i ta'cizî) bir meydan okuma kipidir.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir şeyin bitmesi, tükenmesi ve bulunduğu yerden çıkıp gitmesi olduğunu belirtir. Malı elden çıkarmaya bu sebeple infak denmiştir. Aynı kökten gelen "nifak" ve "münafık" kelimeleri de, inancın bir delikten (tünelden) girip diğerinden çıkması (sabit kalmaması) fikrine dayanır.

        Râgıb el-İsfahânî, infak eylemini, malı veya sahip olunan bir değeri iyi veya kötü bir amaç uğruna sarf etmek olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, Kur'ani erdemler sisteminde infakın ontolojik boyutunu tahlil eder. Izutsu'ya göre gerçek infak, malı Allah rızası için vererek kişinin kendi bencil doğasını aşmasıdır. Ancak münafıklar ("n-f-k" kökünün her iki anlamını da varlıklarında birleştirenler), infakı manevi bir arınma değil, siyasi bir rüşvet ve toplum içinde statü kazanma aracı olarak kullanırlar. Allah, onların bu niyetini deşifre ederek harcamalarını (infaklarını) peşinen reddeder.

        Tav'an (طَوْعًا)

        Sözcüğün kökü "t-v-a" harflerinden meydana gelir. Boyun eğmek, itaat etmek, gönüllü olmak, uysal davranmak ve kendi isteğiyle yapmak demektir. Ayette hal (durum) zarfı olarak "gönüllü olarak / isteyerek" manasında yer alır.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde zorlama olmaksızın, yumuşaklıkla ve içten gelen bir eğilimle bir emre teslim olma fikrinin bulunduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "tav'" kavramını, kişinin iradesini ve nefsini ilahi emre veya bir otoriteye hiçbir içsel çatışma yaşamadan isteyerek (rızayla) tabi kılması olarak açıklar.

        Ev (أَوْ)

        Arapçada atıf (bağlama) edatıdır. "Veya, yahut, ister... ister..." anlamlarına gelir. Birbirine zıt iki durumu (gönüllü olma ile gönülsüz olma hallerini) birbirine bağlayarak, her iki durumda da sonucun değişmeyeceğini (kabul edilmeyeceğini) vurgular.

        Kerhan (كَرْهًا)

        Kelimenin kökü "k-r-h" harfleridir. Çirkin görmek, hoşlanmamak, zoruna gitmek, tiksinmek ve zorla/istemeyerek yapmak demektir. "Tav'an" kelimesinin zıddı olarak "gönülsüzce / zoraki" manasında geçer.

        İbn Fâris, kökün asıl manasının nefsin bir şeyi çirkin bulup ondan uzaklaşması, insanın iç dünyasına ağır ve nahoş gelen bir durumu zoraki karşılaması olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, kerh kavramını insanın tabiatına veya hırslarına aykırı bulduğu için bir eylemi baskı altında, sevmeyerek yapması olarak tanımlar. Münafıkların cihad ordusuna katılmayıp sadece para (infak) vermeye kalkmaları, bunu bile içlerinden gelerek (tav'an) değil, toplum baskısıyla veya göstermelik bir zorunlulukla (kerhan) yaptıklarını deşifre eder. Allah için niyetin şekli (ister gönüllü ister gönülsüz olsun) fâsık bir kalpten çıktığı sürece farksızdır.

        Len Yutekabbele (لَّن يُتَقَبَّلَ)

        Sözcüğün kökü "k-b-l" harflerinden meydana gelir. Karşılamak, yönelmek, yüzünü dönmek, almak ve rıza göstermek demektir. Tefe'ul babında, edilgen (meçhul) muzari fiilin başına, eylemi gelecekte kesin olarak olumsuzlaştıran "len" (asla) edatı getirilmiştir: "Asla kabul edilmeyecektir."

        İbn Fâris, bu kökün temelinde iki şeyin yüz yüze gelmesi, birinin diğerine yönelip ona rıza göstermesi ve sunulan şeyi geri çevirmemesi fikrinin yattığını belirtir. İdbar (sırt dönme) kelimesinin zıddıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "tekabbül" eylemini, sunulan bir amelin, hediyenin veya ibadetin, o amelin sahibindeki ihlas (samimiyet) sebebiyle Allah tarafından hoşnutlukla alınması ve karşılığında sevap yazılması olarak tanımlar. Allah'ın münafıkların harcamalarını "asla kabul etmeyeceğini" ilan etmesi, ibadetlerde amelin miktarından ziyade (ne kadar harcadıkları değil), ameli yapan öznenin niyetinin ve teolojik kimliğinin (mümin mi münafık mı olduğunun) belirleyici olduğunu gösteren mutlak bir ilahi yasadır.

        Minküm (مِنكُمْ)

        Harf-i cer (min) ve ikinci çoğul şahıs zamirinin (küm) birleşimidir. "Sizden" demektir. Amelin reddedildiği o riyakar kitleyi doğrudan muhatap alarak işaret eder.

        İnneküm (إِنَّكُمْ)

        "İnne" (şüphesiz/muhakkak ki) tekit edatı ile "küm" (siz) zamirinin birleşimidir. "Şüphesiz siz, kesinlikle siz" anlamında, amellerinin reddedilme gerekçesini (illetini) bildiren ve sonucu sabitleyen tekit cümlesinin başlangıcıdır.

        Küntüm (كُنتُمْ)

        Kelimenin kökü "k-v-n" harfleridir. Olmak, meydana gelmek, bulunmak ve idi anlamlarına gelir. Nakıs fiil olarak "siz oldunuz / siz ... idiniz" manasında, onların sonradan edindikleri geçici bir durumu değil, varoluşsal ve kökleşmiş karakterlerini niteler.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin varlık sahasına çıkması, sabit ve mevcut olması fikrinin bulunduğunu belirtir.

        Kavmen (قَوْمًا)

        Sözcüğün kökü "k-v-m" harflerinden meydana gelir. Ayakta durmak, kıyam etmek ve bir işi üstlenmek anlamlarından yola çıkarak, toplumsal işleri birlikte göğüsleyen, aynı zihniyeti taşıyan insan topluluğuna, gruba ve kitleye (kavm) dönüşmüştür.

        İbn Fâris, toplulukları oluşturan bireylerin ortak bir amaç (veya inanç) etrafında birbirlerine destek olarak "ayakta kalması" sebebiyle onlara kavm denildiğini belirtir. Burada kavm, sıradan bir ırkı değil, nifak ideolojisi etrafında toplanmış sosyolojik bir bloku niteler.

        Fâsikîn (فَاسِقِينَ)

        Kelimenin kökü "f-s-k" harfleridir. Yoldan çıkmak, sınırı aşmak, kabuğunu yırtmak, itaatsizlik etmek ve ilahi yasayı çiğnemek demektir. Çoğul ism-i fail olarak "yoldan çıkanlar, fâsıklar" anlamında, kavm kelimesinin sıfatı (ve harcamaların reddedilmesinin asıl teolojik sebebi) olarak yer alır.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir şeyin kendi koruyucu örtüsünden, sınırından veya kabuğundan dışarı fırlaması olduğunu belirtir (örneğin taze hurmanın kabuğunu yırtıp çıkmasına da bu kökten "fesekat" denir). İnsanın da Allah'ın şeriatının ve itaat sınırının (kabuğunun) dışına çıkmasına bu yüzden "fısk" denilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, fısk kavramını dinden ve hak yoldan tamamen sapmak, ilahi sözleşmeyi (misakı) bozmak ve itaatten ayrılmak olarak açıklar. Fısk, sıradan bir günah değil, sistemsel bir başkaldırıdır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'ani ahlak felsefesinde fâsık karakterini tahlil eder. Izutsu'ya göre münafıklar, kalplerinde inanç barındırmadıkları halde dışarıdan dini ritüelleri (infak gibi) taklit ederek statü kazanmaya çalışan kurnazlardır. Ancak Kur'an, onları sadece "inanmayanlar" (kâfirler) olarak değil, aynı zamanda toplumun ahlaki ve hukuki nizamını içeriden bozan, ilahi sözleşmenin kabuğunu yırtan aktif "bozguncular" (fâsıklar) olarak etiketler. Bir fâsığın parası (infakı) İslam devletinin hazinesine girebilir, ancak teolojik olarak Allah katında hiçbir meşruiyeti ve kabulü (yutekabbele) yoktur. Zira fısk, amelin özünü zehirleyen ontolojik bir bozulmadır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X