قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَٓا اِلَّٓا اِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِۜ وَنَحْنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمْ اَنْ يُص۪يبَكُمُ اللّٰهُ بِعَذَابٍ مِنْ عِنْدِه۪ٓ اَوْ بِاَيْد۪ينَاۘ فَتَرَبَّصُٓوا اِنَّا مَعَكُمْ مُتَرَبِّصُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tevbe Sûresi, 52. Ayet
Daralt
X
-
De ki: Sizin bizim hakkımızda beklediğiniz, sonuç ne olursa olsun (bize göre) iki güzellikten biridir. Bizim sizinle ilgili beklentimize gelince, Allah ya katından bir bela gönderecek veya sizin cezanızı bizim elimizle verecektir. Haydi siz akıbetimizi bekleyin, biz de sizinle beraber akıbetinizi bekleyelim.
De ki: Sizin bizim hakkımızda beklediğiniz, sonuç ne olursa olsun (bize göre) iki güzellikten biridir. İbn Abbas'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Sizin bizim hakkımızda beklediğiniz, iki güzellikten biridir. Yani şehadet, ebedi hayat ve rızık ve itibar. Tıpkı şu ilâhi beyanda belirtildiği gibi: "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanrna! Bilakis onlar diridirler; Rab'leri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar". İki güzellikten biri mealindeki cümlede belirtilen iki güzelliğin dünyadaki ganimet ve zafer olması mümkündür. 0, şöyle buyurmaktadır: Sizin bizim hakkımızda beklediğiniz, iki güzellikten biridir. Ya âhiretteki ebedî hayat, güzel rızık ve itibar veya dünyadaki ganimet ve zafer. Bizim hakkımızda beklediğiniz bunlardır.
Bizim sizinle ilgili beklentimize gelince, Allah, katından bir bela gönderecektir. Öldürülürseniz bu, âhiretteki azaptır. Veya sizin cezanızı bizim elimizle verecektir. Yani bizim elimizle öldürülmenizdir. Haydi siz akıbetimizi bekleyin. Yani hakkımızda kötülük bekleyin. Biz de sizinle beraber akıbetinizi bekleyelim. Size gelecek olan azabı. Onların bizim hakkımızda bekledikleri, sadece kötülük ve helâk olmaktır. Bu, Cenab-ı Hakk'ın başka bir ayette bildirdiği şu ilâhi beyan gibidir: "Ve başınıza kötü hallerin gelmesini bekler durur". Onlar bizim hakkımızda iyilik beklemiyorlardı. Fakat belirtmiş olduğumuz kötülükleri bekliyorlardı. Fakat bu durum, her ne kadar bu münafıklar hakkında helâk ve kötülük olsa da, müminler hakkında âhirette iyiliktir.
Yorumu Yorumla
-
Kul (قُلْ)
Sözcüğün kökü "k-v-l" harflerinden meydana gelir. Söylemek, konuşmak, hitap etmek ve telkinde bulunmak demektir. Ayette emir kipi olarak "De ki / Söyle" manasında yer alır.
İbn Fâris, bu kökün temelinde ağızdan çıkan, bir mana ve maksat taşıyan ses (söz) bulunduğunu belirtir. İnsanın zihnindekini karşısındakine aktarmasının aracıdır.
Râgıb el-İsfahânî, kavl kavramını, iradeyle üretilen ve bir anlamı olan ifadeler olarak tanımlar. Ayetin başında yer alan bu ilahi emir, Peygamber'in kendi kişisel düşüncesini değil, münafıkların narsist sevinçlerine ve kurnaz hesaplarına karşı Allah'ın teolojik (meydan okuyan) argümanını onların yüzüne bir "bildiri" olarak okumasını emreder.
Hel (هَلْ)
Arapçada soru edatıdır. "Mı/mi, acaba" anlamlarına gelir. Cümleye istifham (soru) manası katarak muhatabı düşündürmeyi ve köşeye sıkıştırmayı hedefler.
Terabbesûne (تَرَبَّصُونَ)
Sözcüğün kökü "r-b-s" harflerinden meydana gelir. Beklemek, fırsat kollamak, pusuya yatmak ve gözetlemek demektir. Tefe'ul babında, çoğul şahıs geniş/şimdiki zaman fiili olarak "Bekliyor musunuz? / Fırsat mı kolluyorsunuz?" anlamında geçer.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir şeyin olmasını, vaktinin gelmesini beklemek ve birini gizlice gözetlemek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "terabbus" eyleminin, bir kimsenin başına bir felaketin (musibetin) gelmesini veya rüzgarın yönünün değişmesini beklemek, fırsat kollamak olduğunu açıklar. Münafıkların İslam ordusuna katılmayıp Medine'de kalmaları eylemsizlik değil, ordunun başına ne geleceğini görmek için yattıkları aktif bir "pusu" ve "fırsatçılık" (terabbus) psikolojisidir.
Toshihiko Izutsu, münafık ahlakındaki bu pasif-agresif fırsatçılığa değinir. Izutsu'ya göre "terabbus", ilkeli bir duruş değil; kazanana göre pozisyon almak için köşede bekleyen, başkasının felaketinden menfaat devşirmeye çalışan pragmatist bir bekleyiş halidir.
Binâ (بِنَا)
Harf-i cer (bi) ve birinci çoğul şahıs zamirinden (nâ) oluşur. "Bizim için, bizim hakkımızda, bize dair" anlamlarına gelir. Bekleyişin yöneldiği (hedeflendiği) kitleyi, yani Peygamber ve beraberindeki İslam ordusunu işaret eder.
İllâ (إِلَّا)
Arapçada istisna edatıdır. "Ancak, yalnız, müstesna, ...den başka" anlamlarına gelir. Öncesindeki soru edatıyla (hel) birleştiğinde cümleye "hasr" (daraltma ve kesinleştirme) manası katar: "Bizim için şundan başkasını mı bekliyorsunuz?"
İhdâ (إِحْدَى)
Kelimenin kökü "v-h-d" harfleridir. Bir, tek ve eşsiz olmak anlamındaki kökten türeyen "Ehad" kelimesinin müennes (dişil) formudur. Ayette isim tamlamasının ilk unsuru olarak "İkisinden biri, birisi" manasında yer alır.
El-Husneyeyn (الْحُسْنَيَيْنِ)
Sözcüğün kökü "h-s-n" harflerinden meydana gelir. Güzel olmak, iyi olmak, göze ve akla hoş gelmek demektir. "El-Hüsna" (En güzel/daha güzel) kelimesinin tesniye (ikil) ve mecrur formudur. "İki güzellik" veya "iki iyilik" demektir.
İbn Fâris, bu kökün temelinde insanın fıtratına uyumlu gelen, onda sevinç yaratan "mutlak iyilik ve güzellik" fikrinin bulunduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, savaş bağlamında bu "iki güzelliğin", düşmana galip gelip "zafer kazanmak (ve ganimet almak)" veya bu uğurda öldürülüp "şehitlik makamıyla cennete gitmek" olduğunu belirtir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramı müminin varoluşsal kaygılarını (ölüm korkusunu) sıfırlayan teolojik bir formül olarak tahlil eder. Mümin için İslam davası uğrunda savaşırken bir "kayıp" (loss) ihtimali yoktur; durum mutlak bir "kazan-kazan" (win-win) seçeneğine (el-husneyeyn) bağlanmıştır. Münafıkların beklediği "felaket/musibet", müminlerin lügatinde ölüm bile olsa bir "güzellik" (şehadet) olarak tanımlandığı için nifak ehlinin beklentisi ontolojik olarak boşa düşürülmüştür.
Ve Nahnu (وَنَحْنُ)
"Ve biz..." anlamında birinci çoğul şahıs muttasıl zamiridir. Münafıkların sinsi bekleyişine karşı, müminlerin kendi net duruşlarını ve beklentilerini beyan etmeye başladıkları giriş cümlesidir.
Neterabbesu (نَتَرَبَّصُ)
Kelimenin kökü "r-b-s" harfleridir. Beklemek, gözetlemek, fırsat kollamak demektir. Birinci çoğul şahıs geniş/şimdiki zaman fiili olarak "Biz de bekliyoruz / Biz de gözetliyoruz" manasını taşır.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın bu ayetteki "müşakele" (aynı eylemi/kelimeyi karşılıklı kullanma) sanatına dikkat çeker. Münafıkların sinsi ve kötü niyetli beklentisine (terabbesûne), müminler aynı fiille (neterabbesu) ancak tamamen haklı, vakur ve ilahi adalete dayanan bir beklentiyle cevap vererek onlara karşı ezici bir retorik (beyani) üstünlük sağlarlar.
Biküm (بِكُمْ)
Harf-i cer (bi) ve ikinci çoğul şahıs zamirinden (küm) oluşur. "Sizin için, size dair, sizin hakkınızda" demektir.
En (أَن)
Arapçada mastar edatıdır. Kendisinden sonra gelen muzari fiili nasb eder (sonunu üstün yapar) ve ona mastar anlamı (yapması, etmesi, olması) katar.
Yusîbekümu (يُصِيبَكُمُ)
Sözcüğün kökü "s-v-b" harflerinden meydana gelir. Doğru olmak, isabet etmek, hedefini bulmak ve inmek demektir. İf'al babında mastarlaşmış fiil olarak "size isabet etmesini / sizi vurmasını" manasında geçer.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir şeyin hiçbir sapma göstermeden doğrudan hedefine (merkezine) yönelip ona ulaşması (isabet etmesi) olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, isabet eyleminin, ilahi takdirin ıskalamaksızın tam olarak hedeflenen kişiyi (münafıkları) bulması ve onlara ulaşması olduğunu söyler. Beklenen cezanın (azabın) rastgele değil, nokta atışıyla onlara "isabet edeceği" vurgulanır.
Allâhu (اللَّهُ)
Mutlak Yaratıcı'nın özel ismidir. "Yusîbe" (isabet ettirme) eyleminin faili (öznesi) olarak, verilecek cezanın kaynağının bizzat ilahi otorite olduğunu tesciller.
Bi-Azâbin (بِعَذَابٍ)
Kelimenin kökü "a-z-b" harfleridir. Ceza, eziyet, acı ve ıstırap demektir. Harf-i cer ile "bir azapla / ağır bir cezayla" manasında yer alır.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının kişiyi şiddetle engellemek, ona acı vererek huzurunu/tatlılığını gidermek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, azabın insanın varlığına, bedenine ve ruhuna ağır acı veren bir karşılık olduğunu söyler. Müslümanların iki güzellikten birini (zaferi veya şehadeti) beklemesine karşılık, münafıkların nasibinin sadece bu mutlak acı (azap) olduğu ilan edilir.
Min İndihî (مِّنْ عِندِهِ)
"Min" (den/dan) harf-i ceri, "ind" (kat, yan, huzur) zarfı ve "hu" (onun) zamirinden oluşan tamlamadır. "Doğrudan Kendi katından / Kendi nezdinden" demektir.
Râgıb el-İsfahânî, "ind" zarfının, bir şeyin doğrudan o kaynağın huzurundan ve gücünden (vasıtasız olarak) geldiğini bildirdiğini söyler. Allah'ın "Kendi katından" vereceği azap, yeryüzündeki bir afeti, yıldırımı veya doğrudan kıyamet/ahiret azabını (cehennemi) işaret eder.
Ev (أَوْ)
"Veya, yahut" anlamında atıf (seçenek) edatıdır. Azabın (cezanın) geleceği iki farklı boyutu ve muhtemel kaynağı birbirinden ayırmak için kullanılır.
Bi-Eydînâ (بِأَيْدِينَا)
Sözcüğün kökü "y-d-y" harflerinden meydana gelir. "Yed" (el) kelimesinin çoğulu olan "eydî" (eller) ve mütekellim zamirinin (nâ/bizim) birleşimidir. "Yahut bizim ellerimizle" demektir.
İbn Fâris, bu kökün temelinde insanın eylem yapma, tutma, kavrama ve gücünü yansıtma organı olan "el" fikrinin bulunduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "el" (yed) kelimesinin Arapçada sadece fiziksel bir organı değil; mecazen gücü, kudreti, eylemi ve yaptırımı temsil ettiğini açıklar. Allah'ın münafıklara "bizim ellerimizle" azap etmesi, ilahi adaletin Müslümanların kılıçları, askeri güçleri ve hukuki otoriteleri üzerinden yeryüzünde tecelli etmesi; münafıkların/inkarcıların İslam devleti tarafından cezalandırılmasıdır.
Fe (فَ)
Sonuç, takip ve nedensellik bildiren atıf harfidir. "Öyleyse, madem durum bu, şu halde" anlamlarına gelerek cümlenin son bağlayıcı hükmünü (emrini) başlatır.
Terabbesû (تَرَبَّصُوا)
Kelimenin kökü "r-b-s" harfleridir. Emir kipi olarak "Bekleyin / Gözetleyin / Fırsat kollayın" demektir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu emrin (bekleyin) Kur'ani retorikte aslında bir "tavsiye" veya gerçek bir bekleme komutu olmadığını; aksine meydan okuma (tehaddi), alay (tehakküm) ve tehdit bildiren psikolojik bir rest olduğunu ifade eder. "Madem niyetiniz sinsi bir pusu kurmak, o halde elinizden geleni ardınıza koymayın, bekleyin" şeklindeki mutlak bir özgüven beyanıdır.
İnnâ (إِنَّا)
"İnne" (şüphesiz/muhakkak ki) tekit edatı ile "nâ" (biz) zamirinin birleşimidir. "Şüphesiz biz / kesinlikle biz de" anlamında, söylenecek sözün kesinliğini pekiştirir.
Meaküm (مَعَكُم)
Yer ve zaman bildiren "Maa" (ile, birlikte, beraber) zarfı ile "küm" (siz) zamirinin birleşimidir. "Sizinle beraber" demektir.
Müterabbisûn (مُّتَرَبِّصُونَ)
Sözcüğün kökü "r-b-s" harflerinden meydana gelir. Çoğul ism-i fail olarak "bekleyenleriz, gözetleyenleriz" manasında ayetin son kelimesidir.
İbn Fâris, ism-i fail formunun bu kökte "eylemi aktif olarak ve kararlılıkla sürdürenler" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, ayetin bu kelimeyle bitmesinin, müminlerin kararlı ve sonuca (Allah'ın hükmüne) tevekkül etmiş duruşunu gösterdiğini söyler. Onların "bekleyenler" (müterabbisûn) olması, münafıklar gibi pasif ve korkak bir pusu hali değil; ilahi adaletin, zaferin veya cezanın mutlaka tecelli edeceğine dair sarsılmaz ve aktif bir "teolojik bekleyiş / inanç duruşu" sergilemeleridir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla